Eğitimpedia Yazarı – Vahap Işık: Kasabamızın Kinestetik Dahisi

0
12538

Bizim evin ön cephesi caddeye bakıyor, onların evi ise bizim evin hemen arkasındaydı. Her evde olduğu gibi bizim de misafir odamız vardı, evin arka kısmında. Hey gözünü sevdiğim sevgili Anadolu, bu gelenek şimdi kaç yerde kaldı ki?

Misafir odamızın penceresi onların evine bakardı. Ve bende el-göz koordinasyon neredeyse sıfırken, o tam bir dahiydi. Kinestetik zekâsı ile yanından geçemeyeceğim bir dahiydi Sinan. Resimle arasının pek iyi olduğunu söyleyemem, bir şarkıyı ise notalarını dövmeden söyleyemezdi. Ama beyni ve vücudu şahane bir uyum içindeydi; ben karşı kaleye gol atacağım yerde, topla beraber kendi kaleme girecekken o, bedeni üstünde tam bir efendiydi. Karıncadan tutun da ağacın yaprağına kadar dokunmadığı hiçbir şeyin peşini bırakmaz, dokunarak öğrenme merakı ile yanıp kavrulurdu. Şüphesiz fiziksel alanda dengenin, zarafet ve maharetin vücut bulmuş dakik bir örneğiydi Sinan. Çok güzel öğrenirdi ama dokunması lazımdı iyice öğrenmesi için, çünkü söylenenden daha çok yaptığını hatırlıyordu, bu yüzden hayata aramızda en çok dokunan o olmuştur.

Sinanların bol avlulu evi vardı. Bazen bir gürültü duyar ve çaktırmadan perdeye yapışırdım, perdedeki küçük dairesel açıklıklardan dışarıyı görmeye çalışırdım ve onu görürdüm. Salça ve öteki malum tenekeler ile odunluktan bozma bir kulübeye doğru yürüdüğünü görürdüm onun. Tenekeleri kum ile doldururdu, doldurdukça da doğurduğu bir çocuğu kucağına alır gibi severdi. Sonra sıra torbalara gelirdi, torbaları da kum ile doldururken aynı dansı sürdürürdü.

Annesi sınıf öğretmeniydi Sinan’ın, babası ise dünyalar tatlısı bir bankacı. 12 yaşında başladı aslında hikâyesi. Annesi bir gün umudun son kertesiyle yine karşısına çekti oğlunu, anlattı da anlattı ama oğlu masadaki matematik problemini anlayacağına havada uçmayı hayal ediyordu.

“Oğlum,” dedi annesi. “Senin bu dayattığımız derslerde başarılı olmanın imkânı yok, sen sporcu ol en iyisi.”

Ve geniş avlularındaki odunluğu spor salonuna çevirmesi de bu şekilde başlamıştı.

Sinan 16 yaşındayken tesadüfen mahallemizden geçen bir gazeteci fark etti onu, “Amacın ne senin?” diye sormuştu Sinan’a. Bizden birkaç yaş büyüktü Sinan. Biz tüm çocuklar mahallemizin en efendi delikanlısı olan Sinan Abi’ye dönüp bakmıştık, acaba ne söyleyecek diye merak ediyorduk. Odunluğun duvarlarını sporcu resimleri ve kendi yaptığı spor aletleri ile dolduran Sinan bir kelebek gibi güldü ve arı gibi şu cevabı verdi.

“Mutlu’yu yeneceğim!”

Çocukluğunu kaybetmemiş gazeteci bu deli çocuğu kaçırır mıydı, kaçırmadı ve sonraki günlerde şu başlıkla gazeteye Sinan’ı ve azmini yazacaktı:

“Mutlu’ya rakip çıktı!”

Mutlu denilen kişi, Halil Mutlu’ydu, namı diğer Dünya Halter Şampiyonu.

Bu gazete yaprağını kulübenin duvarına astı, sporcu resimlerinin arasında hep durdu bu sayfa, duvara inancını ve azmini asmıştı, baktıkça daha çok çalışıyordu artık, yenmeliydi Mutlu’yu, yenmek için ne gerekiyorsa onu yapacaktı. İçinden her gün şunu tekrar ediyordu: “Başaracağım!”

