Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Aynılık

0
2.220 views

Yıllar evvel arkadaşımı ziyaret etmek için Ege’nin bir şehrindeki eğitim fakültesine gitmiştim. En alt kattaki kafeteryada oturduk ve çay içtik. Bir ara tuvalete gittim döndüm, arkadaşım yer yön bilgisi hiç olmayan bana, garip garip bakıp tuvaleti nasıl kimseye danışmadan bulduğumu sordu. Şaşırdım, evet ilk kez geldiğim bu binada nasıl olmuştu da kimseye bir şey sormadan ayaklarım beni istediğim yere götürmüştü. Biraz etrafı inceleyince anladım; bu liseden dönüştürme eğitim fakültesi  binası yüzlerce kilometre uzakta benim okuduğum lise ile aynı yapıydı. Eminim zamanında ülkenin birçok yerine aynı binalardan lise olarak serpiştirilmişti. Ne çok aynıyı arıyorduk, özgünlük değildi kimsenin arayışı. En kısa şekilde, hiçbir resmi kuruma takılmadan hak ediş ücretini alabilmekti belki de bu işi yapanların düşüncesi.

Siz de yaşıyorsunuzdur, sabah evden çıkmadan başlayan Hababam Sınıfı filminin melodisi bütün sokak aralarına yayılmış durumda. Bizim kuşak bu ezgiyi filmlerle ve yüzde tebessümle anımsıyorken şimdiki kuşak için bu ezgi ‘ders başladı’ anlamına geliyor. Neden ülkenin tüm okul sokaklarında bu ezgiyi dinliyoruz diye düşünürken bu öğretim yılının başında gerçekle yüzleştim. Okula ses sistemi kuruldu, firma yetkilisinin ilk cümlesi, ”Hababam Sınıfı ve İstiklal Marşı makinede yüklü” oldu. Milli Eğitim mevzuatında teneffüse çıkışlarla ilgili özel bir madde yok, bir ritm, bir şarkı ya da herhangi bir ses kullanmak zorunda değilsiniz. Kullanılacaksa da bu aynı olmak zorunda değil. Biz ise aynı kalıptan çıkmış gibi tüm Türkiye’de neredeyse aynı melodi ile sınıflara giriyoruz. Farklılaştırma ve özgünlük derken, okullara özerklik derken ilk karşımıza çıkan “aynı”lık oluyor. Sanırım çoğu okul yetkilisinin ses sistemine farklı ezgiler yüklemek gibi bir önceliği de yok.

Çocukların Hababam Sınıfı melodisiyle derse girdikleri özensiz yapıların dışı kadar içlerinde de aynılık karşılıyor bizleri. Oy kullandığınız okulların koridorlarını düşünmeniz yeterli. Estetik bir anlayışla biçimlenmiş okullar üst düzey bir beklenti olabilir ama biraz özenle okulların içindeki o soğuk havayı ortadan kaldırmak da mümkün. Mevzuatta yer alan, okullarda bulunması zorunlu Atatürk büstleri aynı firmalardan alınıyor, aynı kalıptan çıkarak tüm Türkiye’ye dağılıyor. Çatık kaşlar, estetikten yoksun heykeller. Mevzuat bize asla “şu Atatürk büstü” olacak demiyor, sadece bir örnek sunuyor. Biz o örneğin aynısını yapıp geçiyoruz, var mı var. Yaptık mı yaptık anlayışı. “Aman hocam kim uğraşacak!” Türkiye’de kaç tane güzel sanatlar fakültesi var ve Türkiye’de kaç tane özgün eser tasarlayabilecek heykeltraş var farkında bile değiliz.

MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 15.9.1982 gün ve 1982/128 sayılı Genelgesinde şöyle bir bölüm var. “…Bu maksatla; okul müdürünün öğretmenlerle işbirliği halinde, uygun bulacağı ve öğrencilerin her zaman kolaylıkla görebileceği yerlere; Bakanlığımızca gönderilen veya tavsiye edilen, Türk kültür ve medeniyeti, önemli tarihi olaylar, kahramanlıklar, edebiyat ve sanatımızla ilgili tablolarla Türk büyüklerine ait portreler ve güzel sözler asılacaktır.” Okul içine ne asabiliriz sorusunun yanıtını aynı maddenin devamında görüyoruz. “Bu suretle, çocuklarımıza, millî tarihimiz ve kültürümüz içinde milletimize ve insanlığa hizmet etmiş pek çok Türk büyüğünün bulunduğu, şerefli bir geçmişimiz olduğu, insanlık tarihi ve medeniyeti içinde çok önemli katkılarımız ve eserlerimiz bulunduğu gösterilerek; onlarda, millî benliğimize ve geçmişimize karşı ilgi uyandırmak ve sevgiyi geliştirmek suretiyle geleceğe daha iyi hazırlanmaları; kendilerini, ailelerini ve milletini yüceltmeleri sorumluluğu geliştirilmiş olacaktır. Aynı zamanda, bu tarihî ve sanat değeri olan eserler, öğrencilere tarihî olayları, kültürel ve estetik değerleri çağrışım yaptıracak birer sembol niteliğini taşıyacaktır. Preveze Deniz Savaşı, Mohaç Savaşı, İstanbul’un Fethi, İstiklâl Savaşı, İstiklâl Savaşı’nda mermi taşıyan Türk kadınını ifade eden tablolar, sanat değeri taşımalarının yanı sıra; bütün bu tarihî olayların öğrencilerin hafızasında canlanmasını, tarihî hatıraların ve milli duyguların canlı tutulmasını sağlayacaktır. Türk büyüklerine ait portre ve resimler, Milletimize ve insanlığa hizmet etmiş, Atillâ, Alparslan, Osman Gazi, Fatih, Kanunî gibi tarihi büyükler; İbn-î Sina, Farâbi, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaşî Veli gibi düşünürler; Arşimet, Edison gibi insanlığa hizmet etmiş ilim adamları ve diğer estetik değeri olan tablolar da öğrencilerimizde hem millî, hem de evrensel genel kültür birikimi sağlayacak, millî ve insanî değerleri geliştirecektir.” 

Amacım resmi yazıya boğmak değil, yazının içinde nasıl boğunulduğuna tanık olmanız. Bu kadar büyük tümceler kurmak yerine “ülke tarihi ve sanat değeri” olan ürünler demek ne de güzel olurdu. Genelgenin girişinde okul müdürü ve öğretmenler diyor, beklediğimiz gibi çocuklar sürecin dışında. Ne bilir zaten onlar… Bu yazıyı referans alırsak okullara Nuri Bilge Ceylan, İdil Biret, Yıldız Kenter, Yaşar Kemal, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nuri İyem, Nazım Hikmet, Abidin Dino ve daha birçok sanatçının eserlerini ya da portrelerini asabiliriz. Benim okuduğum tüm okullarda aynı Türk büyükleri vardı, bu kişiler dışındakiler büyük değildi. Büyüklük göreceli olabilirdi ama aynılık göreceden değil ilgisizliktendi.

Günün sekiz saatini okulda geçiren çocukların gözlerinin iyi sanat eserleri ile karşılaşmasının kimsenin umrunda olmayacağını düşünüyorum. Politik olarak kimse bu alana girmek istemeyecektir ve zaten eğitim anlamında da PISA sonuçlarını etkilemeyeceği için üstünde durmaya gerek yoktur.

Neyimize yetmiyor Kanuni portresi, Gazi Osman Paşa portresi, mermi taşıyan kadın portresi… Aynı yere bakarak aynılaştık, çocuklarımız aynı bakmak zorunda değil.

 

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER