Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Neşe Doluyor İnsan

2
1.199 views

Kimi özel okullardaki çocuklar Cadılar bayramını kutlamak ister, kostüm giyecekleri için ve şeker toplayacakları için heyecanlanırlar. Cadılar bayramında da farklı kostümler giyerek okula giderler ve eğlenceli zaman geçirirler. Kimi okullar gavur adeti, kapitalist özentisi diyerek Cadılar bayramının okullarında kutlanmasına karşı çıkar, bu da bir düşüncedir ve olabilir. Yasaklamak uzak tutmaya yarıyor ama çocukların bu tür etkinliklerde eğlendiği gerçeğini değiştirmiyor. Oyun oynayarak, eğlenerek geçecek bir kutlamayı heyecanla bekleyen çocukların milli bayramları da aynı heyecan ve coşkuyla beklediğini ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bu durumu dış mihrakların oyunu olarak değerlendirmek yerine çocukların milli bayramlar için neden benzer heyecanlar duymadıklarını düşünmekte yarar var. Yurtdışındaki birçok festival ve kutlama şenlik havasında geçiyor. Eğlencenin ön planda olduğu bu kutlamaların en önemli özelliği de geniş katılımlı olması. Bizim kutlamalarımız genelde törensel bir havada geçiyor. Bu törenler de eğlenceden olabildiğince uzak ve katılmak zorunludur anlayışıyla şekilleniyor.   

Anadolunun küçük ilçelerinin birinde ortaokulda okuyorum. Bayram günü okuldayız. Ben de yüze yakın sentetik mavi eşofman altı ve aynı renk fanila giymiş öğrenciden biriyim. Ergenliğin hissettirdiği çirkinlikle giydiğimiz kıyafetler bütünleşmiş durumda, okuldan yürüyüşe geçiyoruz. İçinde olmak istemediğim o tek tip kıyafetle bayram töreninin yapılacağı alana kadar sol sağ sol sağ emin adımlarla ilerliyoruz. Tören alanında onlarca okuldan biri de bizim okul, sıra oluyoruz ve hazır olda beklememiz isteniyor. Bir mühim adam, ne kadar uzarsa o kadar mühim olacak bir konuşma yapıyor. Güneş tepemizde, biz hazır olda, mühim adamın sözcükleri terle karışık vücudumuza nüfus ediyor. Ardından ne kadar bağırırsan o kadar iyidir anlayışıyla çalıştırılmış okulların gözde ve güzide öğrencileri bitmeyen şiirlerini okuyorlar. Uzun soluklu konuşmaların ardından ellerinde kurdelelerle bir grup kız öğrenci hazırlamış olduğu gösterilerini yapıyor, arkalarda olan bizler bir şey görmesek de gösterinin bittiğini alkış duyunca anlıyor ve alkışa eşlik ederek sıramızı bekliyoruz. Susuzluk başımıza vururken, annesi babası törende olan çocuklara su geliyor, onları izliyoruz. Biz cebi olmadığı için yanımıza para alamadığımız eşofman altımızla yanmaya devam ediyoruz. Sıranın bize geldiğini, hareketlenen öndeki öğrenciler sayesinde farkediyoruz. Bir boş alana çıkıyoruz. Aylarca çalıştığımız gibi geniş bir çember yapıyoruz, bizim omuzlarımıza çıkan arkadaşlarımız da üstümüzde bir çember oluşturuyor ve onların da üstüne çıkan bir grup öğrenci oluyor. Neye hizmetse kule yapıyoruz ve ben kulenin en altındaki şişman çocuklardan biriyim. Omuzlarım acıyor, ordan yok olup kana kana su içmek istiyorum. Alkış gelince anlıyoruz, sizin de tahmin edebileceğiniz gibi kulenin en üstündeki çocuk elindeki bayrağı açmış ve selam veriyor. Milli duyguları depreşen izleyenler hunharca alkışa devam ediyor. Kimsenin kulenin altındaki şişman çocukları düşündüğü yok. Jimnastik alanında bir tane bile olimpik derecesi olmayan bizlerin oluşturduğu kule ile bu kadar gurur duyması normal midir bilmiyorum. Adı bayram olarak anılan bu törenler; yapılması emredilen, beklediğimiz, dinlediğimiz, ikişerli sıra olduğumuz ama coşkuyla katılamadığımız anlardı ve alanlardı.

Korkuyla, disiplinle, askeri düzenle, dar katılımla yapılan törenlere karşıyım. Bir de bu törenlere eklenen, ikinci dakikadan sonra kimsenin dinlemediği uzun konuşmalar da cabası. Bu anlayış sadece törenler için geçerli değil, 23 Nisan yaklaşıyor, geçtiğiniz ilkokulların pencerelerine dikkatle bakın. Aynı düzenle ve simetrik olarak asılmış bayrakları ve kedi merdivenlerini göreceksiniz. Çocukların ellerine verdiğimiz bayrakları bile özgürce asmalarına izin vermiyoruz. Bırakın o bayraklarla özgürce, öğretmen buyruğu olmadan istedikleri gibi süslesinler sınıflarını ve okullarını. Bu kutlamalara ve bayramlara karşı olmak değil, aksine çocukların sevecekleri ve doyasıya eğlenecekleri anlar yaratmak isteği. Seçilen iki üç öğrencinin konuşma yaptığı ve şiir okuduğu törenler yerine tüm çocukların katılım gösterdiği, hatta kendi kutlamalarını organize edebildiği – şekillendirebildiği bayramlar neden olmasın?

