Haftanın Filmi: Dangal

2
1367

Türkiye’ye gelişini dört gözle beklediğimiz Aamir Khan yapımı Dangal, nihayet gösterime girdi ve biz de sinema salonlarında yerimizi aldık. İzledik, beğendik, tartıştık, konuştuk, vs. Sonuç: Khan bizi yine şaşırtmadı. Film hakkında söylenecek çok şey var ve film birçok noktada alkışı bolca hak ediyor. Hindistan’da da tüm zamanların en çok izlenen filmi olmasına şaşmamak gerek.

Size Aamir Khan’dan bahsetmek isterdim fakat kendisi ile gerek oyunculuğu, gerek filmlerindeki başarısı, gerekse ülkesine ve eğitim alanına yaptığı katkılarından dolayı ziyadesiyle özdeşleştiğimden tarafsız bir değerlendirme yapabileceğimi düşünmüyorum. Başta 3 Idiots, PK, Taare Zameen Par ve Rang De Basanti olmak üzere; kendisinin filmlerini izlemeniz bile onu yakından tanımanız için büyük fırsat, bence vakit kaybetmeden başlayın. Hiç tanımayanlar için Aamir Khan’ı araştırmayı sizlere bırakıyorum, şimdilik özetle Hindistan’ın en önemli aktör, yönetmen ve aktivistlerinden biri demekle yetinelim.

Film gerçek bir hikayeden alınma; işin zor kısmı ise bu başarı hikayesindeki bazı tartışmalı dramaturjik noktalara rağmen Aamir Khan ve ekibinin işin altından başarıyla kalkmış olması. Zira Aamir Khan’ı tanımayan bazı köşe yazarlarından da filmin vermek istediği mesajla ters köşe yaptığını savunanlar da var. Filmin ilk bakışta bazı açılardan çok farklı okumalara müsait olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır.

Filmin sistem karşıtı mı yoksa sistem içi itkilerle mi hareket ettiğini tespit etmeye çalışmak filme büyük bir haksızlık olur. Bu sebeple film hakkında “büyük” cümleler kurmak yerine filmin oyunculuk, müzik ve mizah şölenine kendinizi kaptırmanızı öneririm. Bu kadar uzun bir filmin ne kadar hızlı aktığına siz de şaşıracaksınız.

Öncelikle Aamir Khan’ın ve filmdeki diğer karakterlerin oyunculuk anlamında hakkını vermek gerekiyor. Aamir Khan’ın fiziksel kişilendirmesi ise bir rolü ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi, önce 28 kilo alıp çekimlerden sonra tekrar geri vermek kolay olmasa gerek. Aslında Aamir Khan çevresi tarafından “aşırı mükemmelliyetçiliğiyle” tanınıyor, bence bu roldeki temel motivasyonu da baş karakterin bu özelliğiyle özdeşlik kurması.

Filmin kurgusu basit ve geleneksel bir başarı hikayesine dayanıyor. Ulusal çapta başarı kazanmış bir güreşçi olan baş karakterimiz Mahavir, bu spora yeterince bütçe ayrılmamasından dolayı güreşe olan tutkusundan zamanla vazgeçerek para kazanması gereken bir işe giriyor. Yıllar geçtikçe bastırmakta güçlük çektiği tutkusunu çocuklarında yaşatmak istiyor. Fakat erkek çocuk beklerken beklediği olmuyor ve dört tane kızı oluyor. Tam umudu kesmişken dönüm noktası sayılabilecek başka bir olay gerçekleşiyor. Kızlardan en büyük ikisi Geeta ve Babita mahallede bir komşunun çocuğunu tartaklıyorlar. Baba Mahavir için ise bu olay her şeyin başlangıcı. Baba geleneksel tüm kalıpları yıkarak kızlarını kum güreşçisi olarak yetiştiriyor ve erkek dövüşçülere karşı büyük zaferler kazanıyorlar. Artık işler rayına girince minder güreşine de el atıyorlar ve ardından zaferler, şampiyonluklar, vs. Büyük kız artık milli takıma giriyor ve babası koçluğunu bırakmak durumunda kalıyor fakat küçük kızla çalışmaya devam ediyor. Düşe kalka, bata çıka ilerleyen bir başarı hikayesi.

Yazının başında bahsetmiştim; film farklı açılardan yorumlanmaya çok müsait diye. Açıkçası ben de izlerken zaman zaman şaşkınlığa uğradım. Çünkü karşımızda yıllardır filmlerini hayranlıkla izlediğimiz Aamir Khan var. Tamam yönetmen o olmasa da Khan prodüksiyonu olan bu yapımın her sürecinde Khan’ın parmağının olmadığını söylemek haksızlık olur. Bunu yapan başka eleştirmenler de oldu ama yine şeytanın avukatlığını yapıp filmi biz de bir kere yerin dibine batıralım.

