Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Cumartesi-Pazar Boşa Gitmesin Diye

1
6.230 views

“Eğlenceli olduğu kadar da öğretici“ diye başlayan aynı kalıptan çıkmış tümcelerden sıkılmadınız mı? Öğretici olmayı ve öğretirken de didaktik olmayı çok seviyoruz. Sadece eğlenmek bize göre değil sanırım, illa ki eğlenirken bir şey öğrenmek zorundayız. Çocuk denize taş atarken annesi yanında, anne denize atılan taşları iki-dört-altı-sekiz diye sayarak kızının bir yandan da ritmik saymayı öğrenmesini istiyor. Öğretme çabası, yer ve zaman tanımıyor. 

İzlediğim bir çocuk tiyatrosunda sahnedeki oyuncu beş yaş gurubu seyircilere dönerek “Akşam yatmadan dişlerimizi fırçalıyoruz değil mi?” diye soruyor. Beş yaş grubu seyirciler aynı anda yanıtlıyor, “eveeeet”. Okulda öğretmende olan rol, yaşamın her alanında farklı formlarda can buluyor. Bir öğreten olmazsa, mahallede penceren bakan teyze devreye giriyor ve dışardaki çocuklara sesleniyor, “yağmurda oynanmaz, hasta olursunuz gidin evinize.” Üç kıyısı denizlerle çevrili ülkemizin dört yanı öğretmeye hazır yurttaşlar tarafından çevrilmiş durumda. Herkes herkese öğretmeye çok meraklı. 

Sınavlarla çevirdiğimiz, öğretme merakı ile donattığımız ülkemizde ilgiyi de bu alana yoğunlaştırıyoruz. Akademik kurslarla takviye edilmeyen öğrenciler bir şeyler kaybedecek izlenimi yaratıyoruz. Haftanın beş günü okula mecbur bıraktığımız çocuklarımızı yetmiyormuş gibi hafta sonları da kurs kurs gezdiriyoruz. 

Eğlenerek öğrenin tümcesinin yanına yeni süslü sözcükler ekleyen kurslar hırslı ebeveynlere göz kırpıyor. Aylık bin altı yüz lira ödenmesi gereken bir hafta sonu kursu reklamında, “teknoloji tabanlı, disiplinlerarası etkileşime dayalı, öğrenmede inovasyon temalı” sözcükleri kullanılmış. Bak sen, disiplinlerarası bir ortamda teknoloji var, eğlence var, drama ile etkileşim de sağlanmış, yanına da inovasyon konuyor ki tadından yenmez! Sanırım bu kadar süslü sözcüğü bir araya getirerek  iyi bir eğitim verildiği algısı yaratılıyor. Akademik altyapılı kurslara her yerde rastlamak mümkün. Farklı eğitim terimleri ile süslenen bu kurslara beş gün okul yetmezmiş gibi koşturan aileler var. Çocuklarınızı pratik, eğlenceli, deneyli, felsefeli, çok düşünmeli, üstün zekalı vb. cümlelerle açılımı olan “akademik” kurslara götürürken yeniden düşünün.  

Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu popülasyonundan sonra şimdi üstün çocuklar dönemi başladı. Çocukları etiketlemek ve bu etikete göre sınıflamak konusunda üstümüze yok. Son yıllarda birçok anne-baba, çocuklarının üstün zekalı ve üstün yetenekli olup olmadığını anlamak için onları testlere tabi tutmaya başladı. Bu alanda çalışanlar, yapılan testlerin sadece ‘özel çocuk keşfi’ amacıyla yapılmadığını ailelere açıklamaya çalışsa da ailelerin bakış açısı değişmiyor. Tahmin edersiniz ki çocukları “üstün” olarak nitelenen aileler büyük bir kaygı içindeler. Okulların çocukları için yeterli ve verimli olmadığını düşünüyorlar, sanki okul doğal gelişim gösteren çocuk için iyiymiş gibi. Okulda verilen eğitimi yeterli bulmayan bu aileler akademik kaygıyla çocuklarını hafta sonları kurslarına taşıyor. 

Bu ailelerin kaygısı da doğal olarak farklı bir sektörün kapısını aralıyor. “Üstünler için tasarlanmış eğitimler bizim kursumuzda” reklamları hızla yayılıyor. Kim veriyor peki bu eğitimleri, içerikleri ne, Türkiye’de bu alanda yapılmış kaç araştırma var, yapılan araştırmalar kaç yıllık bir geçmiş birikim üstüne kurgulanmış, üstünlerle hangi çalışmalar yapılırsa sonuçları ne olura dair kimin sözü var? Farklı zihinsel gelişim gösteren çocukları görmezden gelmeyelim evet ama onları bu ticari çarkın içinde kaybetmeyelim de.    

Canınız çok mu kurs istiyor, “sanat” kurslarına gidin, okulda kokusu eksik müzikle ilgilenin, beraber tiyatroya gidin. Bunların hiçbiri mi yok, beş taş bulun, sadece beş taş oynayın. Eğlenceli bilim dersleri, eğlenceli anne-baba oyunlarının yerini asla tutmayacak bunu unutmayın. Çok akademik kursa giderek büyüyen çocukların geleceğin çok mühim işlerini yapacağına inanıyorsanız, inanmaya devam edin. Çok oynayan çocuklar mühim işler yapmayacak belki ama biliyorum ki oyun oynayan çocuklar mutlu yetişkinler olacaklar.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

1 YORUM

  1. Ah bir anlasak, ya da anliyoruz da emek vermek icin zamanımız mi yok ?, herkes ne yapıyorsa ordan gidelim pek düsünmeyelim mi ? mi acaba..Bilmiyorum yani mutlu olmak başarılı olmaktan daha mühim değil mi bu hayatta , herkes için öyle değil sanırım, çünkü bizim toplumda maddiyat her zaman daha önemli, iyi bir işi olsun çok para kazansın ekseni ..Bence kültür ve eğitim seviyesinde biraz ileri aşamaya gelince mutlu olmanın önemini ancak anlamış olacağız toplumca…Şİmdi çoğunluk aileler böyle davranıyor, umarım bir sonraki nesil farklı düşünür. Sevgiler..

CEVAP VER