Eğitim Reformu Girişimi: Daima Muhabbet, İnadına Muhabbet

0
1112

“En uzak mesafe ne Afrika’dir,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan.”
Can Yücel

Zorlu bir çağa denk geldik. Savaşların dinmediği, milyonlarca insanın yerinden edildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Güvenlik ve yasa dışı nüfus hareketlerini engelleme amacıyla her geçen gün daha fazla ülke komşusuyla arasına duvar örüyor. The Economist bir makalesinde Avrupa ülkeleri arasında çok yakında, Soğuk Savaş zamanındakinden daha fazla fiziksel bariyer olacağını söylüyor.

Dünyada iktidar dengeleri değişiyor; siyasetin hayatımız üzerindeki etkisi gün geçtikçe artıyor. Bir diğerinin sesine kulak vermemek, kimi kültürleri ve dilleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Yalnızca kültürler ve diller de değil, uğruna mücadele verilen başka meseleler de bundan etkileniyor. Örneğin, iklim değişikliği bazı ülkeleri gözümüzün önünde haritadan silerken, kimi liderler, küresel ısınmaya karşı uzun yıllardır çabalayarak gelinen noktadan geri dönüşün sinyallerini veriyor. Yaşananlar beraberliğimizi, birlikte yaşamın temellerini riske atıyor.

Üstelik içinde bulunduğumuz bu çağa bilgi çağı diyoruz! Yapay zeka, teknoloji ve bilimdeki gelişmelerle iletişimin sınırlarını zorluyoruz. Bir haberi dünyanın bir ucundan öbür ucuna saniyeler içinde götürebiliyor, her yanımızdan yükselen sesler arasında dikkatimizi neye vereceğimizi şaşırıyoruz. Peki, bu ortamda birbirimizi ne kadar duyuyoruz? Birbirimizi duymadan, “iki kafa arasındaki en uzak mesafeyi” birbirimize doğru kat edebilir miyiz?

Eğitim Reformu Girişimi (ERG), 2004’ten bu yana her yıl, eğitimde iyi örneklerin var olduğuna inanarak Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı düzenliyor, eğitime gönül veren herkesin katılımına açık olan bu konferansın açış oturumunda, her yıl farklı bir konuyu ele alıyor. Bu yıl 14.sü düzenlenen konferansın açış oturumunun teması da, kendimize ve birbirimize her gün sorduğumuz bu sorudan yolan çıkarak belirlendi.

Bizi Ayıran Duvarlar Yerine Köprüler İnşa Etmek

Her türlü ayrımcı düşünce, siyasi görüş, geleceğe dair endişeler ve günlük gereksinimler üzerinden bölünerek yalnızlaşmamıza rağmen, bizi ayıranlar kadar bizi birleştirenler de var. Aramızda köprüler inşa edebilmek, önce aramızdaki duvarları fark etmekle, sonra da onları nasıl aşabileceğimizi dert edinmekle başlıyor.

Bilgi çağının bizi dönüştüreceği en önemli alanlardan biri de bu. Fiziksel dünyada olduğu kadar sanal alemde de çokseslilik ve çok kültürlülükle etkileşim halindeyiz. Dünyanın pek çok yerindeki farklı düşünceler, haberler, dezavantajlı durumlar ve gelişmeler her gün anasayfalarımıza düşüyor. Bilgi çağı ve küreselleşen dünya, uzaktan baktığımız her şeyi yanı başımızda kılıyor, kapı komşumuz yapıyor. Komşumuzu yeterince iyi tanımadığımız gerçeği ise, sayısı giderek artan bir kesimi bir şeyler yapmaya itiyor. Mülteci sorunu bunun en güncel örneği. Savaşın doğurduğu sonuçlar uzağımızda değil; sokaklarda, okullarda, otobüslerde, sosyal medya kanallarında… Mültecilerin dünyanın her yanına dağılması, dünyanın her yanında mülteciler için çalışmalar yapan insanların sayısını arttırdı. Bu da aramızda kurulabilecek köprülerin en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlığın ortak dertleri, deneyimleri ve acıları üzerinden hemhal olmayı öğreniyoruz.

Farklı kültürleri bir araya getirmenin, farklılıkları bir arada yaşatarak sinerji oluşturabilmenin önemini, çeşitli alanlarda yürütülmüş saha çalışmaları da destekliyor. Bunun eğitim alanında gerçekleştirilmiş iyi örneklerinden birini Çetin Çelik’in çalışması oluşturuyor. Çalışmada, nüfusunda farklı etnik kökenleri barındıran bir okulda, tek kültüre değil, sınıftaki tüm kültürlere odaklanan bir eğitim ortamı yaratmanın öğrencilerin akademik başarısını ve okula devamını olumlu etkilediği gözlemleniyor.

Eğitim alanında iyi örnek olarak gösterilebilecek benzer bir çalışma da, Danimarka merkezli Crossing Borders’ın çalışması. Bu yıl Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda atölye çalışmasını ağırlayacağımız Crossing Borders, öğrencileri, kültürleri ya da kimlikleri üzerinden değil, düşünceleri ve paylaştıkları üzerinden bir araya getirmek amacıyla, Danimarka’da çokkültürlü bir okul inşa ediyor. Öğrenciler, düzenlenen atölyelerde bir araya geliyor, birbirleriyle etkileşime geçerek birlikte üretiyor. Onları ayıran özelliklerinden sıyrılıp fikirleri ve ortak emekleri üzerinden birleşiyorlar.

Örnekler eğitimle sınırlı değil. Anadolu Jam, 2011 yılından bu yana Türkiye’nin farklı bölgelerinden, sosyal, ekolojik, ekonomik değişim için bireysel dönüşüme niyeti olan bireyleri buluşturuyor. Katılımcılar telaştan arınıp yavaşlayarak; kalpten konuşma, can kulağıyla dinleme, kendileriyle ve ilişkilerinde yeni bir iletişim yolu deneyimleme ve hayalini kurdukları dünyayı bir topluluk içinde paylaşma alanı buluyor. Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu, farklı siyasi görüşe sahip olan ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen 25-35 yaş arası gençlerle farklı siyaset alternatiflerini tartışıyor ve onlara ileriki siyasi hayatlarında yardımcı olacak temel becerileri kazandırmayı hedefliyor. Konferansımızın açış oturumuna konuk olacak Attila Durak, yedi yıl boyunca Türkiye’yi karış karış gezerek çektiği insan portrelerini “Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar” başlıklı kitabında, insanların değişik kültürel kimliklerden doğan farklılıklarını yansıtırken, insan olmamızdan gelen bir ortak bağı da paylaşmakta olduğumuzu anlatıyor.

Öyleyse Daima Muhabbet, İnadına Muhabbet!

Dikkat sürelerimizin kısaldığı günümüzde, yaşamın tüm alanlarında birbirimizin düşüncelerine, inanışına, kültürüne ve ihtiyaçlarına kulak vermemek aramızdaki en büyük engel. Çözümü ise bizi birbirimize bağlayan, insan doğasının basit ama çok etkili bir aracında: muhabbette. ERG’nin kurucularından ve yönetim kurulu  üyemiz Hakan Altınay’ın Global Policy Journal’da yayımlanan makalesinde genişçe yer verdiği gibi, muhabbet, birlikte değişmek demek. İster karşıdakinin fikrini değiştirmek ister akıl danışmak ister düşünceyi ortaya koymak amacıyla olsun, muhabbet edince birbirimizden etkileniyoruz, değişiyoruz ve gelişiyoruz. Bu da muhabbeti, bizi bize bağlayan ve birlikte hareket edebilmemizi sağlayan en güçlü araçlardan biri yapıyor.

Etrafımızda yükselen seslerin kaynağı, tonu ve türü inatla artmaya, farklılaşmaya ve zıtlaşmaya devam ederken, bu seslerden ancak birbirimizi can kulağıyla dinleyerek, muhabbetle harmoni yaratabiliriz. İki kafa arasındaki en uzak mesafeyi muhabbet kısaltacak; duygularımız, hislerimiz ve düşüncelerimiz muhabbet üzerinden birbirine doğru yolculuk edecek. Bizi bir araya getirenlerin düşündüğümüzden daha fazla olduğunu muhabbetle fark edeceğiz. Muhabbet varsa, bir gün bir yerde mutlaka kavuşacağız.

Deniz Göktaş – ERG Proje Asistanı
Özge Karakaya – ERG İletişim Uzmanı

http://www.egitimreformugirisimi.org/

Fotoğraf: http://crossingborders.dk/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here