Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Başarısızlığa da Var Mısınız?

1
2955

Önde bayrak, yanında flama ve arkasından gelen bando takımı stadyuma giriyor. Binlerce aile stada giren çocuklarını görünce çılgınlar gibi alkış kopuyor. Bayram coşkusu herkesi sarmış durumda. Bayrak ve flama taşıyan öğrencilerin hemen arkasında stadyuma ben giriyorum.  Fiyakalı okul bandosu giysilerimle en önde yürüyorum, okul majörüyüm. Elimdeki sopamla bir maestro gibi arkamda sırayla yürüyen borazan, trampet, zil ve davul çalan öğrencileri yönetiyorum. Gözlerim ışıl ışıl, taşıdığım sopayı havaya atıp tutuyorum, ben coştukça yönettiğim bando takımım da coşuyor. İnsanların gözleri yaşarıyor, babam beni ayakta alkışlıyor, annem günden arkadaşlarına, ‘İşte benim oğlum bu!” diyor. Böyle güzel anımsayacağım bir yaşantım olmasını isterdim ama o stadyuma giriş öyle olmadı.

İlkokuldayım ve okulumuzun birçok okulda olduğu gibi bando takımı var. Melül melül uzaktan onların çalışmalarını izliyorum. İlkokulun son sınıfındayım, baktım kimse beni bando takımı için keşfetmiyor, babama hayallerimden söz ettim. Babam, şehir kulübünden arkadaşı olan okul müdürüne akşam briç masasında isteğimden söz etmiş olmalı ki ertesi gün bandoyu çalıştıran öğretmenimiz; “Ataman, gel bakalım dedi.” Heyecanla fırlayıp yanına gittim. Bandoda ne çalmak istersin dediğinde “majör olmak istiyorum” diyemedim. En fiyakalı iş olan majörlüğün daha önemli arkadaşlar için rezerve edilmiş olduğunu biliyordum. “Borazan” dememle birlikte, öğretmen elime bir borazan tutuşturup çalmamı istedi. Ne ilk denememde ne de devamında borazandan ses çıkarmayı başaramadım. Yapılan provalara birkaç gün katılıp, ‘beş para ver-on para ver’ ismi ile anılan marşa eşlik edemeyince bandoyu çalıştıran öğretmen tarafından ve borazan çalan arkadaşlarım tarafından beceriksizliğim iyice anlaşıldı. Öğretmen, kibarca; “Ataman ordan bir trampet kap bakalım” dedi. Bando sırasındaki yerim on adım geri kaymıştı ama hala bando takımındaydım. Sayıca kız öğrencilerin ağırlık olduğu trampet grubunda yerimi aldım. Daha ilk denememde tüm bandonun ritmini tek başıma bozunca trampet çalan öğrenciler, sen de nerden çıktın der gibi bakmaya başladılar yüzüme. Öğretmen birkaç denemeden sonra yapamadığımı görünce, çalışmayı kesip okul müdürünün odasına doğru gitti. Benim yeteneksizliğimle ilgili yapılacak bu görüşmeye tanık olamadım ama tahminimce babamın hatrından olsa gerek ertesi gün yapılan çalışmada elime bir zil tutuşturuldu. Bandonun en arkasındaki yeni yerime geçtim. Bu yeni denemeler de başarı getirmiyordu, aksine daha yüksek sesli olan zilde yaptığım her hata daha da göze batıyordu. Zil felaketinin peşine gelen davul felaketi, tüm okula benim ritim duygumla ilgili açık ve net bir mesaj vermişti, olmuyordu. Bando provası bittiğinde öğretmen beni yanına çağırarak, muhteşem düşüncesini benimle paylaştı. “Bak Ataman, şöyle yapalım. Sen bandodasın, bak ne  güzel bando kıyafetlerin de var. Tören günü sen de bizimle birlikte geliyorsun, davulla zilin arasında yürüyorsun. Bir şey çalmayacaksın ama ola ki biri hasta olur gelemezse o arkadaşının yerini dolduracak yedek olacaksın.”

