Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Sıralaya Sıralaya Kaybediyoruz

1
2.226 views

İstanbul’da bir devlet okulunun otuz dokuz öğrencili birinci sınıfında okuyan bir öğrencinin annesi sınıf öğretmeni tarafından okula çağrılır. Aralık ayının başında öğretmenden çağrı alan anne, okula gider. Sınıf öğretmeni anne ile görüşürken sınıfın yanından geçen iki öğrencisinden, defterlerini de alarak yanlarına gelmelerini ister. İki öğrenci bitişik eğik yazı defterlerini de alarak öğretmenlerinin yanına gider. Öğretmen, yanına çağırdığı öğrencilerden öğrenilen seslerden oluşturulmuş sözcükleri okumalarını ister. Çocuklar sular seller gibi okuduğunda okula çağırdığı anneye bakarak, “Bunlar da çocuk” der. Anne neye uğradığını şaşırır, hemen ardından sınıf öğretmeni yanlarına çağırdığı çocukların inci gibi yazılmış defterlerini anneye uzatır ve “Şunları inceleyin” der. Hemen üstüne de çağrılan öğrencinin kargacık burgacık yazılmış defterini anneye uzatır ve ekler, “Bu da sizin kızınızın defteri, şu aradaki farka bakın lütfen”. 

“Aradaki farka bakın lütfen!” Gerçekten de çocuklar arasındaki farkları yıllar yılı göstere göstere bitiremiyoruz. Bu farkları gösterirken hazır bulunuşluk düzeylerini, küçük kas becerilerini, okul öncesi eğitim geçmişlerini, sağ-sol el kullanımlarını, öğrenme istekliliklerini, duygusal durumlarını hiç ama hiç sorgulamıyoruz. Sonuçtan daha değerlisi olamayacağından beslenerek “A öğrencisi sular seller gibi okuyor, B öğrencisi damlamıyor bile” diyoruz. Damlamayan musluğun da haddi küçük yaşta bildirilmeli diye düşünerek başarısızlık etiketini yapıştırmak için sabırsızlanıyoruz. Sanırım başarısızlık duygusu ne kadar erken tattırılırsa o kadar derinlere yer ediyor, “ben başarısızım” algısıyla büyüyen çocuklar umutsuzluk büyütüyor. 

Sınıfların demirbaşı olan sıralar gibi okul yaşamının demirbaşı da sıralamalar oluyor. Birinci sınıfta bitişik eğik yazıyla ilk imtihanlarını geçenler alkışlanırken, evde bir sayfa ‘k’ sesi yazmak zorunda olan öğrenciler, sıraların arkalarına geçerek sıralamadaki yerlerini alıyor. Okumaya geçişteki yarış ile de sıralama başlıyor. Dakikada kaç sözcük okuduğunun açıklanmasından tutun da, çarpım tablosunun ezberlenmesindeki hıza kadar her yapılan eğitsel etkinlik çocukların üstten aşağıya doğru bir listede, kendilerinin nerede olduklarıyla karşılaşmalarını ve sıralamaya alışmalarını sağlıyor. Uzun soluklu öğrencilik yıllarında yavaş yavaş alıştırılan sıralama kültürü, lise giriş sınavları ile neden geçmişe doğru bu kültürün beslendiğinin kanıtı olarak karışımıza çıkıyor. Neredeyse her yıl adı değişen lise giriş sınavları (LGS, OKS, SBS, TEOG) ile öğrenciler neden sıralandıklarını aldıkları netlerle daha “net” anlıyor. Öğrenciliğe devam ettikçe de bu netlerin sıralamada yerlerini ve sıralamanın da yaşamlarını nasıl değiştireceklerini görmeye alışıyorlar. Üniversite sınavına doğru, sıralamaya dair cümleleri daha keskin bir hal alıyor. “Bir Türkçe neti daha yaparsan Türkiye genelinde binlerce öğrencinin üstüne çıkarsın…”

Bir şey başardığında, bu başarı ile bir başkasını aşağıya itmeye alıştırılan çocukların yaşamlarını gelin siz düşünün. Yok yok düşünmeyin, birbirini ezmeye çalışan insanların, bir başkasının başarısızlığını kendi başarısına giden yol olarak gören insanların, markette bir öndeki sıraya geçmeye çalışan insanların, listenin en üstündeki isimleri çağıran insanların, listenin en altındaki isimleri çizen insanların, hemşerisini sıralamada bir üste çıkarmak için SMS atan insanların yaşadığı ülkeye bakın yeter.        

“Yaşamın gerçeği sıralama, bu durum kaçınılmaz” diyerek “sıralama” kültürünü meşrulaştırmayacağım. Sıralama demek, kaybeden var demektir. Kaybedişler belirli zaman sonra alışkanlığa dönüşmeye, alışkanlıklar da yerini kanıksanmaya bırakıyor. “Bize sunulan bu” demek alternatif aramamaktır. Oysa sıralama yapmayarak başka bir kültür yaratabiliriz. Yaratacağımız kültür, eşitler ilişkisini besleyecek ve çocuklukta özgüvenin beslenmesini sağlayacaktır.  

Sınıflarda öğrencileri sıralamadan da öğrenme ortamı sağlayabilir, öğrenmelerle ilgili geri bildirim verebiliriz. Çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren yarıştırmak zorunda değiliz. Hayatın gerçeği sıkça duyduğumuz gibi yarış değil, kimseyi ezmeden, kimseyi altta bırakmadan da insanca yaşayabilmek.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

1 YORUM

  1. ilkokul 1.sınıfa giden oğlumun öğretmeni sınıfta hiçbir kıyaslama ve sıralama yapmayacağını dolayısıyla sınıftaki bazı çocuklardan 1 yaş küçük oğlumun kimseden geri kalıp kendini daha birinci sınıftan “başarısız” hissetmeyeceğini söylediğinde çok sevindim. yarı dönem bitti oğlumun öğretmeni kıyaslama yapmamayı sınıftaki çocuklara da benimsettiğini söylüyor, tüm veli zorlamalarına rağmen. kızına evde sürekli ödev yaptıran ( ki öğretmenimiz neredeyse hiç ödev vermiyor ) bir veliye alfabede 29 harf olduğunu ve 1. sınıfta bunları yazmayı ve sonra birleştirerek okumayı öğrenmelerinden başka bir amaç olmadığını söylediğimde, hala bana eskiden kırmızı kurdele olduğundan bahsediyordu, bende ona sonuç hırslı ve mükemmeliyetçi bir insan olmuş kendi çocuğunuza bunu yapmayın bence dediğimde haklısınız diyebildi.

CEVAP VER