Eğitimpedia Yazarı – Recep Karataş: Çocuk Eğitiminde Sınırlar ve Kurallar

0
5.335 views

Sınırları olmayan çocuklar

Zaman zaman birçoğumuz çevremizde, davranışlarının sınırı olmayan çocuklarla karşılaşıyor ve bu çocukların o an ebeveynlerine yaşattığı zorluklara tanıklık ediyoruz. Özgüveni yüksek çocuk yetiştirme telaşıyla, çocuğuna hiçbir sınır koymamış ebeveynlerin yaşadığı bu hüsrana tanıklık etmek, hem anne-baba adına hem de çocuk adına çok hazindir. Zira anne-baba, tam olarak nerede hata yaptığının; çocuk da böylesi sınırsız bir alanda ne yapması gerektiğinin farkında değildir. Her ne kadar ebeveyn tutumları içerisinde böylesi bir riski bünyesinde en fazla barındıran “Serbest Ebeveyn Tutumu” olsa da ben buna “Kifayetsiz Ebeveyn Tutumu” demeyi tercih ediyorum.

Bu tarzdaki ebeveyn tutumlarında; çocuğun başına buyruk dilediğince davranması, üzerinde aile denetiminin olmaması, kendisine ve çevresine zarar verebilecek davranışlarda bile denetimden uzak olması gibi durumlar sıkça gözlenebilir. Kural ve sınır tanımayan bu çocuklar, kreş veya okula başlayıp kimi kurallarla karşı karşıya kalınca ciddi uyum problemleri yaşamaktadırlar. Dahası bu tür bir anne-baba tutumuyla yetişen çocuklar, bir müddet sonra anne-babalarını denetim altına alabilmektedirler. Mutlu olsun diye anne-baba tarafından tüm istekleri kayıtsız şartsız yerine getirilen ve böylece her istediğini kolayca elde edebileceğine inandırılmış çocuk, doyumsuzluk ve tatminsizlik duygularını başat duygu olarak yaşamaya başlar.

Sınırların önemi

Aile içinde konulan kurallar ve sınırlar her şeyden önce çocuklara korundukları, güvende oldukları ve değer verildikleri duygusu kazandırır. Sınırlar, onaylanan ve onaylanmayan davranışları tanımlayarak, çocuğa hatalı davranışlarını düzeltme, doğru davranışları çoğaltma fırsatı veren eğitici ve öğretici bir etkiye sahiptir. Kontrol ve otorite konusunda günlük yaşantılarında ebeveynlerini gözlemleyip davranışlarını buna göre ayarlama becerisi edinen çocuklar, belirlenen sınırlar aracılığıyla toplumsal kurallara uymayı ve sosyalleşmede de uyumu öğrenirler. Doğru ve açıklayıcı bir şekilde konulan sınırlar ve kurallar, çocukta sorumluluk bilincinin gelişmesine yardımcı olur.

Öte yandan sınırların belirsizliği de bambaşka bir konu olarak çıkar karşımıza. Çoğunlukla “Tutarsız Ebeveyn Tutumlarının” doğal bir sonucu olarak gelişen bu belirsizlik, çocukta içsel bir karmaşaya yol açar. Anne-babanın bir gün “evet” dediği şeye, bir başka zaman “hayır” demesi hatta annenin “evet” dediğine babanın “hayır” diyerek karşı çıkması, çocuğun bütünlüklü bir kişilik geliştirebilmesinin önündeki engelleyicilerden sadece biridir. Bu çocuk için hiçbir şey net değildir. Yapacağı şeyin anne baba tarafından nasıl karşılanacağının belirsiz olması, kendinden emin olamama gibi bir karakter özelliğine dönüşebilir. Ayrıca belirsizliğin kaygıya neden olduğuna ilişkin araştırmalar ortadayken çocuğun bu belirsizliğin içine hapsedilmesi; parmak emme, tırnak yeme gibi davranış sorunlarına zemin hazırlayabilir.

Ne yapmalı?

Yetişkin olduklarında sınırları zorlamalarını beklediğimiz çocukların, çocukluk çağlarında bazı sınırları zorlamaya çalışması gerçekçi olmak gerekirse doğal bir süreçtir. Bunu sert önlemlerle engellemeye çalışmak yerine doğru iletişim kodlarını kullanarak çocukla birlikte, belirlenen sınırların üstünden bir kez daha geçilmesi, sınırların belirginleşmesini sağlayabilir. Bazı ebeveynlerin bu noktada çocuğa söz dinletmeyle ilgili sorunlar yaşadığı, bunu sonucu olarak da sınır koymada zorlandıkları bir gerçektir. Çocuğa söz dinletme konusu apayrı bir konu olarak çıkar karşımıza. Bu konuyla ilgili yazmış olduğum “Çocuğa Söz Dinlet(eme)me” başlıklı yazıya göz atılabilir.

Sınır ve kural belirlerken çocuğa açık ve net mesajlar vermeye, bu mesajları sözlerimizle ve davranışlarımızla bir bütün olarak ve de tutarlı bir halde iletmeye özen göstermeliyiz. Kural ve sınır belirleyici olarak biz ebeveynlerin çocuklarımızla aramızdaki güvenli ilişkiye zarar vermemeye azami gayret göstermesi de bir diğer önemli husustur. Çünkü güvene dayalı olmayan ilişki modeliyle karşılıklı güvensizlik ortamı içerisinde kurallar ve sınırlar belirsizleşir. Bu da çocuklukta güvensizliğe ve kaygıya, ergenlikteyse öfke ve kontrolsüzlüğe zemin hazırlayabilir.

Çocuğun elinden tutup bu alanın sınırlarını göstermek, dahası sınırların aşılması halinde ortaya çıkabilecek risklere ilişkin onu bilgilendirmek önceliğimiz olmalıdır. Sınır koyarken bunun nedenleri hakkında çocuğun tatmin olabileceği gerekçeleri de açıklıkla sunmalıyız. Aksi takdirde sadece buyruklarımıza uymasını istediğimiz çocuğun kafasındaki “peki ama neden?” sorusuna tatmin edici bir cevap vermekten çok uzak kalmış oluruz. Beynimiz boşlukları doldurma ihtiyacı hissettiğinden bu durum çocuğun rasyonel olmayan nedenler oluşturmasına neden olabilir. Yani çocuk konulan kuralın nedenini (örneğin; çünkü annem babam beni sevmiyor) yanlış bir şekilde oluşturabilir.

Yukarıda söz edildiği tarzda bir ebeveyn değilsek şayet; çocuklarımızın, çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkmasından pek hoşlanmaz, çocuktan atını bizim belirlediğimiz bir alanda koşturmasını isteriz genelde. Fakat çizdiğimiz bu alanın, bizim için ne anlam ifade ettiğini çocukla paylaşmaz, bu alanın içeriğinin boyutlarıyla ilgili, çocukla ancak ihlal zamanlarında yaptığımız “uyarı” içerikli konuşmalarla geçiştirirsek, çocuk kendisi için belirlenen sınırların ayırdına varmakta güçlük yaşar ve yaşatır. O yüzden çizdiğimiz bu sınırların, ne anlam ifade ettiğini neden önemli olduğunu öğüt verici bir tarzdan kaçınarak sohbet edercesine gerekirse tekrar tekrar bıkmadan anlatmalıyız ona.

RECEP KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman

YORUM YOK

CEVAP VER