Aslında ortada biraz milliyetçilik sosuna bulandırılmış, sonu belli olan bir klişe başarı hikayesi var. Üstelik feodal sistem eleştirisi yapmaya çalışırken, kız çocuklarının baba egemenliğinden kurtulamamasını olumluyor. Babası olmadan hiçleştirilen kızlar önlerine dayatılan “güreşçilik” idealini sorgula(ya)mıyorlar ve babalarından korktukları için ona isyan edemiyorlar. Ayrıca arkadaşlarının çocuk yaşta evlendiklerini gördüklerinde kendi başlarına da aynısının geleceği korkusuyla bu seçimi yapmak zorunda kalıyorlar, sanki başka çıkış yolu yokmuş gibi. Babanın otoriter tavrı ve çalışma disiplini yüzünden başlarına gelmedik kalmıyor, adeta köleleştiriliyorlar. Ayrıca, günümüzde ailelerin kendi başaramadıklarını çocuklarına ideal olarak sunmalarını hep eleştirirken babanın bu konumunu olumlayacak mıyız? Bunun yanında spora getirilen bakışın da sorunlu olduğunu söylemek mümkün. Spor sadece rekabet midir? Filmin bir bölümünde, kızına birinci olursa hatırlanacağını, ikinci olursa her şeyin boş olacağını söyleyen babayı neden kahraman olarak izliyoruz? Neden kızlar babası sayesinde varlar? Büyük kız babasının sözünden çıktığında ve özgürlüğünü  keşfettiğinde neden başarısızlık kaçınılmaz oluyor? Film sol gösterip sağ vuruyor ve bizi zayıf noktamızdan avlıyor. Kısaca, film erkek egemen sistemi yeniden üretiyor.

Gerçekten böyle mi? Film boyunca bu kadar olmasa da zaman zaman gelgitler yaşadığımı söylesem yalan olmaz. Fakat üstteki paragraf gibi düşünen kişilere söyleyebilecek tek sözüm var: şeytan ayrıntıda gizlidir. Film, birçok handikabı bertaraf edebilecek ufak sahneler ve diyaloglarla karakterlerin çelişkilerini ortaya çıkarıyor ve onlara derinlik katıyor. Böylece film sığ eleştirilerden de kurtulmuş oluyor

Nasıl mı? Baştan inceleyelim.

  • Babanın hırsı kişisel bir nedene dayanmıyor yani zamanında güreşi bırakmasının sebebi başarısızlık değil. Filmin birçok yerinde ülkenin spora yeteri kadar bütçe ayırmaması eleştirilirken büyük hayaller peşinde olan baba, kendisi beceremese de kızlarına verdiği destek sayesinde ülkeye önemli bir ders vermeyi başarıyor. Devleti yönetenler size her zaman engel teşkil etse de tutkularınızın peşinden gitmenizi engelleyemezler. Toplumsal sorunları gündeme alan bir televizyon programı da yapan Aamir Khan için bu nokta çok önemli olsa gerek. Yani babanın hırsı kendi başarısızlığını tatminden ziyade ülkeye bir ders verme niteliği taşıyor. Nitekim gerçekte de böyleymiş. Kızların bu başarıları sayesinde “erkek sporu” olarak nitelendirilen güreş Hindistan çapında önem kazanmış ve birçok kadın sporcu için ilham olmuş.

 

  • Babanın çocuğunu erkek beklerken kız olması ve sonraki denemelerde tüm komşu ve akrabaların seferber olmaları sahneleri ise başlı başına çok yerinde bir mizah örneği. Feodal toplumun baskısını farklı bir üslupla anlatmak da tercih edilebilirdi fakat burada kullanılan mizah sayesinde toplumun doğan kız çocuğuna bakışıyla başarılı bir şekilde alay edilmiş. Mizahla izahın nasıl olabileceğinin güzel bir özeti.

 

  • Baba için dönüm noktası ise büyük kızları Geeta ve Babita’nın komşunun çocuklarını dövmesi oluyor. Orada kafasında bir şimşek çakan baba, kızlarına karşı bakışını sorguluyor ve “güreş erkek sporudur” algısını yıkacak bir hamle yapıyor, onları güreşçi olarak yetiştirmeye niyetleniyor. Bu kalıbı yıkmanın hiç de kolay olmadığını birçok sahnede görebiliyoruz.

