Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Görünmez Hiyerarşi

0
1.963 views

Çocukken bayram ziyaretlerine bilmem ne beyler, bilmem ne hanımlar gelir, giderken bir de Mehmet Efendi gelirdi. Mehmet Efendi apartmanın kapıcısıydı. Bayram akşamı yatakta aklıma takılmıştı, gelen giden beydi de, apartmanın kapıcısı niye efendiydi. Çocukça bir çıkışla “Ama bu haksızlık” diyebilirdim sadece. İsimlerin önündeki ya da arkalarındaki eklerin hiyerarşinin göstergesi olduğunu bilemezdim.  Eğitim yaşamımız, ancak çocukken haksızlık diyebildiğimiz bu sisteme alışmaya, uyum göstermeye, susmaya, sorgulamamaya alışmamız için vardı. Hatta mümkünse bir an evvel hiyerarşik yapı içinde üst sıralarda yer almaya çalışmalıydık. 

Eğitim sistemi ‘saygı duyma’ adı altında kurulan bir yalanla örülerek küçük küçük işlenir. “Sen öğretmeninle ne biçim konuşuyorsun!” haykırışında, öğretmenin zihinlerde kendine bulduğu yeri anlamak için aynı haykırışı tersinden duymakta yarar var. “Sen öğrencinle ne biçim konuşuyorsun!” diyemiyorsa öğrenciler öğretmeninlerine, bu sadece üstten bakmaktır. Üstten bakmak en yalın haliyle aşağılamaktır. 

Otoriteye bağlılık ailede başlayıp okul döneminde pekiştiriliyor. Öğretmenin sizi sevmesi için sizin ona bağlı olmanız ve onun yönergelerini yerine getirmeniz gerekiyor. Onaylanmak ve sevilmek bir ihtiyaç, bu ihtiyacın karşılanması için de öğretmenle kuracağınız ilişkide “çiçek olmanız” gerekiyor. Bu döngüye alışan çocuklarda otoriteye karşı gizli bir bağlılık başlıyor.  Öğretmenlerinin her dediğini onaylamayan, tartışanlar ise sistemde sorunlu öğrenci oluyor ve “Otoriteyle sorunu var” denilerek problemli olarak yaftalanıyor.

Okullarda ve sınıflarda bir de görünmez hiyerarşi var. Bu görünmez hiyerarşi rutinimiz olarak ayrılmaz parçamız oluyor. Öğrencilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak, örneğin su içmek, tuvalete gitmek için öğretmenlerinden izin istemeleri buna örnektir. Türkiye’de demokratik kültürü benimseyen bir okulda, öğretmenin ihtiyaçlarınız için izin istemenize gerek yok dediği okul öncesi grubunda bile öğrenciler; “Tuvalete gidiyorum mu?” sorusuyla kendilerini otoriteye onaylatma gereği hissediyorlar.  

Eğitim sistemi sadece ünvanlarla değil, mekanların imgesel anlatısıyla da kültürel kodların biatla örülmesini sağlıyor. Sınıflarda öğrenci masalarından farklı olan öğretmen masaları bulunuyor. Öğretmen masasının sınıftaki konumu ve öğrenci masasından farklı olması öğrenci-öğretmen arasındaki ilişkinin durumunu da özetliyor. Okulun en ferah, ışıklı ve büyük odaları müdür odaları oluyor. Müdür odalarında, ünvanı yansıtan geniş, yüksek koltuk ve yüksek bir masa bulunuyor, bir de müdür koltuğundan mutlaka daha alçak ve küçük misafir koltukları… Yine kimi okulların mekan kullanımlarında öğrenci ve öğretmen tuvaleti ayrımı gizli hiyerarşi olarak normalleştirilerek sunuluyor.  

“Okul töreni” sözcük grubunu Google’da arattığınızda ya da kendi okul törenlerinizi düşündüğünüzde, aklınıza gelen fotoğrafa dikkat edin. Bir kürsü, kürsünün önünde okul müdürü, ikili boy sırası olunmuş (oldurulmuş) ve sınıf seviyelerine göre ayrılmış öğrenci grupları, sınıfların önlerinde duran öğretmenler. “Herkes konumunu ve yerini bilecek” fotoğrafı, tüm okul yaşamı boyunca düzenli olarak tekrarlanarak ezberlettiriliyor.  

Hiyerarşide, karar sürecindeki birçok şey mutlak otoriteye bağlıdır. Sınıfta öğretmen, okulda müdür, ilçede diğer müdür, kaymakam, vali… Ünvanlar büyürken mutlaka başına da ‘Sayın’ hitabı eklenir. “Sayın Valim”, doğal olarak kapıcı Mehmet Efendi’den çok ama çok üstün oluyor. 

Bu sistematik yapı sadece öğrenciler için değil, kürsüdeki için de benzer şekilde işliyor. Okul müdürleri bir üstün çağrısıyla toplantıya çağrıldıklarında farklı saygı ifadeleri ortaya çıkıyor. Çıkmazsa da sistem size haddini bildiriyor. “Tunceli’de Ticaret Meslek Lisesi matematik öğretmeni ve Eğitim-Sen Şube Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Aslan’ın, Vali Mustafa Yaman’ın makam aracının geçişi sırasında uygunsuz durduğu, ceketini ilikleyip selam vermediği gerekçesiyle korumalar tarafından dövüldüğü iddia edildi” (8 Mayıs 2009, Hürriyet). Ceketin önünü iliklemenin saygı duymakla eşdeğer görüldüğü bir ortamda, bir şeyleri değiştirmek zor görünebilir ama imkansız değil. 

Sisteme koşulsuz biatın önüne geçmenin yolu da okullardan geçiyor. Sınıfta öğretmen kendini öğrencilerle eşit görmeye başladığında, sınıftaki rolünü öğreten değil, öğrenme ortamını tasarlayan ve öğrenmeye rehberlik eden olarak yapılandırdığında, sınıf içi tüm kararlarda öğrencilerle ortaklaştığında sınıfın yapısı değişecektir. Bu cesur öğretmenler okul yönetiminin karar süreçlerinde konuşmaya başladıklarında, öğrenci yararına kararlar alınması adına itiraz ettiklerinde muhalefet olarak nitelendirilseler de değişimin başlangıcını sağlayabilirler. 

Okul yönetiminde öğretmenler ve öğrenciler de söz almaya başladığında, demokratik okullara inanan öğretmenler çoğaldığında, demokratik okulların sayısı arttığında, eşitliğin en önemli yapı taşlarından biri olan farklılık ve çoğulculuk da anlam kazanmaya başlayacak. Hiyerarşik yapı biatla değil mücadeleyle engellenecek. “Ezcümle özgürleşmeden eğiten aptallaştırır.”

 

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER