Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Okul Müdürü

1
1.488 views

Her okulda olduğu gibi öğrenciyken bizim ortaokulda da pazartesi-cuma günleri bayrak töreni yapılırdı. Beş dakika bile sürmeyen bayrak törenleri müdürün konuşmasıyla uzar da uzardı. Okul müdürünün cuma günleri başlayan hafta sonu tatiline engel olmak için konuştukça konuştuğunu düşünürdüm. Makam önemliydi ve makamının hakkı da bu tür kalabalık ortamlarda yaşam dersleri verilerek oluşturulurdu. Çocuktum bu anlamsız yaklaşıma akıl sır erdiremezdim. 

Aynı ortaokulun müdürü, pazartesi-cuma törenlerinde ergenliğe yeni yeni girmiş sırada bekleyen çocukları aklınca yaramazlık yaptıkları için seçer ve tüm arkadaşlarının içinde pervasızca azarlar ve aşağılardı. Bu aşağılamalardan biri de sınıf arkadaşımıza denk geldi. Bizim tarafımızdan Pürüz lakabıyla anılan öğrenci, ilçede kimsenin ikincisini kazanamadığı fen lisesi sınavının birincisini kazanmış olmanın haklı gururu ile sırada beklerken arkadaşı ile sohbete dalmıştı. Metrelerce uzakta sohbet eden Pürüz’ü gören okul müdürü kürsüde konuştuğu mikrofona biraz daha eğilip, “Hey, sen orada dır dır konuşan gel bakayım buraya” dedi. Bütün bakışlar bu hafta azar piyangosunun kime çıktığını görmek için sıraların arkalarına uzandı. Pürüz, boş gözlerle müdüre baktı, müdür yeniden kükredi, “Sana diyorum aval aval bakma gel buraya”. Pürüz, yavaş adımlarla ilerleyerek yüzlerce öğrencinin önüne çıktı ve müdürün yanında yerini aldı. Sanırım herkes konuştuğu için müdür niye beni dinlemiyorsun konuşuyorsun diyemedi, onun yerine Pürüz’ün hafif uzamış saçına elini sokup parmakları arasından taşan saçlara bakıp mikrofona eğilip sordu, “Ne bu saç, niye bu kadar uzun, saç uzatmak için senin raporun var mı?”  Pürüz, uzun uzun sıradaki arkadaşlarına baktı. Yana doğru bir hamle yaparak müdüre yaklaştı, müdürün önündeki mikrofona eğildi, eliyle mikrofonun ayaklığını tuttu. Gözleriyle önündeki kalabalığı bir süre süzdü. İki kere parmağıyla tıklattığı mikrofon çalışıyordu. Kısa bir sessizliğin ardından, sırada bekleyen öğrencilere bakarak, gayet normal bir ses tonuyla, “Hayır” dedi. Korku, yerini gülmeye ve peşi sıra kahkahaya bırakmıştı. Elinden mikrofonu alındığı için çocuk gibi huysuzlaşan okul müdürü Pürüz’ün eliden mikrofonu kapıp bağırarak herkesi susturmaya koyulmuştu. 

Bu ortaokulun müdürüne görünmemeye çalışırdınız. Sizi koridorda gördüğünde mutlaka bir eksiğinizi bulup anında ne yapmanız gerektiğini söylerdi. Ataman saçlarını kestir, Ayşe saçlarını topla, Mesut gömleğini düzelt, Ekin çorabını değiştir! Elinde gezdirdiği makasla saçı uzun olanların saçından kendi bir tutam keserdi ki mutlaka o gün berbere gidilsin. Mutlaka sinirli olurdu, sinirli olmayı müdür olmak olarak görürdük.   

Bu ortaokulda derslerin nasıl gittiği kimsenin umrunda değildi. Ders boş geçer, varsa yoksa sınavla öğrenciler tehdit edilir, not korkusu ile disiplin sağlanmaya çalışılır, aynı sıkıcı konular anlatılır da anlatılırdı. Ezbere dayalı öğrenmelerin yaşamla bir ilgisi yoktu, her öğretmen birbirinden bağımsız ders işler giderdi. 

Bu ortaokulun müdürü askeri düzen içinde herkesi aynı standart içinde tutmaya bayılır ve değerlendirmesini de kendi standartlarına göre yapardı. Emreder ve emirlerinin bir an evvel yerine getirilmesi isterdi. Okulun tek sahibi olduğunu her fırsatta belli ederdi. Sadece öğrencilere karşı değil, öğretmenlere karşı da aynı otoriter tavrı gösterirdi. Kendi gibi düşünmeyen öğretmenlerin kuyusunu kazmak için de türlü yöntem denerdi. Yönetmeyi korkuyla disiplin sağlamak olarak görürdü.