 

  • Ağır eğitimler başlıyor. Kızlar bu durumdan şikayetçi mi? Babaya karşı isyan edemiyorlar mı? Feodal sistemin hakimiyetindeyken bu isyankarlık kolay değil fakat yine burada güzel bir müzik giriyor ve kızların ağzından babasına isyanlarını şarkıda görüyoruz. Yönetmen bu hamleyle seyirciyi de babayla kurulması düşünülen özdeşlikten çıkartıp duruma yabancılaşmasını sağlamayı hedeflemiş ve yine tabii ki mizahi bir üslupla. Kızların isyanı tabi ki başarılı olamıyor fakat babaya bakışımızı sorgulamak için bir fırsat doğuyor.

 

  • Babayı izlerken etkilendiğimiz ufak bir sahne daha var, o da yoğun antrenmanlarda babalık yapmaktan ve duygularını göstermekten itina ile uzak duran babanın gece kızları uyurken onlara masaj yaptığı sahne. Anne gelip onu anlayamadığı söylediğinde şöyle cevap veriyor baba: “Aynı anda ya antrenörleri olabilirim ya da babaları. Antrenör iş başındayken babanın kenara çekilmesi gerek.” Babanın ağzından bu sözcükler dökülse de neler hissettiğini gözlerinden anlayabiliyoruz. Bu da babanın yaşadığı çelişkilerden bir tanesi. Bu ufacık bölüm bile karaktere derinlik katmaya yardımcı oluyor.

 

  • Babanın kızların saçlarını kestiği sahne ise babadan nefret edecek düzeyde tepkiselliğe ulaştığımız bölümlerden birisi. Aslında yönetmen ve Aamir Khan’ın babayı bazı noktalarda seyircinin özdeşleşmemesi için yeterince yerden yere vurduklarını görebiliyoruz. Olayları tamamen babanın gözünden görmememiz ve babaya yabancılaşarak bakmamız için bir fırsat daha.

 

  • Kızların her şeyi kabullendiği ve onlar için dönüm noktası olan sahne ise küçük yaşta evlendirilen arkadaşlarının kendileriyle konuştukları sahne oluyor. En eğlencelisinden bir düğün sahnesinde gelinin son derece göze batan mutsuzluğu. Evet belki bizim toplumumuzdan bakıldığında kadının evlilikten başka çıkış yolu yok mu sorusu akla gelebilir. Fakat Türkiye’ye göre feodal ilişkilerin daha etkin olduğu Hindistan gibi bir ülkede bu tarz evlilikleri sorgulamak çok da kolay değil. Kızların güreşi kabullenişleri de burada başlıyor. Aslında babalarının tutkusu, onlar için feodal sistemin etkisini fazlasıyla gösterdiği bir yerden kaçış noktası oluyor. Kapıyı aralamak yine onların elinde ve onlar da kapıyı fazlasıyla açmayı tercih ediyorlar. Bu bölümden sonra baba ve kızları olarak toplumdaki kalıplara karşı birlikte gönüllü mücadele devri başlıyor: Bir sporun sadece erkeklere ait olabileceği algısının yıkılması. İmkansızı başarmaya çalışmak.

 

  • Artık işler ilerlemiş, kum güreşinden minder güreşine geçilmiş, ulusal müsabakalara hazırlanılmış ve Geeta için büyük bir başarı fırsatı doğmuştur. Milli takıma seçilmiştir. Artık şehir dışında kampta olacak ve ilk defa babası dışında bir antrenörle çalışacaktır. Üstelik paradigma olarak babasından tamamen farklı bir antrenörle. Geeta için ilk defa aileden uzaklaşma vaktidir ve birçok şeyi sorguladığı, bir zamanlar hepimizin yaşadığı kendini keşfetme evresi başlar. Arkadaşlarıyla bol bol zaman geçirir, saçlarını uzatır, yenmesi yasak yiyeceklerden yer, vs. Artık özgür iradesiyle kendi kararlarını kendisi vermektedir. Kardeşi Babita ise babasının yanında onun çalıştırıcılığında güreşe devam etmektedir. Geeta eve ziyarete geldiğinde babasıyla çatışması gün yüzüne çıkar. Baba, otoritesine karşı çıkılmasını hazmedemez ve kızıyla güreşerek ona tekrar hayatının dersini vermeye çalışacaktır. Babaya karşı yine soğuk ve mesafeli yaklaşırız. Beklenen olmaz ve kız babasını yener. Artık bu sahne kızın tek başına kafasındaki baba otoritesini yıktığı andır ve önemlidir. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Babanın durum karşısında acizliğini ve hırsına yenik düştüğünü görürüz. Geeta daha sonra ailesine mesafeli bir şekilde evden uzaklaşır. Daha önce antrenörünü kaybetmiş olan Geeta artık babasından da kopmaktadır.