Törenin yapılacağı bayram günü kalktım. Yeşil pütü kareli golf pantolonun altına kırmızı muz çorapları giydim. Üstüme yeşil kumaştan kırmızı çizgilerle süslenmiş ceketimi çektim. Son aksesuar olarak kırmızı fuları ve yeşil bereyi taktım. Komik kıyafetlerle başarısızlığa yürünecek yola çıkmak için okuldaydım. Önde bayrak ve flama taşıyan öğrenciler stadyuma giriş yaptı. Bayrak ve flamanın arkasında majörün etkileyeci sopa sallayışları stada giren borazan takımının sesi duyuldu. Trampetler de büyük bir coşkuyla, marşa eşlik ediyordu. Bando takımında bir tek ben, bir şey çalmayarak ellerimi asker gibi sallayarak yürüyordum. Tüm izleyenlerin garip bakışlarını ve babamın gülüşünü görüyordum. Annemin günden arkadaşlarına bando takımı içinde oğlunu buldurması kolay oluyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi yıllarca becesizlik timsali olarak arkadaş ve aile anlatılarının baş köşesini süsledim.  

Yaşadığım bir travma mıydı, birçokları için evet travmaydı. Geçmişte büyük travma olarak görülen yaşantıları bugünlerde gülümseyerek anımsıyorum. Ortaokul ve lise hayatımda hiç takdir belgesi alamayan, teşekkür belgesini de sadece bir dönem tesadüfen alabilen biriyim. Yaşamımın öğrencilik yılları üst üste başarısızlıklarla dolu, emin olun bando takımı örneği başarısızlık öykülerimden sadece biri.

Başarıları o kadar çok ön plana çıkarıyoruz ki başarısızlıklar iyiden iyiye görünmez sayılıyor ve ayıplanıyor. Büyük şirketlerin büyük CEO’larının başarı öyküleri dilden dile dolaşıyor, kitapçılarda başarıya giden yollarla ilgili kitaplar rafları süslüyor. Başarının on yolu ve benzeri yazılarak, dua gibi ezberleniyor. Liderler konferanslarda başarıya giden yolları anlata anlata bitiremiyor. Büyük takımlara büyük bedellerle transfer olan futbolcular görünürken, oynadığı 3. ligden bir üst lige çıkamayan futbolculardan kimsenin haberi olmuyor.

Okullar TEOG’da başarı kazanan öğrencilerini afilli yıldızlı bez afişlerde sergileyerek başarılarını ön plana çıkarıyor. Bez afişlerde ismi olmayan öğrencilerden hiç kimse söz etmiyor. Okul takımında olmak, öğrenci birliğinde olmak, sınıf başkanı olmak, iftihar belgesi almak, okul tiyatrosunda başrolü almak bizim için görünür olanlar. Sınıf başkanlığında en az oyu alan öğrenciler, okul takımına seçilemeyen öğrenciler, başarı belgesi olmayan öğrenciler, tiyatroda iki cümlelik rolü olan öğrenciler kaybedenler olarak sunuluyor bize, kaybetmek de başarısızlık olarak hemen etiketlenip öğrencilerin üstlerine iliştiriliyor.

Bugünün aileleri çocukları başarısız olmasın diye çırpınıyor, başarı o kadar göze sokuluyor ki başarısızlığı kimse çocuklarına yaşatmak istemiyor. Başarısızlık travma olarak, bulaşıcı bir hastalık olarak görülmeye başlanıyor. Bu durumdan sekmeli aileler çocuklarının gül dökülü yollarda yürümelerini tercih ediyor. Durum öyle bir hal alıyor ki başarısızlıkla kirletilmeyen çocuklar büyütmek değerli sanılıyor. Başarıyla beslenerek büyüyen çocuklar ne yazık ki gerçek yaşamda karşılaşılan ilk başarısızlıkta darmadağın oluyor. Kaybetmek de başaramamak da keyiflidir.

Öğrencilik yıllarında başarısızlığı tadan, kaybeden öğrencilerin mutsuz olduğuna inanmayın, kaybetmek de güzeldir. Kaybetmek baş etmeyi öğretir.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

1 YORUM

  1. Hocam gercekten önemli bir konuya deginmissiniz. Yazınızı okurken sinavlardan sonra sehir merkezlerine bilboardlara isimleri yazılan öğrenciler geldi aklıma. Aynen dediğiniz gibi herkes o listelere göre değerlendirme yapıyor. Oysa listelere giremeyen milyonlarca öğrenci var ve bunlar kimsenin umrunda degil. Oysaki bunlarin icinden ne hayatlar sonup gidiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here