Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Empatik Becerinin İlk Adımı Şiddetsiz İletişim

0
4.650 views

Müdür odasının önünde bir öğrenci bekliyor, oradan geçmekte olan bir öğretmen “Yine ne yaptın acaba?” diye sesleniyor bekleyen öğrenciye. Bu örnekte sözü edilen öğrencii sizin de tahmin edeceğiniz gibi okulun mimlenmiş öğrencilerinden. Müdürün odasının önünde bekleme nedeni, yaptığı bir olumsuz davranıştan dolayı değil okul müdürüne bir şey sormak. Koridordan geçen öğretmen, müdürün odasının önünde bekleyen bu öğrencinin daha önce yapmış olduğu olumsuz davranışları düşünerek, olumsuz yargı kullanıyor. Öğretmenin gözlemi aslında sadece müdürün odasının önünde bekleyen bir öğrenci. Tarafsız gözlem bu olsa da öğretmen bu gözlemine yargılarını katıyor, “Yine ne yaptın?” cümlesi de bu taraflı yargının sonucu olarak ağızdan çıkıyor.

Ne yazık ki gözlemlerimizi, yargılarımızdan arındırarak yapmakta güçlük çekiyoruz. Günlük yaşamda da yargısız gözlemde bulunamıyoruz. Sevmediğimiz biri konuşmaya başladığında yargılarımızla dinlemeye başlıyoruz, bu alışkanlık her yerde karşımıza çıkıyor.   

Geçtiğimiz haftaki ‘Korku’ adlı yazımın sonunda okullarda “empatik beceriyi geliştirmek”ten söz etmiştim. Okurlar da doğal olarak sordular, iyi de nasıl? Nasılı biraz açalım. Hollanda’da yeni kurulan bir okul, tümüyle demokratik kültürü ve şiddetsiz iletişimi benimseyerek bunun mümkün olduğunu gösteriyor. L.I.F.E (Learning in Free Environment/Özgür Ortamda Öğrenmek) Şiddetsiz iletişim Eğitimpedia okurlarının ilk kez karşılaştığı bir kavram değil. Daha önce sevgili Mürşide Demirkol, Haftanın Kitabı olarak Marshall B. Rosenberg’un, ’’Şiddetsiz İletişim’’ kitabını tanıtmıştı (http://www.egitimpedia.com/haftanin-kitabi-siddetsiz-iletisim/)

Çalıştığım bir okulda öğrencilerle birlikte okul kurallarını belirledik. Tüm okul çalışanlarının ve öğrencilerinin ortaklaşa belirlemiş oldukları bu kuralları yaşama geçirmeden önce, kuralları yazılı hale getirip yeniden öğrencilere dağıttık. Burada amacımız öğrencilerden gelecek yeni, farklı, gözden kaçan geri bildirimleri de dikkate almaktı. Bu maddelerden biri olan “Karşılama, Karşılaşma” başlığı altında açıklama olarak; “Güne güzel başlamak ve güleryüzlü olmak günün de güzel geçmesini etkiler. Biz bu yüzden okulumuzda selamlaşmayı önemseriz. ‘Günaydın’ ve ‘merhaba’ demek bir kural olmaktan öte bizim için günün ilk rutinidir” yazılıydı. Bir öğrenci bu maddenin altına şöyle bir yorum yazmıştı. “Bence bu unutulduğunda veya söylenmediğinde öğretmenler imalı şekilde ‘Sana da günaydın!’ dememeli”. Öğrenci bu yorumu kime yazmıştı bilinmez ama yorum öncelikle bana ayna tutmuştu. Öğrencinin sözünü ettiği bu imalı tarz benim için de geçerliydi. Bu yorumu okumadan bir saat önce sanırım, teneffüste bahçede oynayan çocuklar zilin çalmasıyla içeri girmişlerdi. Birkaç çocuk hala bahçede topun peşinde koşuyordu, yanlarına yaklaşıp seslendim. “Günaydın beyler ders başladı, ders zili çoktan çaldı, teneffüs zili olsa kaçırmazdınız, ders zilini ise duymuyorsunuz.”    

Empatik becerinin ilk anahtarı şiddetsiz iletişim sanırım bu noktada devreye giriyor. Şiddetsiz iletişimin birinci bileşeni “gözlem”. Teşhis, yorum, yargı kullanmadan, olan bitenin nesnel tanımını yaparak, ne görüldüğünün ve ne duyulduğunun söylenmesi. Ne yazık ki yaşanmışlıklarımız, ön öğrenmelerimiz nedeniyle bu hiç de kolay değil. Genelde gözlemimiz yargılama, eleştirme ve değerlendirme içeriyor. “Ders bittiğinde masalarınızı toplamadığınızı görüyorum” yerine “Ders bittiğinde masanızı toplamamanızdan sıkıldım” diyoruz. “Sınavda dört soruyu yanlış yapmışsın” yerine “Sınavda bir sürü yanlışın var” diyoruz. Örnekleri çoğaltabiliriz, örnekleri çoğalttığımızda ne kadar yargılayan bir dili yaşattığımızı da görebilirsiniz. 

Gözlemlerimizi aktarırken genellemelerden kaçınmak, önyargılara bağlı yorum yapmamak kolay değil. Kolay olmadığı için vazgeçmek yerine dememekte fayda var. 

Katıldığımız bir eğitimde, eğitmen, Nora isimli bir öğrencisi ile ilgili bir örnek vermişti. Nora, makas kullanamıyor (malum küçük kas sorunu), öğretmen de Nora makas kullanamıyor yerine Nora kağıdı yırtabiliyor diyordu. Bu iki cümle arasındaki uçurum kullandığımız dile bağlı olarak değişiyor. Örneğin bir öğrenciye; “Akıcı yazıyorsun ama yazım hataların çok fazla ve hiç dikkat etmiyorsun” demek yerine, “Akıcı yazıyorsun bu çok iyi, dikkatli yazdığında yazım hataların da gittikçe azalacak” demek arasında önemli bir fark var. Bir yorum öğrenciyi duygusal olarak aşağı çekerken, bir diğer yorum öğrencinin gelişimine destek olacaktır.   

Şiddetsiz iletişimin ilk adımı tarafsız gözlem. Tarafsız gözlemin ardından bu gözlemin sonrasında sizde ortaya çıkan duyguyu karşı tarafla paylaşmak, sonra da ihtiyacı söylemek ve eyleme çağırmak adımları geliyor. Bir şeyleri formülleri ile ezberlemeyi sevmiyorum, eğitimde de mucizevi formüller kullanarak harika çözümler elde edeceğimize inanmıyorum. Bununla birlikte empatik beceri için mücadele etmenin demokratik kültürü beslediğini her gün yaşayarak öğreniyorum. 

Bir öğrenci derste olumsuz bir davranış gösterdiğinde onu yargılamadan tarafsız bir gözlemle bu olumsuz davranışın sonuçlarını, öğrenme ortamına ve arkadaşlarının öğrenmesine verdiği zararı açıklıyorum. Bu davranışın neden kabul edilemez olduğunu belirtiyorum ve eylem olarak kararı ben vermiyorum, olumsuz davranış sonucu kararı öğrenciye bırakıyorum. Öğrencinin bu davranışı yeniden yapmayacağını dile getirmesi de çok anlam ifade etmiyor ve bu davranışı ile ilgili uzun uzun konuşuyoruz. Bu konuşma mutlaka öğrencinin de kabul ettiği bir eylem planı ile sonlanıyor. Davranış tekrarında neler olacağını adım adım öğrenci biliyor ve bu kararı kendi aldığı için kabul ediyor. Önemli olan suçlamadan ve yargılamadan çözümler arayarak,  öğrencinin kişiliği ile ilgili değil olumsuz davranışıyla ilgili çalışmak.

Bir öğrenci okulda tuvalet kağıtlarını yere atıp tuvaleti kirlettiğinde, kirlettiği ortamı temizlemek zorundadır. Olumsuz davranışta ilk akla gelen ceza vermek olmamalı. Bunun yerine öğrencinin yaptığı olumsuz davranışıyla ilgili sonuçları yaşaması gerekir. Bu sonuçlar da ceza olmak yerine davranışı karşılığı olarak, öğrencinin de içinde olduğu bir ortamda alınmalıdır. 

“Çok zor”, “olmaz”, “çözüm değil”, “yapılmaz”, “saçma”, “kalabalık sınıflarda imkansız”… Karşı çıkış cümlelerimiz hazırda bekliyor. Benzer süreçlerden geçerek ilerliyoruz. Bazen çözümsüz kalmamızın nedeni, yeni bir şey aramamaktan ve denememekten kaynaklanıyor. Birbirimizden öğrenmek de tam bunun için önemli. Çalıştığım okulların birinde arkadaşlarına fiziksel şiddet uygulayan bir öğrenci vardı. Ceza üstüne ceza veriyorduk. Cezalar öğrencinin vurma davranışına engel olmadığı gibi şiddeti ve öfkeyi de artırıyordu. Konu ile ilgilenen bir uzman arkadaşımız dışardan ayna tutarak bize farklı bir yol gösterdi. “Bu öğrencinin gücünü hiç okulda kullanıyor musunuz?” diye sordu ve açıkladı. “Bu öğrencinin fiziksel gücü, onun kendini gösterme alanı. Bunu hep olumsuz anlamda göstermiş, öğrenci güçlü olduğu ve kendini gösterebildiği bu alanda olumlu şeyler yaptığında olumsuz davranış da azalabilir.” İlginç bir öneriydi ve denemeye değerdi. Hemen okuldaki birkaç taşıma işinde ondan destek aldık, ardından dışarda katılmış olduğu bir spor karşılaşmasında aldığı başarıyı arkadaşları önünde ön plana çıkararak kutladık. Vurma davranışı ortadan kalkmıştı, öğrencinin güçlü yanı görülüyordu ve buna değer veriliyordu. 

Korku ve suçluluk üstüne kurulu eğitim sistemleri ve yönetimler ne derece anlamlı? Baskının olduğu yerde direnç vardır. Karşı tarafa nefes alma şansı, özgürlük sunarak da anlaşabiliriz, yeter ki deneyelim.

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER