Eğitimpedia Yazarı – Recep Karataş: Çocuğumuzun Kişiliğinin Şekillenmesindeki Rolümüz

0
1601

“Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.” Böyle diyordu Khalid Hosseini, sinemaya da başarılı bir şekilde uyarlanan Uçurtma Avcısı adlı kitabında. Okuyalı yıllar oldu ama bende öylesine yer etmiş ki, şu sıralar okuduğum ve beni çok etkileyen bir başka kitapla bir kez daha hatırladım bu sözü. Wang & Aamodt imzalı Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz* adlı bu kitapta, anne-baba adaylarının daha bebekleri dünyaya gelmeden, bebek bakımı ve bebek eğitimi konularında yazılmış olan kitapları okumalarının nedeninin bebeğin altı nasıl değiştirilir veya bebek nasıl emziriliri öğrenmekle ilgili bilgilere sahip olmaktan ziyade bebeklerini daha zeki, daha başarılı veya daha sosyal yapma isteği olduğundan söz edilir. Bu düşüncenin bizi getirip bir kavşağın ortasına bıraktığı kanaatindeyim. O kavşakta ise yolunu bulmaya çalışan ebeveynleri şu soru bekler; Gerçekte, çocuğumuzun kişiliğini (dolayısıyla hayatını) istediğimiz gibi şekillendirebilir miyiz?

Tabula Rasa

Yirmi birinci yüzyıl ebeveynlik anlayışı, İngiliz liberal filozof John Locke’un savladığı gibi bebeklerin dünyaya adeta boş bir sayfa (tabula rasa) olarak geldiklerini varsayarak, bu sayfanın istenilen hikâyelerle doldurulabileceği yanılgısıyla hareket eder. “Boş sayfa“ fikri, çocuğun hayata ilişkin oluşturacağı algılar ve bu çerçevede edineceği doğrular çerçevesinde ele alınırsa kısmen doğruluk payına sahip olsa da söz konusu kişilik olunca, çok güçlü bir etken, duruma el koyar: MİZAÇ.

“İlk kez anne baba olanlar bazen bu beyaz sayfa illüzyonuna kendilerini bir süre kaptırabilir, fakat birden fazla çocuğu olan veya bu aileleri gözlemleyebilen herkes bu fikrin yanlış olduğuna dair ipuçlarını bir şekilde elde eder.” Öz olarak insan fizyolojisi ve psikolojisinin özellikler bütünü olarak ele alabileceğimiz mizaç, (illüzyonun aksine) çoğu zaman kişiliğin şekillenmesinde anne babadan daha belirleyici bir rol oynayabiliyor.

“Mizacı, çocuğun yetişkinlikte edineceği kişiliğinin temelini oluşturan bireysel farklılıklar olarak ele alabiliriz. Öte yandan mizaç özellikleri de çocuğun tam olarak ne olacağını kesin bir şekilde belirlemez; sadece yetişkinlikte edinebilecekleri kişilik özelliklerinin olasılıklarını ve çocuğun önündeki olanakların çeşitliliğini etkiler.”

Mizaç özellikleri, çocuğunuzun farklı ebeveynlik tarzlarına karşı vereceği tepkiyi ve çeşitli gelişim sorunlarına karşı hassasiyetini etkiler. “Çocuk büyüdükçe mizacındaki içsel farklılıklar ve bunun doğurduğu deneyim farkları birbirlerinin etkilerini pekiştirir.” Çünkü çocuğun mizacı diğer insanların onunla etkileşim kurma şeklini de ciddi ölçüde etkiler. Aynı aile içinde yetişen çocukların aynı çevre koşullarını paylaştığını düşünürüz fakat arada çok önemli farklar vardır. Örneğin her çocuğun anne babasıyla, kardeşleriyle ve akranlarıyla ilişki kurma şekli, birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar da kişiliğin oluşumunda belirleyici rol oynamaktadır.

Genlerden mizaca, mizaçtan kişiliğe uzun ince bir yol

Kalıtım ve çevrenin, gelişim üzerindeki etkilerini birbirinden bağımsız düşünemeyiz. “Araştırmacılar gen-çevre etkileşimlerinin kişilik gelişimini nasıl etkilediğine dair örnekler aramaya başladıklarında çeşitli etkiler buldular. Mizaç olarak kaygılı çocuklara, yumuşak çocuk yetiştirme teknikleri uygulandığında bu çocukların kaygılı olmayan çocuklara oranla daha fazla empati geliştirdiği görülmüştür.” Hırçın ve saldırganlığa eğilimli çocuklarda anne babaların ağır kısıtlamalar ve cezalarla karşılık vermesi halinde bu durumun döngüsel olarak birbirini beslediğini, kısıtlama veya cezanın artmasıyla birlikte sorunlu davranışın sıklığının ve şiddetinin de arttığı bilinen bir gerçektir. “Kendileri de saldırganlık sorunları yaşayan anne babaların bu tipte çocukları olma ve onları katı bir şekilde yetiştirme olasılıkları daha yüksektir. Araştırmalara göre anne babaların katı davranışlarını azaltan müdahaleler, çocuğun gelecekte saldırgan davranışlar gösterme riskini de azaltmakta. ”

Ebeveynler çocuklarının karakterlerini (bir yere kadar) tabii ki etkilerler. Nihayetinde çocuğun kişiliğinin kısmen de çevresel faktörlerle şekillendiğini biliyoruz (bu çevresel faktörlerin salt anne babadan oluşmadığı gerçeğini de akılda tutarak.) Öte yandan çocuğun kişilik oluşumunu salt genlere veya salt çevreye endekslemek de kimi sıkıntılar doğurmaktadır. Nitekim gen biliminden bihaber olmasına rağmen “dayısı da böyleydi bunun” cümlesiyle, gen faktörünün insafına sığınan ebeveynlere siz de tanıklık etmişsinizdir. Ne yazık ki anne baba olarak çocuklarımızla ilgili ortaya çıkan, kişilik kapsamında değerlendirebileceğimiz kimi problemli durumlarda bütün suçu genlere ve mizaca atarak sorumluluklarımızdan sıyrılmaya çalışmamız sahte bir rahatlama hissinden öteye geçmeyecektir.

“Her ne kadar bir ebeveyn, çocuğunun büyüdüğünde nasıl bir insan olacağını tam anlamıyla kontrol edemese de çocuğun yetiştirilme tarzı, yani ne şekilde yetiştirildiği yine de önemini korumaktadır. Her şeyden önce seçtiğimiz yetiştirme tarzının ödülü çocuklarımızla olan benzersiz ilişkimizdir. Büyüme süreçlerinde ve birer yetişkin olduklarında onlarla nasıl anlaştığımız, onlarla ne kadar ilgilendiğimize bağlıdır.”  Yeteri kadar ilgilenilmemiş, ebeveynleri tarafından karşılanması gereken duygusal ihtiyaçları tam olarak doyurulmamış çocuklar vurdumduymaz, hırçın, asi vb. davranış biçimleri geliştirerek bu ilişki eksikliğinin acısını çıkarma yolunu tercih edebilirler. Çocuklarının duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını göz ardı ederek salt başarı odaklı hareket eden helikopter ebeveynlik dediğimiz şey de çocuğu, (aslında kendi ihtiyaçlarını karşılamak için) ön gördüğü gelecek rüyasının muhteşem kalıbı içerisine tıkmak üzere, çocuğun etrafında fır dönerek çocuğa çocukluğunu yaşatmamanın en uç noktası olarak karşımıza çıkar. Biz iyisi mi çocukları boyama kitabı olarak görme ve onları en sevdiğimiz renge boyama sevdamızı bir kenara bırakarak Halil Cibran’a kulak verelim;

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar Hayat’ın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlarıdır.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.  

Sonuç olarak “Çocuk yetiştirmeyi, hayalini kurduğumuz insanı ortaya çıkarmak olarak değil de çocuğumuzun benzersiz yeteneklerini ve tercihlerini dünyanın geri kalanına uydurabilme yollarını bulmasına yardım etme süreci olarak düşünürsek” belki o zaman mutlu ve başarılı çocuk yetiştirmenin ilk adımını atmış oluruz.

 

Recep KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman
*Aamondt, S ve Wang S, (2014) Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz NTV Yayınları, İstanbul. (Tırnak içinde yazılan kısımlar adı geçen eserden doğrudan alıntılanmıştır.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here