Gerçekten Mutlu’yu aşabilecek miydi, başarabilecek miydi?

Bizim gibi imkânı dar bir kasabada bu hayal sadece çocuklar içinde gerçekçi durabilirdi,yetişkinler için bir lakırdıydı, gülünüp geçilecek bir lakırdı . Qma çocuklar haklı çıkacak ve yetişkinler yanılacaktı.

Matematiği iyi değildi, sözeli de öyle. Çok ama çok uzun yıllar üniversite sınavını kazanamadı, sistem ona boş yer göstermiyordu, askerden döndükten yıllar sonra üniversite sınavını kazandı, Beden Eğitimi öğretmenliğini kazanmak için Van Gölü sahillerinde o kadarçok koştu ki, neredeyse tüm flamingolar, birçok inci kefali balığı onu küçük gözleriyle izledi.

Öğretmeni ya da hocası yoktu, kendisinin hocası oldu, el yordamıyla yolunu bulan biri bu Sinan. Ailesi onu fark etti, ona güvenip uygun şartlar oluşturdu, bu kadarı fazlasıyla yetiyor işte. Bir çocuğun yeteneklerini fark etmek, bir çocuk için alan oluşturmak ve sonrasında ise ona güvenmek hiç de zor değil, ailesi bunu başardı. Sinan yıllar sonra birçok defa şampiyon oldu. Mesela öğrencilik yaptığı Kıbrıs’ta yapılan, başta Kick Boks olmak üzere çeşitli dallarda 9 şampiyonluk kazandı.

Kıbrıs’taki öğrenciliği bitince soluğu doğduğu kasabada aldı. Artık kasabamızın tanınan Beden Eğitimi Öğretmeni Sinan Ağlar vardı karşımızda. Gençliğin sevgilisi, şiddet ve uyuşturucuya savaş açmış bir öğretmen. Gençlere yıllardır ücretsiz ders veren ve adı bir kez bile şiddete karışmamış bir şampiyondan bahsediyorum. Türkiye Şampiyonalarına öğrenciler hazırladı, kasabadan çocuklar ile gitti. Bugüne kadar kasabasına 6 Türkiye Şampiyonluğu, 2 tane Türkiye 2.’liği, 5 tane de Türkiye 3.’lüğü kazandırdı.

Sonra gözünü Avrupa’ya da dikti, kasabasından 2 genci Avrupa Şampiyonu yaptı, 2 öğrencisi Avrupa 2.’si oldu. 3 öğrencisi ise Avrupa 3.’sü.

O, kasabadan gençler ile gidiyor, madalyalar ile dönüyor ve kasabada, özellikle gençlerarasında bir bayram havası estiriyordu. Gençler kendilerine daha çok güveniyordu artık, herbiri kendi alanında bir şampiyon olabilirdi, demek ki kasabalarından şampiyon çıkabilirdi, şampiyonu da bırakın, şampiyonlar kervanı çıkıyordu kasabalarından.

Şimdi sırada Dünya vardı, Halil Mutlu bir kez Dünya Şampiyonu olmuştu ve çocuk Sinan gazeteciye; “Mutlu’yu yeneceğim!” demişti.

Yendi mi peki?

Tayland’taki Muay Thai Şampiyonasına katıldı. Kasabaya döndüğünde herkes coşku ile onu karşıladı, çünkü iki altın madalya ile dönüyordu. İki öğrencisi farklı kurlarda Dünya Şampiyonu olmuştu. Belki kendisi kâğıt üstünde Dünya Şampiyonu olamamıştı ama Dünya Şampiyonları yetiştirmişti. O artık bir Dünya Şampiyonuydu.

Şimdi kendisi gibi birçok öğrencisi var, 100’den fazla genci de beden eğitimi öğretmeni yaptı, öğrencilerinin çoğu onun gibi mezun olduktan sonra doğdukları kasabaya geliyorlar. hocalarının açtığı yolda hep beraber, can cana çalışıyorlar.

 

[email protected]

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here