Çocuklara Bağırmak Yerine Onlarla Konuşmak Neden Önemli?

0
12980

Neredeyse bütün ebeveynler zaman zaman kontrolünü kaybeder ve çocuklara bağırır. Peki ya bunu defalarca yaparsanız?

Araştırmacılar ebeveynlerin artık daha fazla bağırdığını tahmin ediyor. Ebeveynler vurmaktan kaçınmaya şartlanmış oldukları için bunun yerine öfkelerini ve hayal kırıklıklarını bağırarak dışa vuruyorlar. Araştırmaya göre her dört ebeveynden biri, küçük ya da ergenlik dönemindeki çocuklarına ortalama ayda bir kez, yaramazlık yaptığı ya da kendisini kızdırdığı için bağırıp çağırıyor ya da avaz avaz haykırıyor. Giderek daha fazla terapist ve ebeveynlik uzmanı ise bunun bir çocuğu nasıl üzeceğinin yanı sıra nasıl durdurulabileceği üzerine yoğunlaşıyor.

“Sesinizi yükseltmek her zaman kötü değildir. Bir sorunu yüksek sesle tarif etmek, kimseyi üzmeden dikkat çekmeyi sağlayabilir” diyor ebeveynlik uzmanı Roslyn Heights. Örneğin: “Mutfak yerlerini yeni sildim ama üstü şu anda çamurlu ayak izleriyle doldu!”

Bağırmak kişisel bir saldırıya dönüştüğünde, bir çocuğu, “Neden hiçbir şeyi hatırlayamıyorsun?” ya da “Bunu hep yanlış yapıyorsun!” gibi cümlelerle hor görmek ya da suçlamak söz konusu olduğunda zarar verici olmaya başlıyor.

Araştırmalarınnın gösterdiğine göre pek çok ebeveyn kontrolünü kaybediyor, çünkü çocuklarının yaramazlığını ya da başkaldırısını kişisel alıyor: Ebeveynler kendilerini ya saldırıya uğramış hissediyor ya da çocuğun eylemlerinin kendilerine kötü yansıdığını düşünüyor. Aile Psikolojisi Dergisi’nde Nisan ayı içinde yayınlanan araştırmaya göre bir çocuğun negatif duygularını, beklenmedik, yorucu ve üzücü bulan ebeveynlerin, her yeni “patlama” ile ilgili daha fazla gözü korkuyor ve daha fazla hayal kırıklığı yaşıyor. “Duygusal akış” denen bu bu kalıp, ebeveynin problem çözme becerisini bozguna uğratarak ve ona bağırma gibi duygusal tepkiler yükleyerek ilişkide aşağı doğru bir spirali tetikliyor.

Sonuçları Eylül ayında yayınlanan ve Pittsburgh Üniversitesi psikoloji ve eğitim profesörü Ming-Te Wang tarafından yönetilen, 976 ortaokul öğrencisinin ve velisinin katıldığı bir başka araştırma ise ebeveynleri, bağırmak ya da hakaret etmek gibi “sert sözlü disiplin” kullanan ergenlerin, davranış problemleri ve depresyon belirtileri göstermeye daha meyilli olduklarını gösteriyor.

PJ-BS929_WORKFA_DV_20140128172953

Yine bir başka araştırma, çocuklara bağırmanın onlara vurmaktan daha öte sonuçları olduğunu ileri sürüyor. Brown Üniversitesi’nde psikiyatri ve insan davranışı yardımcı profesörü Stephanie Parade liderliğinde yürütülen ve 15 yıl süren çalışmanın sonucuna göre ebeveynleri tarafından bağırarak disiplin verilen sekiz yaşındaki çocuklar, 23 yaşına geldiklerinde sevgilileriyle ya da eşleriyle daha az tatmin edici bir ilişki yaşıyorlar. “Bağıran ebeveynler çocuklarına kendi duygularını regüle etmeyi (düzenleme, kontrol etme) öğretme fırsatını kaçırıyor olabilirler” diyor Parade.

Araştırmaya göre vurmak da daha az tatminkar yetişkin ilişkileri getirebiliyor. Ancak vurmanın negatif etkileri, ebeveynler çocuklarını diğer zamanlarda övdüğünde telafi edilebiliyordu. Bağırmanın etkileriyse ebeveynlerin sıcaklığı ile silinemiyordu. Ebeveynleri bağırdığında çocukların öğrendiği negatif problem çözme taktikleri, yetişkin olduklarında da sürüyordu. 2012 yılında Evlilik ve Aile İncelemesi’nde yayınlanan araştırmaya göre bu çocuklar, başkalarının da kendilerine negatif bir şekilde davranacağını bekleyebiliyor ve kendilerine bilinçsizce bu beklentiyi karşılayan eşler seçiyorlardı.

Ebeveynlik öfkesi üzerine yazdığı kitapla tanınan Julie Ann Barnhill ise “Bağırmak, yüzde 90’ımızın en büyük zararı verdiği yerdir” diyor. Barnhill eskiden, çocukları henüz anaokulundayken haftada 2-3 defa onlara avaz avaz bağırdığını söylüyor. Barnhill daha sonra danışmanlık alarak öfkesini kontrol etmeyi ve çocuklarına daha sakin ve daha pozitif yollarla disiplin vermeyi öğreniyor. Bugün seminerlerinde ve atölyelerinde ebeveynlere bu teknikleri öğretiyor.

