Haftanın Filmi: Cennetin Çocukları

1
3835

On yıllık meslek yaşamını doldurmak üzere olan bir eğitimci olarak meslektaşlarımın birçok önyargılı söylemine tanık oldum. Bunlardan hiçbiri yoksullukla ilgili olanlar kadar derinden yaralamadı beni. Ne zaman bu yaklaşımın sağlıklı olmadığını söylesem konuşmanın devamında “Hocam sen onları bilmezsin. Bunlarda para var ama okula yok, eğitime yok” ya da “Ya ne olacak? Ne kadar para ki ? Onu da versinler” şeklinde cümlelerle karşılaştım. Bu cümleleri işittikten sonra ise sustum, çünkü çok kırıldım. Şimdi bu yazım tüm o susuşlarıma bir cevap olacak.

Bu hafta yoksulluğun, yoksunluğun ne boyutlara varabileceğini bir çift ayakkabı aracılığıyla anlatan Majid Majidi’nin Cennetin Çocukları filmi hakkında bir şeyler söylemeye çalışacağım. Bu film Majidi Macidi’nin üçüncü uzun metraj filmi. 1997 yılında gösterime girin film, 71. Akademi Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film dalında Oscar’a aday gösterildi ama bu ödülü “Hayat Güzeldir”e kaptırdı. Yine bu adaylık, Majidi’ye hem uluslararası bir ün kazandırdı hem de gişede de başarılı filmler yapmasının önünü açtı.

children-of-heaven

Burada küçük bir es verip kısaca bir konuya da değinmem gerekiyor. Daha önce Ghobadi’nin Kaplumbağalar Da Uçar filmiyle İran sinemasına bir giriş yapmıştım. Bu filmle bir adım daha ilerliyorum. Tabii bu gerçekten küçük bir adım. Çünkü İran sineması kelimenin tam anlamıyla bir derya. Bundan sonra hayranlık uyandıran bu sinema kültürünün örneklerine daha çok  yer vermeye çalışacağım. İran sinemasından örneklere yer verdiğim zaman, yazımın akışını da sekteye uğratmandan İran sinemasının genel özellikleri hakkında da bilgi vereceğim. Bu sayede, bu sinema kültürüne ait filmleri daha iyi kavrayabilir ve çözümleyebiliriz.

Yokluğu Paylaşmak

Ali ve Zehra çok yoksul bir aileye mensup ilkokul çağında iki çocuktur. Tek göz bir evde yaşamlarını sürdürmektedirler. Anneleri zaman zaman hastalanır. Evin geçimini çay ocağında ve günlük işlerde çalışan baba sağlar. Bir gün Ali, Zehra’nın ayakkabılarını tamire götürür ama onları geri getiremez. Çünkü ayakkabıları dönüş yolunda kaybeder. Eve döndükten sonra durumu Zehra’ya zar zor açıklar. Bir şekilde kardeşini, bu durumu babasına söylememesi için ikna eder fakat önlerinde çözüm bulmaları gereken daha büyük bir sorun vardır. Zehra’nın başka ayakkabısı yoktur. Bu yüzden Ali’nin ayakkabılarını birlikte kullanmaya başlarlar. Tabi bu ortaklaşa kullanım dönemi birçok krize de gebedir. Yönetmen filmi bu dönemdeki çatışmalar üzerine kurar. Filmin kapanışını ise yeni bir ayakkabı hayaliyle koşulan bir yarış ile yapar.

Cennetincocuklari1

Majidi, yoksulluğun çocukları eğitim ortamında nasıl etkilediğini göstermek için kamerasını sık sık okula çevirir. Biz, bir yandan bu yoksulluğun, çocukların davranışlarını nasıl etkilediğini izlerken, bir yandan da öğretmenlerin yaklaşımının çocukları anlamaktan ne kadar uzak olduğunu görürüz. Majidi, film boyunca bu yoksulluk hallerinin çocuklara neler hissettirdiğini ya da yaşattığını görselliğin büyüleyici gücüyle izleyicinin kalbine üfler. Bu da izleyicinin filmle yoğun bir duygusal bağ geliştirmesine sebep olabilir. Tabi bu sırada Majidi’nin kamerasının, ajitasyona zaman zaman göz kırptığını düşünebilirsiniz. Aslından bunu ajitasyon olarak tanımlamak doğru olmayabilir. Çünkü bu durum biraz da, İran’ın dini mitlerinin içerdiği melankolinin, şiire, müziğe ve sinemaya sirayet etmesiyle ilgili. Bu arka planı gözden kaçırdığımızda, kolaylıkla ajitatif olarak tanımlayabileceğimiz sahneler içerdeği söylenebilecek Majidi filmleri, kültürel kodları gözden geçirdiğimizde anlaşılabilir ve kabul edilebilir trajedi olarak tanımlanır.

Anlamsızlığın Ardındaki Keder

Hepimizin çocukların davranışlarını anlamdırmada zorlandığımız anlar olmuştur. Bu anlar bizi zorladığı gibi büyük bir kıymeti de içinde saklar. Bu anları anlamak için göstereceğimiz çaba aslında o öğrenciyle/çocukla kuracağımız gerçek iletişimin de temelini oluşturur. Bu yüzden Majidi’nin filmleri, özellikle de “Cennettin Çocukları”, öğrencilerin “anlamsız” davranışlarının arkasında yatan sebebi anlamanın bizi nasıl güçlendireceğini gösteren çok çarpıcı filmler.

“Çocukluğun en büyük zenginliği (…) geleceğe inanç duyabilme duygusudur” der Murathan Mungan. Çocukların bu duyguyu koruyarak büyüyebilmeleri için sakladıkları ya da saklamak zorunda kaldıkları kederlerini keşfetmemiz, onları yaşlarından büyük kederlerden sakınmamız gerekir. Taze çay kokusunun hüküm sürdüğü öğretmen odalarında söylediğimiz hoyrat cümleler, çocukların yaşadıklarını anlamaktan uzak, duygusuz birer yetişkine dönüştürür bizi. Bu yüzden çocuklar hakkında konuşmadan önce lütfen önce bir kalbiniz olduğunu hatırlayın.

[email protected]

twitter : @szrdmr_

 

1 YORUM

  1. Ne guzel demissiniz, ‘taze cay kokularinin hukum surdugu ogretmen odalarinda… ‘
    Okuyunca gercekten beni aldi ilkokuldaki ogretmenler odasindan gelen cay kokularina goturdu. Nobetci olunca nasil da isterdi canimiz 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here