Odasına gitmeyi, o yaşlarda  dünyanın en büyük korkusu olarak içimizde büyütürdük. Herhangi bir nedenle müdürün odasının önünde durmak bile yeterliydi “yazık” bakışlarına maruz kalmak için. Mutlaka bir şey yapmıştık ve mutlaka suç bizdeydi. Eğer bir öğretmen bizi şikayet ettiyse ve bu nedenle okul müdürü bizi görmek isterse, konuya doğrudan suçlayarak ve bağırarak girerdi. Olayın biz tarafını dinlemeye gerek yoktu, öğrenci olan bizdik ve olağan şüpheliydik. 

Harika bir gücü vardı elinde ve kullanmaktan hiç çekinmezdi. “Disipline gönderirim” cümlesi çocuk aklımıza yer ederdi. Yönetim demek korku demekti, çocukken aşılanmalıydı. Korkuyla sindirilmeye okulda o kadar alışıyorduk ki, haksızlıklara ses çıkaramamaya o dönemlerde başlıyorduk. Okulda disiplin, askerde disko, yetişkinlikte…  

Yöneticilik yaptığım okulların birinde olumsuz davranıştan dolayı bir öğrenciyi görmek istemiştim. Teneffüste arkadaşlarından biri ile not gönderdim ve beni görmesini istedim. Teneffüs bitti. Arkadaşını gördüm, okulda mı yok diye sordum. “Hayır, gelmek istemedi sizin odanıza” yanıtını aldım. Öğrenciyi iki kere daha çağırmama rağmen gelmedi. Öğle arasında bir ben öğrenciyi gidip buldum. “Okul müdürü seni çağırıyor sen hangi hakla benim odama gelmiyorsun?”, diye sordum. Bana baktı, öğretim yılı başında nakille gelmişti, “Siz de müdür odasına defalarca haksız yere gidip azar işitseydiniz, siz de müdür çağırdığında gitmek istemezdiniz” dedi. Gözlerinde öfke vardı, kalakaldım. Daha beşinci sınıftaki bir öğrenciyi nefret ve öfke ile doldurmuştuk.   

Öğretmenlerin eğitimi, hizmet içi eğitimle öğretmenlerin yeterliliklerinin artırılmasını konuşuyoruz. Yönetime ve yöneticiliğe dair hiçbir şey bilmeyenlerin müdür olarak okullarda görev yapmasını konuşmuyoruz. Düşünüyorum da okullarda dinlemeyen, yönetmeyi otorite kurmak olarak gören, güven duygusunu beslemeyen, öğrenciyi potansiyel suçlu olarak gören okul yöneticileri oldukça biat kültürünü beslemeye, korkuyla söz dinletmeye devam edeceğiz gibi duruyor. 

Okul müdürlerinden çok şey mi bekliyoruz? Tüm öğrenci, öğretmen ve çalışanlara adil davranan, öğrencilere saygı duyan, öğrencilerin gururlarını incitmeyen, öğrencilere değer veren, kıyafete-biçime takılmayan, önceliğini derslerin içeriklerine ve öğrenme ortamlarını zenginleştirmeye veren, öğrenme merakını artıracak ders içeriklerinin hazırlanmasına destek veren, okulun tüm paydaşlarıyla kendini eşit gören, kendi gibi düşünmeyenlerin de görüşlerini önemseyen ve dinleyen, okulun tüm paydaşlarının yönetimde temsil edilmesini sağlayan, öğrencilerin temsiline değer veren, sinirli-gergin olmak yerine gülümseyerek okul iklimine katkı sağlayan, yönetmeyi disiplinle değil organizasyon becerisi ile gerçekleştiren, akademi kadar duyguyu da önemseyen, eleştiriyi kaldırabilen, makamından çok sınıfları seven okul müdürü olmak çok mu zor?     

Korkuyla sağlanan otoritenin yıllar sonra büyük bir nefrete dönüştüğünün bilinciyle, değişmek ve değiştirmek elimizde yeter ki mücadeleden vazgeçmeyelim…

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

1 YORUM

  1. Anlayışlı okul müdürünün de tepesine biniliyor değeri bilinmiyor malesef. Öğrenci takmamaya, öğretmen ise daha çok naz geçirmeye çalışır. Korku otoritesi bence ego kasmaktan çok gereklilik. Ergenlik çağında ailenin zaptedemediği çocuktan yüzlercesi sorumluluğu altında müdürün de. Yazıyı yazan arkadaş ta empati yapmadan empati beklemiş. Ki bi müdür öğrenci de olmuş öğretmen de olmuştur kendisini eleştirenleri daha iyi anlar.

CEVAP VER