Ebeveynler bir patlamanın yaklaşmak üzere olduğunun belirtilerini fark edebilir ve kendi tansiyonlarını düşürebilirler. Uyarı belirtileri şunları içerebilir: Boğaz ya da göğüste sıkışma, sığ ya da hızlı nefes, diş ya da çene sıkma, kendinizle ilgili negatif düşünceler ya da bunalmış hissetme. Derin nefesler, hoş bir sahneyi gözünde canlandırma, 10’a kadar sayma ya da odayı terk etme yardımcı olabilir. Barnhill, “Kötü bir gün geçiriyorum, ama öfkelenmek sadece her şeyi daha da kötüleştirecek” gibi sakinleştirici düşünceleri kafanızdan geçirmenizi öneriyor.

“Mükemmel Annelere Son” kitabının yazarı Jill Savage ise dökülen süt ya da kaybedilen mont gibi küçük aksiliklere zaman vermek için günlük rutinlerinizde boş zamanlar oluşturmanızı öneriyor. “Eğer akşam yemeğinden sonra etrafı toplamak için 20 dakikam varsa, o zaman dökülen sütü daha iyi idare edebilirim.”

Cümlelere “Sen” yerine “Ben” ile başlamayı öğrenmek de ebeveynlerin bir “öfke saldırısından” bir “öğretme anına” geçiş yapmalarını sağlayabiliyor. “Hoşunuza gitmeyen şeyi söyleyin, sonra da hoşlanacağınız şeyin ne olduğunu ya da neyi beklediğinizi ekleyin” diyor Savage.

Leigh Fransen, kızları, 10 yaşındaki Alona ve 8 yaşındaki Elisha aynı hafta içinde köpeklerini iki akşam yemek yedirmeyi unutunca onlara avaz avaz bağırmak istediğini söylüyor. “Bu gerçekten büyük bir sorumluluk ve benden sürekli yeni hayvanlar evlat edinmemizi istiyorlar” diyor Fransen. “Onlara bağıra bağıra ‘Köpeği beslemediğiniz için size de akşam yemeği yok! Nasıl bir hismiş görün bakalım!’ demek istedim. Ama bu, gözyaşları ve mutsuzluktan başka bir şey getirmeyecekti ve muhtemelen ben de sözümden dönecektim.”

Bunun yerine tepkisine “Ben” ile başladı. “Ben köpeğin doyurulmamış olduğunu görmek istemiyorum. Şuna baksanıza, ne kadar kötü durumda. Kendi yemeğinizi yemeden önce onu doyurmanızı bekliyorum.” Daha sonra anneleri, sorumluluk aldıkları için çocukları övdü ve “Köpeğimiz zamanında akşam yemeğini yediği için çok daha mutlu görünüyor” diyerek onların da bunu görmesini teşvik etti.

Pek çok ebeveyn gerçekçi olmayan beklentileri olduğu için patlar. Mesela iki yaşındaki bir çocuğun ebeveynlerinin sınırlarını zorlamamasını beklemek gibi. Çocuklarımıza “Yaşına göre davran” deriz ve gerçekte de öyle davranırlar aslında. Çocukların mükemmel olmalarını beklememek ebeveynlerin öfkelerini yatıştırabilir. Aynı şekilde bir çocuğun yaptığı hatayı öğrenmesi için bir fırsat olarak görmek de.

Ebeveynler çocuklarını çözümler bulmaya dahil ederek bir sinir krizini, öğretme anına çevirebilirler. Bunun için sakin bir anı beklemek ve çocuğun çiğnediği kuralı dile getirmek önemli. Sonra da çocuğa, bu yanlış davranışın bir daha olmasını nasıl engelleyebileceği ile ilgili bir seçenek verebilirsiniz. Bir çocuğu çözüm önermeye davet etmek ona problem çözme becerileri öğretir.

Bir başka anne örneği daha: 6 yaşındaki oğlu arabayla gezintiye çıktıklarında diğer iki çocuğun yükseltici koltuklarını tekmeleyip itince annesi Sarah Weingot bu tekniği kullanmayı denedi. Weingot oğluna, bir dahaki sefere bakıcıyla birlikte evde kalmak ile bir çözüm bulmak arasında bir seçim önerdi. Oğlan “daha iyi bir araba al” dan başlayıp daha rahat koltuklarda sırayla oturmaya kadar uzun bir liste yaptı. Ve sonuncu fikir işe yaradı.

Özür dilemek, bir patlamadan sonra bir ilişkiyi tamir etmeye yardımcı olabilir. Yazar Barnhill, kızı ergenlik dönemindeyken onu yanına alıp birkaç yıl önce tartıştıkları bir olay yüzünden özür diledi. “Yüzüne doğru sana avaz avaz bağırdığımı hatırlıyorum. Bunun için çok özür dilerim güzel kızım.”

Bugün 25 yaşında olan kızı ise annesinin çocukken kendisine çok fazla bağırdığını hatırlamadığını söylüyor. Ancak annesinin pişmanlığının onu ağlattığını hala çok net hatırlıyor. “Benim duygularıma ne kadar önem verdiğini göstermişti.”

Kaynak: https://www.wsj.com/articles/talking-to-your-child-after-you-yell-1390954159

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here