Ulusal bayramlar, yapılan biçimsel törenlerle belki de gerçek anlamını yitiriyor. Neredeyse birbirinin kopyası gösteriler her yıl üst üste tekrarlanıyor. 29 Ekim de, 23 Nisan da, 19 Mayıs da bu ülkenin kuruluş öyküsündeki özel ve çok önemli günler. Çocuklar için bu günleri değerli ve anlamlı kılmanın yolunun tören anlayışımızı değiştirmekten geçtiğini düşünüyorum. 23 Nisan’ı çocukların heyecanla beklemesini istiyorsak, 23 Nisanlarda çocukların eğlenmesini ve çok mutlu olmalarını sağlamalıyız. Özel günlerin anlam ve önemi ile ilgili farkındalığın sağlanmasının tek yolu tören yapmak olmayabilir. Nasıl mı?     

Bir yazar İskandinav ülkelerindeki bir okulda katıldığı bir kutlama töreninde yaşadıklarını anlatıyor. “Öğrenciler UNESCO günü kutlaması için sıra olmuş, başlarındaki öğretmenlerle birlikte konferans salonuna gelmişlerdi. Okul müdürü konuşma yapmış ardından bir kaç öğrenci şiir okumuş ve konuşma yapmıştı. Salona bir pasta geldi, alkışlar eşliğinde pasta kesilerek törende görev alan öğrencilere paylaştırıldı. Törenin bittiği mikrofondan duyurulunca tüm sınıflar öğretmenleri eşliğinde sınıflara doğru gitmeye başladı. Tüm öğrenciler sınıflara giderken bir anons yapıldı, tüm öğrencilerin yeniden konferans salonuna gelmeleri istendi. Herkes şaşırmıştı. Tören bitmişti ama neden yeniden salona dönüş için çağrı yapılmıştı? Tüm öğrenciler öğretmenleri eşliğinde salondaki yerini aldığında okul müdürü sahneye çıkmış ve demin izleyici öğrencilerin pasta yiyemediklerini ve bunun adaletsizce olduğunu belirtmişti. Dünyadaki kaynakların eşit olarak dağıtılması gerektiğini vurguladığında salona tüm öğrencilere yetecek büyüklükte bir pasta geldi ve tüm öğrencilere paylaştırıldı.” Eminim okuldaki öğrenciler, müdürün ve arkadaşlarının yaptığı konuşmayı, şiirleri  unutacaklar ama bu deneyimi asla unutmayacaklardı.

Yöneticisi olduğum okulda öğrenciler beceri temelli atölyeleri kendileri seçiyorlar ve seçtikleri atölyelere katılıyorlar. 28 Ekim’de seçilecek atölyeler için zaman kalmadığını bahane ederek kız öğrencilerin seçim yapmayacaklarını ve yönetim tarafından seçilen atölyelere gireceklerini söyledik. Çocuklar çok şaşırdılar ve kızdılar, bunun bir haksızlık olduğunu söyleyip öfkelerini dile getirdiler. Birkaç erkek öğrenci de itirazda bulundu, bunun üstüne ben de yönetime karşı çıkamayacaklarını belirtip tüm atölyeleri iptal ettiğimi belirttim. Öğrencilerden atölyelere değil sınıflarına gitmelerini istedim. Atölyeler iptal olması öğrencileri üzmüş ve kızdırmıştı bunun sonucu olarak da sınıflarda isyan başladı. Hakları ellerinden alındığını düşünen çocuklarla hakkın ne olduğunu tartışmanın, haklarını aramaları için ne yapabileceklerini konuşmanın artık onlar için de bir anlamı vardı. Öğrenciler evlerine mutsuz gittiler. Ailelere de e-posta göndererek, öğrencilerin eve kızgın geleceklerini, okulda yaşadıkları haksızlığı anlatacaklarını ilettik. Bu süreçte bunun bir oyun olduğunu söylememelerini, öğrencilerle haklarını almak için ne yapabileceklerini tartışmalarını istedik. Ertesi gün öğrenciler sınıflarında temsilciler seçtiler ve bu seçilen temsilciler benimle görüşmek istediklerini belirtti. Günün sonunda öğrencilere yaşadıkları deneyimin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile bir ilişkisi olduğunu söyleyerek, hakları ellerinden alınan bireylerin, tek adam tarafından yönetilmenin, alınan kararlara itiraz edememenin ve kabullenişin ne olduğunu onlara yaşatmak istediğimizi ilettik. Öğrenciler için anlamlı olduğunu düşündüğümüz bu deneyimin uzun bir konuşmadan daha kalıcı olduğunu düşünüyorum.

Şarkılarla özel günlerin tarihlerini çocuklara ezberletmeye çalışmak yerine, “Bugün yirmi üç nisan, hep neşeyle doluyor insan” şiirini ezber bozarak ezberden çıkarmamız gerekiyor belki de. 23 Nisan’ın gelmesini heyecanla bekleyen çocukların cumhuriyeti de daha çok seveceklerini düşünüyorum.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

2 Yorumlar

  1. Bazı sözlerinize katılıyorum.ama cocuklar 23 nisan şarkılarini severek öğreniyorlar.sadece okuk müdürlerinin istekleri dogrultusuda yapıldığı için baskı oluyor öğrermen baskı görüyor,cocukda yap,mak için zorlanıyor.bir pasta kesilse cocuklarserbst dans etse engüzeli

  2. Müjdat Hoca’dan güzel bir yazı daha. Peki 23 Nisan nasıl olmalı? O gün okul tatil olsa, belediyeler, valilikler ücretsiz oyun alanları düzenlese, öğrencilere ikramlar olsa, çocuklara(sadece öğrencilere değil) küçük hediyeler verilse. daha da çoğaltabilirim… bakın o zaman herkes nasıl 23 nisanı bekler.

CEVAP VER