Eğitimde Dopamin Etkisi

2
2610

Eğitimcilerin yaşadığı en büyük problem öğrenmek istemeyen, konulara ilgi duymayan öğrencilerdir. Öğretmen öğretmek, öğrenci ise öğrenmemek için adeta direnir. Sonra da edimler sıradanlaşır, her iki taraf için de zevksiz bir görev haline gelir. Haz alınmayan bu ortamlar, zamanla her türlü olumsuzluğa müsait hale gelir. Çatışmalar, zorbalıklar, zarar verme isteği, kaçma ve kaçınma eylemi, boş verme, kayıtsız kalma, anlamsızlık duyguları, bu tür ortamlarda gelişen en rahatsız edici duygulardır.

Her ne kadar vücudumuzun işleyişinde beynimize büyük bir görev ve sorumluluk atfetmiş olsak da, işleyişini öğrenme sürecinde çıplak gözle göremediğimiz beynimizi neredeyse yok sayma eğilimindeyiz. Oysa her öğrenmenin ve kültürel faaliyetlerin sonucunda beynimizde fiziksel değişikliklerin olduğu artık günümüz teknolojisi sayesinde görülebilmekte ve etki alanı gözle görülür şekilde tespit edilebilmektedir.

Haklı olarak sıkça dillendirilen bir söz vardır: “Öğrenci ancak istediğini öğrenir.” Burada anlatılmak istenen öğrencinin öğrenmekten haz alması ya da almamasıdır. Öğrenmeye karşı olan istekliliği sağlayan, birbirine doğru orantılı olarak artan ya da azalan “haz ve dopamin” kavramlarıdır.

Dopamin günümüzde beyindeki fazlalığı ve eksikliği ölçülebilen bir beyin hormonudur. O halde eğitim ve öğrenme süreci, bu gerçekliklerden soyutlanarak düşünülemez. Beynin fiziksel olarak işleyişini göz ardı etmeyen, “Beyin İşleyişi Temelli” bir eğitim yöntemi uygulanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. En azından bu göz ardı edilmemelidir. Belki de fizik kurallarına göre şekillenen bir eğitim anlayışıyla, eğitim ve öğretim süreçleri bir gerçekliğin üzerinde inşa edilmiş olacak ve eğitimde havanda su dövmenin de önüne geçilmiş olacaktır. Ayrıca öğrenmede kalıcılık, süreklilik ve nitelik kazandırılacaktır. Şunu ifade etmeliyim ki; burada üzerinde durulan “Beyin Temelli Eğitim” kavramı, “Beynin İşleyişine Uygun Bir Eğitim Yöntemini” ifade etmektedir.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, eğitimde temel sorun; isteksizliğin yerine öğrenme süreçlerinden haz almayı ve istek duymayı ikame etmek olmalıdır. Dolayısıyla da beynin haz hormonu olan dopaminin işlevinin alana özgün olarak ele alınması ve incelenmesi gerekmektedir. Dopamin; beyinde elektriksel mesajları ileten serotonin gibi nörotransmitterlerden biri ve hatta en önemlisidir. Çünkü dopamin aynı zamanda haz hormonu olarak da adlandırılır. Haz aldığımız her şey beynimizde dopamin salgısını artırır. Dolayısıyla insanlar beyinlerinde dopamin salgısına neden olan her şeyi yapma eğilimindedirler. Nedir bunlar örneğin? Toplumsal saygınlık kazanma, sevgiye, sevgiliye sahip olma, cinsel dürtülerin tatmini, para kazanma, şekerleme veya dondurma yediğimizde aldığımız haz vb… Bunların hepsi dopaminin salgılanmasını arttıran faktörler olarak söylenebilir. Dolayısıyla bizi mutlu ederler. Ancak bir de; sigara, alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlılığı da yine beynin aynı bölgesini etkileyerek dopamin salgısını yapay yollarla artmasına neden olur. Bunlar dopaminin sinir hücreleri tarafından emilmesini engelleyerek sinapslarda dopamin çoğalmasına neden olur. Böylece dopaminin yükselmesi ile haz duyan beyin, bu hazzın kalıcı olmasını ister. Böylece de bağımlılık oluşur. Bağımlılık aslında hazza olan bağımlılıktır. Ama bu maddeler uzun vadede dopamin azalmasına neden oldukları için bağımlı, sağlığına zarar verme pahasına sürekli madde artırma eğiliminde olacak, zamanla haz almak yerine bu sefer de normale dönmek için madde kullanmaya devam etmek durumunda kalacaktır.

Dikkat edilirse, hazza olan bağımlılık iyi ya da kötü çok çeşitli olmasına rağmen aynı merkezden yönetilmektedir. Başarılı olma isteği, kitap okuma alışkanlığı, sevilme, sevgili edinme, para kazanma, sahip olma, cinsel tatmin gibi haz alma durumlarının yanında; alışveriş hastalığı, işkoliklik, kitap satın alma hastalığı, kleptomani, alkol ve madde bağımlılığı gibi alışkanlıklar da aynı merkezden yönetilmekte ve dopamin miktarıyla ifade edilmektedir.

