Çocuklara Hazır Olduklarında Öğretin

0
1698

Arkadaşım Marie’nin kızı Emily ana sınıfına yeni başladı. Emily daha önce müfredatın tavşanları sevme ve makarnadan sanat yapmadan ibaret olan bir anaokuluna gitmişti. Emily okumayı öğrenmekle ilgilenmiyor, fakat dans etmeyi ve şarkı söylemeyi seviyor ve saatlerce bebeklerle oynayabiliyor.

Emily’nin ablası Frances ana sınıfına başlamadan önce gayet iyi bir şekilde okuyordu ve iki çocuğun arasındaki fark Marie’yi endişelendiriyordu. Emily’nin büyükannesi ve babası da bunun bir problem olduğunu düşünüyorlardı ve belki de Marie’nin Emily’e daha çok okuması gerektiğini ima ediyorlardı. Marie bu konuda başka bir anneyle konuştuğunda, arkadaşı da kendi iki kızı hakkındaki benzer kaygısını paylaştı. O da, bir şekilde küçük kızına yeterince kitap okumamasının kendisinin bir hatası olup olmadığını merak ediyordu. Bu küçük kardeşler, ana sınıfına başladıkları zaman geri mi kalacaklar?

Bu senaryo bizi çılgına çeviriyor çünkü bilime ve gerçekliğe değil, korku, rekabet ve baskıya dayanıyor. Bu lüzumsuz baskıyı sadece ebeveynler değil, çocuklar da hissediyor. Bu noktada, daha ilkokula başlamadan önce bir çocuk diğeriyle kıyaslanmaya başlıyor. Akademik kriterler, daha erken başlamanın çocukları daha başarılı yapacağı yanlış varsayımına dayanarak çok ama çok daha erkene çekiliyor.

Bilimsel araştırmalar, çocuklara 7 yaşında okumayı öğretmenin daha etkili olduğunu ve okumayı erken öğrenen çocukların kazandıkları bu avantajı çocukluklarının ileriki yıllarında kaybettiklerini göstermesine rağmen biz artık 5 yaşındaki çocuklara okumayı öğretiyoruz.

Bir zamanlar, belirli bir sınıf seviyesi için ileri düzey olan bir çalışma artık standart olarak görülüyor ve ayak uydurmakta zorlanan ya da henüz hazır olmayan çocuklar yetersiz olarak değerlendiriliyor. Çocuklar kendilerine öğretilen şeyleri öğrenmeye hazır olmadıklarında, hayal kırıklığına uğramış ve utanç dolu hissederler ve hiçbir şeyi kontrol edemediklerini  düşünürler. 

Gerçek şu ki, okullar değişse de çocuklar değişmedi. Bu tür şeyleri ölçmeye başladığımızdan beri, bugünün 5 yaşındaki çocukları 1925’deki akranlarına göre esasen daha ileri değiller. Bugünün bir çocuğu ile 1925 yılında yaşayan bir çocuk (4.5 yaşında) aynı kareyi ya da üçgeni (5.5 yaşında) çizer ya da kaç tane madeni parayı saydığını (6 yaşına geldiğinde 20’ye kadar) hatırlar.

Bu temel bilgiler, çocuğun okumaya ve aritmetiğe hazır olduğuna işaret eder. Elbette, bazı çocuklar bu eğrinin üzerine çıkacaktır, ama toplamayı gerçekten anlamak için çocukların sayıları akıllarında tutabilmesi ve K ve R gibi harfleri okuması ve yazması için de bir üçgendeki eğik çizgiyi fark edebilmesi gerekir.

Problem şu ki, 1920’lerden 1970’lere kadar çocuklar oyun oynamakta serbestken ve otokontrol gibi temel becerilere bu şekilde zemin hazırlarken, modern anaokulları okuma ve yazmayı gerekli kıldı.

Beyin gelişimi, yaş aldıkça neredeyse her şeyi öğrenmeyi kolaylaştırır (yabancı diller hariç). İyi araçlarla çalışmak her zaman daha kolaydır. Kör testere ile bir masa yapabilirsiniz, ama daha çok zaman alır ve daha az keyifli olur Ayrıca bir şeyler inşa etmekle ilgili, daha sonra kurtulmakta zorlanacağınız yanlış alışkanlıklar edinmenize sebep olabilir.

 

Aceleye getirilen akademik eğitimin en belirgin sorunlarından biri de zayıf kalem tutuşudur. Kalemi düzgün tutmak aslında oldukça zordur. İlk iki parmağın ve başparmağın uçları arasında kalemi tutmanız, sabitlemeniz ve sadece parmak uçlarınızı kullanarak hem yatay hem de dikey hareket ettirmeniz için ince motor becerisine sahip olmanız gerekir. Çocukların çok erken yaşta yazı yazmaya teşvik edildiği 20 kişilik bir okul öncesi sınıfında, 17 çocuğun kalemi tutmak için içselleştirdikleri geçici çözümleri düzeltmek için duyu bütünleme terapisine ihtiyaç duyduklarını biliyoruz. 

Düşünün: Çocukların yüzde 85’i ekstra yardıma ihtiyacı duydu, ebeveynler bunun için ekstra para harcadılar ve bazı yetişkinler çocukların gelişim evrelerini dikkate almaksızın,  “Şu 4 yaşındaki çocuklara yazmayı öğretsek harika olmaz mıydı?” diye düşündüğü için ebeveynler ve çocuklar kendilerini stres altında hissettiler.

Bu “daha erken” baskısını liseye kadar görüyoruz. Sekizinci sınıflar, bir zamanlar dokuzuncu sınıflara öğretilen fen derslerini alıyorlar ve onuncu sınıflar, eskiden üniversitede öğretilen edebiyat derslerini görüyorlar. Bazı okullarda dokuzuncu sınıftakiler yerine sekizinci sınıftaki çoğu öğrenciye cebir öğretmeye kalkıştılar. Esas amaçları yedinci sınıfta cebir öğretmeye başlamaktı. Ama sonuç bir facia oldu, çünkü dört çocuktan üçü final sınavlarında başarısız oldular. Çoğu sekizinci sınıf öğrencisinde, cebiri öğrenmek için gerekli olan soyut düşünme becerileri yeteri kadar gelişmemiştir. 

Henüz dokuzuncu sınıftayken çocuklarının lise bitirme sınavlarına hazırlanmaya başlamasını isteyen veliler var artık. Bu velilere, çocuklarının zaten okulda öğrenecekleri şeyleri öğrenmeleri için ekstra zaman ve para harcamalarının bir hata olduğunu söyleriz. Çocuklarının okulda beceri geliştirmelerini ve bilgi edinmelerini beklemenin çok daha iyi olduğunu hatırlatırız. Son senelerinde de bazı test hazırlıkları yapmaları gerektiğini ekleriz.

Test hazırlığına çok erken başlamak sadece gereksiz değildir, aynı zamanda ters de teper. 14 yaşındaki bir çocuğa bir bireysel emeklilik planının inceliklerini anlatmaya benzer. Hiçbir işe yaramayacaktır. 

Sağduyu sahibi her ebeveynin içselleştirebileceği ana ve kritik mesaj şudur: “Daha erken, her zaman daha iyi değildir” ve aynı şekilde, “Eğer çok fazla ise, daha fazla, daha iyi değildir.”

 

Çeviri: Özlem Öztürk

Kaynak: https://www.edutopia.org/article/teach-kids-when-theyre-ready

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here