 

  • Bundan sonra, küçük kardeş Babita babasıyla birlikte önemli başarılara imza atarken aileden uzaklaşan Geeta ise uluslararası yarışmalardan arka arkaya aldığı başarısızlıklarla elenecektir. Babita da milli takıma girdiğinde ve aynı ekipte olduklarında iki kardeşin çatışması da başlar. Daha sonra Geeta’nın babasından özür dilemesiyle sonuçlanan bir pişmanlık evresiyle işler bambaşka bir noktaya gider. Burada “babanın sözünden çıkan kızın geldiği nokta yine babasına itaat etmek oldu” şeklinde yorumlamanın fazlasıyla acımasız olacağını düşünüyorum. Bu süreçte ona inanan en büyük kişiyi kaybetmenin acısını yaşayan Geeta güreşe olan inancını kaybetmiş, hayatında çok değer verdiği kızını kaybeden baba da yaşam enerjisini kaybetmiştir. Kızın babasıyla barışma anında ise babanın konuşamayıp göz yaşlarına boğulması bir tarafın boyun eğişi değil ikisi için de tekrar kendilerine gelişleridir. Zira bundan sonra artık kızına destek için yanına gidecektir ve baba açısından da artık durum değişmiştir. Bundan sonraki sahnelerde kafasındaki antrenör-baba ayrımını kırmış her ikisi olabileceğini gösteriyor gibidir.

 

– Baba ile kız arasındaki çatışma baba ve diğer antrenör arasındaki çatışmanın yansımasıdır. Buradaki iki farklı paradigmanın çatışması bize eğitim sisteminde nelere dikkat edebileceğimiz konusunda da ipuçları verir. Babanın savunduğu herkesin içten gelen becerilerinin ön plana çıkartıldığı kişiye özgü eğitim anlayışı mı, yoksa milli takım antrenörünün sergilediği öğreneni değil de öğretmeni merkeze alan tamamen kazanmaya odaklı ve taktik merkezli bir anlayış mı? Kimin galip geldiğini görme zevkini seyircilere bırakalım.

–   Gelelim babanın final maçı öncesi kızıyla olan sahnesine. Bu sahnede baba Geeta’yla bir final konuşması yapar: “İkinci olursan unutulup gideceksin fakat birinci olursan hatırlanacaksın.” Bu sahne “altın madalya almayacaksan hiç alma” şeklinde de yorumlanmaya açık. Sahnenin tamamı izlendiğinde bunun çok da doğru bir yorum olmayacağını fark edeceksiniz. Burada ön plana çıkan şey; kızının gümüş ya da altın madalya alması değil, eğer altın madalyayı kazanırsa ülkede milyonlarca kıza nasıl örnek olacağını aklından çıkarmaması gerektiğini belirtmesidir. Şu cümleler durumu çok güzel özetliyor: “Şu kızları görüyor musun? Yarın karşılaşmayı kazanırsan sadece sen değil, onlar gibi milyonlarca kız da seninle birlikte kazanacak. Erkeklerden aşağı görülen bütün kızların zaferi olacak. Yarın sadece o Avustralyalı ile mücadele etmeyeceksin, kızları aşağı gören bütün insanlarla mücadele edeceksin…”

– Ve final sahnesinde film yine bize bir güzellik yapıyor ve tüm müsabakalarını babasının yardımıyla kazanan kızın sisteme karşı verdiği bu en sonuncu mücadeleyi babası olmadan, tek başına da kazanabileceğini gösteriyor. Kazanmaya odaklı hileci antrenör, babayı müsabaka sırasında salonda bir odaya kilitlemiş ve kız artık tamamen yalnız kalmıştır. Daha doğrusu şöyle mi demeli, Geeta, artık babasından bağımsız ama yanındaki milyonlarca kız çocuğuyla birlikte rakibiyle mücadele etmiş ve kazanarak filmde son darbeyi vurmuştur.

Sonuç itibarıyla bu gerçek hikayenin baş karakterleri Geeta ve Babita’dır – onlara sonuna kadar yardımcı olan babalarının desteğiyle. Geeta ve Babita’nın başarılarından sonra gerçekten de ülke çapında sporcu kız çocuğu sayısında patlama olmuş; bu büyük bir başarı. Dangal filminin gösterime girmesiyle bu hikayenin herkes tarafından bilinir hale gelmesi ise ayrı bir toplumsal sorumluluk ve başarı örneği diyebiliriz. Özetle filmin sistem içi olduğunu ve ataerkiyi tekrar ürettiğini iddia etmek yoğun bir analiz gerektiriyor. Fakat hiç analiz etmeye gerek duymadan bildiğimiz bir gerçek var ki, bu hikayeden sonra Hindistan’da artık kızların önüne engel koyamayacaklar. İşte sporun ve sanatın dönüştürücü gücü.

 

Eser Dilsöz

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here