Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Ödev

0
0 views

Öğretmenliğe birinci sınıf okutarak başladım. Gece kabusları da peşinden geldi, okuyamaya geçemezlerse… Sanırım bu gece kabusları biraz dinsin diye öğrencilerin okul yaşamlarını ödev vererek eve taşımaktan hiç çekinmedim. Bir sayfa A yazın, bir sayfa K yazın. Bu iyi bir yöntemdi, okuldaki işin bir bölümünü eve paslıyordum ama maaşımın bir bölümünü evde ödev yaptıran anne ya da babalara vermiyordum. Yıllar içinde ödevin bir baş belası ve okul nefretini büyüten bir araç olduğunu iyice gördüm. Dördüncü sınıf okutuyordum sanırım, öğrencilerin çoğu kat problemi çözerken zorlanıyordu, başaramıyorlardı. Ben de öğrenciler bu konuyu kavrasınlar diye eve onar yirmişer kat problemi gönderiyordum. Bunun iyi, yararlı bir şey olduğunu düşünerek, içine güzel mi güzel zorlayıcı problemler de katarak eve gönderiyordum. Aslında alt mesajda ben öğrencilere şunu diyordum: Okulda matematik dersinde kendini başarısız hissetin ya, git şimdi evde de ne kadar başarısız olduğunu gör. Ne yazık ki bizim eğitim sistemimiz her yeni gün çocuklara neyi başaramadıklarını göstermekten öteye gidemiyor. Ev ödevleri de başarısızlık hissinin pekiştireci olarak evlere gidiyor. 

Anaokuluna giden kızım ödevim var baba diyerek yanıma oturuyor ve 6 sayısını yazmaya çalışıyor. Her 6’ya benzemeyen çiziminde “of yapamıyorum, beceremiyorum” gibi başarısızlık cümleleri arka arkaya sıralanıyor. 

Düşünsenize birgün bir öğrenciniz sabah okula temiz nevresim ve yorgan- bir kilo salatalık- toz bezi ve sandalye ile gelse. “Evde bitiremediğim işleri getirdim öğretmenim bana yardım eder misiniz?” dese ne düşünürdünüz. Öğretmen olarak biz de ödevlerle bunun aynısını yapıyoruz. Okuldaki işi eve gönderiyoruz.  

Yıllar içinde ödevle ilgili hatalar da birbirini kovaladı. İlk önce ismini değiştirerek ödevi güzelleştireceğimizi zannettik. Ödev değil, ev çalışması, etkinlik, araştırma… İsim değiştirerek ödev algısını değiştiremeyeceğimizi gördük. Olmadı, süre sınırlaması getirdik, ev çalışmaları yarım saati geçmemeli. Yaratıcı olarak sunduğumuz çözümlerden bir tanesi de ev ödevlerinin yanındaki boşluklara clipart çizimler koymak oldu. Hiç birinde sonuç değişmedi. Öğrenciler sabahtan akşama kaldıkları okulun ardından eve gittiklerinde ve üstlerini değiştirdiklerinde tekrar okulu eve taşımak istemiyorladı. İş bununla da bitmiyordu, bizim yüzümüzden eminim birçok aile ilişkisi zedelendi. Komik gelebilir, şaka yapıyorum sanabilirsiniz. Bir babanın ev ödevi olarak gönderilen problemleri kızına çözdürmeye çalışırken, kızının yapmamasına sinirlenip “anlamayacak ne var!” dediğinde, kızın babasının kendisini sevmediğini düşünmesi hiç de önemli gelmeyebilir size. Bir annenin “çocukların bütün ödevleri ile ben ilgileniyorum biraz da onlarla sen otur!” diyerek başlayan kavgaların sebebi olarak çocukların kendilerini görmeleri de anlamlı değildir sanırım. Anne ve baba rol modelinde kalması gereken ebeveynler Türk eğitim sistemi içinde öğretmene dönüşüyorlar. Özellikle sınıflar ilerledikçe, çocukların başında onları seven anne-babaların yerini, onlara anlamadıkları konuları anlatmaya çalışan yeni öğretmenler alıyor. 

Öğrencilere okuma kitapları verirken yanı sıra da kendimce harika hazırlamış olduğum çalışma kitapçıklarını verirdim. Okusunlar ve okudukları ile ilgili soruları yanıtlasınlar isterdim. Şimdi kendimi düşünüyorum, kitapçıdan aldığım heyecanla okumak istediğim bir kitabın içinden sorular çıksa ve okudukça yazmam istense, o kitabı okumamak için her şeyi yapardım. Öğrencilerime okumayı sevdireceğimi düşünürken onları okumaktan soğuttuğumu hiç düşünmezdim. Şimdi “biz ödev vermiyoruz sadece kitap okuma veriyoruz” cümlesinin altında öğrencilere saklı mesaj veriyoruz: Bizim seçtiğimiz kitabı okuyacaksınız. 

Bu süreçte şunu öğrendim; benim heyecanlanacağım, benim istediğim şeyleri öğrencilerimin yapmalarını istemek anlamlı değil. Bu alandaki sihirli sözcük “heyecan” ama bu heyecan öğrencilere ait olmalı. HES’lerle ilgili bir ders işlerken öğrencilerden kimileri bu alanda çalışma yapmak istediler. Ben de onlara kaynak önerdim, uzun soluklu bir çalışmada öğrencilerim evde heyecanla kendi araştırmalarını yaparak okula geldiklerini gördüm. Ancak ve ancak öğrenciler kendilerini heyecanlandıracak konularda evde çalışmak istiyorlardı. Bu noktada öğretmenlerin öğrencilerini heyecanlandıracak dersler işlemeleri ve heyecanlarını araştırmaya dönüştürme süreçlerine rehberlik etmeleri  gerekiyor. Biz araştır dediğimiz için araştırılacak konuların öğrencilerin yararına olacağına inanmıyorum. 

“İyi hoş söylüyorsun da aileler istiyor, okul yönetimi ödev verilmesini zorunlu tutuyor” diyebilirsiniz. Bu noktada “yok hayır ben ödev vermeyeceğim” diyemiyorsanız, öğrencilerinizle konuşma zamanınız gelmiş demektir. Ev ödevlerine onlarla konuşarak karar verebilirsiniz. Kendilerini evde çalışırken başarısız hissetmeyecekleri, evde çalışırken keyif alabilecekleri, farkılaştırılmış ve kişiselleştirilmiş ev ödevlerine yönelebilirsiniz. 

“Ben öğrencilerimin yararını düşünüyorum, bu yüzden ödev veriyorum” düşüncesi zihninizi kemiriyor olabilir. Emin olun öğrenciler verdiklerinizi yararlı bulmuyorsa sizin yarar olarak düşündükleriniz sadece zarar olacaktır.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

YORUM YOK

CEVAP VER