Çok geniş etki yelpazesi olan, beyin ön bölgesinde oluşan dopaminden yararlanarak çocukların eğitimden ve öğrenmeden haz almalarını da sağlamak mümkün gibi görünmektedir. Ancak nörobilimcilerin ve eğitim bilimciler bu problem üzerinde birlikte çalışmaları gerekmektedir. Beyinde gerçekleşen bu fiziksel gerçeği yok saymadan, bu gerçeklikten öğrenme süreçlerinde nasıl yararlanılır konusu üzerinde durmaları yararlı olacaktır. Bunun yanında, çocuk ve yetişkinlerde görülen, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB), unutkanlık, dağınıklık, konsantre olamama, hemen sıkılma, acelecilik, sabırsızlık, çok konuşma, sık sık eşya kaybetme durumlarının da beynin ön bölgesinde dopaminin az salgılanmasından kaynaklandığı da düşünülecek olursa, konunun eğitim alanıyla ilişkilendirilerek ele alınmasının daha bir önemli olduğu ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla; bu doğrultuda yapılacak olan bilimsel araştırma ve çalışmaların sonucunda Beyin Temelli Eğitim Ortamının fiziksel koşulları oluşturulması gerekmektedir. Yoksa bir öğrenme ortamı düşünün ki beyinler öğrenmeyi reddetmiş, haz almadığı gibi ilgisini de çekmiyor. Bu ortamda bırakın öğretimden söz etmeyi, eğitim ortamının barışından ve güvenliğinden söz etmek bile söz konusu olamaz. Bu bir sorundur. Beyinle, nöronlarla ve hormonlarla ilgili olduğu için de fiziksel bir sorundur.

Öyleyse fiziksel sorunların çözümünde fiziksel müdahaleler gerekli midir? Bunun yöntemi ne olmalıdır? Biraz fütüristlik ve biraz da espritüel bir yaklaşımla; “öğrencilerde dersten haz alma ve öğrenme isteği oluşturan, dopamin salgılatıcı tamamen zararsız, matematik dersi için matematik damlası, yabancı dil için dersten haz almayı sağlayıcı kokular, diğer dersler için ise çeşitli “eğitim karışımları” mı icat edilmeli acaba?” gibi sorular sorup, daha doyurucu ve kapsamlı cevaplarını alanın bilimcilerine bırakalım. Son söz olarak; her ne şekilde olursa olsun; öğrencilerin derslerden, öğrenmekten haz almamaları ve öğrenmeyi istememeleri konusunu eğitim sisteminin temel sorunu olmaktan çıkarılmalıdır.

 

Hüseyin Özkan

 

Kaynak:http://www.matematiksel.org/egitimde-dopamin-etkisi-dopamin-de-neymis-diyorsaniz-mutlaka-okuyun/

2 YORUMLAR

  1. Yazı için tesekkurler. Hemen öğretmen mesaj grubunda paylastim. 😊 aklıma takılanlar için paylaşmak istiyorum sizinle de.
    Yazıdan çıkan bir diğer sonuç öğretmenini sevdiği dersi sevmek ve ilgi göstermek de cikabilir. Sevdiği bir öğretmeni dinlerken beyinden salgılanan dopamin seviyesi ile iletişim sorunu yaşadığı öğretmenin dersinde salgılanan dopamin karşılaştırılabilir.
    Bağımlılık konusunda eğitimde en çok engel olarak karşılaştığımız durum teknoloji bağımlılığı. Sigara veya alkolden daha fazla öğrenmeyi etkileyen bir alan. Uyku uyumayan ve kazandığı puanlarla dopamin tavan olan gençlerin derste öğrenmek veya sorulan bir soruya cevap vermekle ilgili istekleri hormon seviyeleri karşılaştırıldığında çok da anlamlı hale geliyor.
    Kolaylıklar diliyorum.

  2. Merhaba. Paylaşımınız için teşekkür ediyor ancak önerilen yönteme karşı çıkıyorum.
    “öğrencilerin derslerden, öğrenmekten haz almamaları ve öğrenmeyi istememeleri”nin nedenlerini ortaya koymak yerine, insanı bir makine yerine koyarak arızalı parçanın değiştirilmesi yoluyla sorunun giderilmeye çalışılması örneğinde olduğu gibi “öğrencilerde dersten haz alma ve öğrenme isteği oluşturan, dopamin salgılatıcı tamamen zararsız, matematik dersi için matematik damlası, yabancı dil için dersten haz almayı sağlayıcı kokular, diğer dersler için ise çeşitli ‘eğitim karışımları’ vb. yöntemler önerilmesi, bana kalırsa insan psikolojisinin eksik değerlendirilmesi nedeniyle işe yaramayacak bir yöntemdir.
    Yüz binlerce üniversite kontenjanının boş kaldığı, kentli eğitimli nüfusun işsiz ve iş bulanların ise asgari ücretle çalıştığı, çalışan kesimin çalışıyor olmaktan dolayı mutlu, huzurlu ve sürekli kendini geliştirmeye açık olmadığı, üretim sistemlerinin giderek otomasyona geçtiği bir dönemde, bin yıllardır değişmeyen ders anlatma yaklaşımlarıyla öğrencilerin dersleri yıllar boyu ilgiyle takip etmelerini beklemek ne derece doğrudur, tartışılmalı diye düşünüyorum. Hangi uluslararası bilimsel çalışmaya baksak ‘not yok, ödev yok’ yaklaşımıyla eğitim reformları önerilirken, ‘yaparak öğrenme’ kavramının önemi vurgulanırken, herkese aynı tip eğitimin artık işlemeyen bir sistem olduğunu kabul etmek gerekli. Zira gençler olan bitenin farkında ve şunu soruyorlar ‘Bu ne işime yarayacak ve bunun için harcadığım emeğe değecek mi?’. Cevap verebilmek oldukça zor! Gençler bunları sorgularken, keşke bir damla yoluyla derse olan ilgilerini yeniden kazanabilsek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here