Öğrencilerinizin Öğrenmesini Sağlamak İstiyorsanız Duygularını Harekete Geçirin

0
432

Dr. Mary Helen Immordino-Yang, sinirbilimci olmadan önce Amerika’daki bir okulda 7. sınıf fen bilgisi öğretmeniydi. Okulda ırkçılık ve azınlıklarla ilgili ciddi gerilimlerin yaşandığı bir dönemde, öğrencilerinin ilgisini, insanın evrimi konusuna yöneltme çabasına girişti. Günlerce süren kayıtsızlık ve dirençten sonra, bir öğrencisi, Immordino-Yang’ın öğretme yöntemini ve kariyer çizgisini sonsuza dek değiştiren soruyu sordu: “Eski insansılar neden hep koyu tenli resmediliyor?”

Gerek insan evrimine ilişkin soyut kavramlarla, gerekse okuldaki ırkçılıkla ilgili gerilimle ilgili gayet somut kişisel deneyimleriyle ilgili bu soru, öğrencilerinin öğrenme direncini yumuşatarak meraka çevirdi. IDr. mmordino-Yang ekvator güneşi ile deriye renk veren pigmentler ve ten rengi arasındaki bağlantıyı açıklamaya başlayıp, dersi evrimsel değişim ve coğrafyanın insanın çeşitli karakteristik özelliklerine etkileriyle sürdürünce, ilgi ve merak genişleyerek katılıma dönüştü ve birden sihirli bir şey oldu: Çocuklar öğrenmeye başladı.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı Beyin ve Yaratıcılık Enstitüsü’ndeki ofisinde bunları en ince ayrıntılarıyla anlatırken, Dr. Immordino-Yang’ın gözleri parlıyor. Bugün eğitim, psikoloji ve sinirbilim alanlarında bir doçent olan Immordino-Yang, öğrencilerinin kayıtsızlıktan katılıma, giderek derinlemesine ve yararlı öğrenme sürecine geçişlerinin arkasındaki mantığı çok iyi anlıyor.

Öğrencileri, kendilerini doğrudan ilgilendiren konulardaki bilgilere coşkuyla yaklaşmaları sayesinde öğrenmeye başladılar.

Dr. Immordino-Yang’a göre öğrenme sürecinde duygular temel bir öneme sahip ve asla gelip geçici bir moda veya “sosyal-duygusal öğrenme”deki “duygusal” kelimesinden ibaret sanılarak hafife alınmamalı ve yanlış anlaşılmamalı. Duygu öğrenmenin başladığı yer ya da çoğu zaman olduğu üzere sonlandığı yerdir. Basitçe anlatmak gerekirse, “Sinirbilimsel açıdan bakarsak, gerçekten umurunuzda olmayan şeyler hakkında derinlemesine düşünmeniz mümkün değildir,” diyor Dr. Immordino-Yang.

Dr. Immordino-Yang, Duygular, Öğrenme ve Beyin (Emotions, Learning and the Brain) adlı kitabında şöyle yazıyor: “Fizik, mühendislik, matematik gibi geleneksel olarak duygularla ilişkisiz olduğu kabul edilen alanlarda bile derinlemesine kavrayış, kavramlarla aranızda duygusal bağlantılar kurmaya dayalıdır.”

Bir öğretmen olarak öğrenme sürecine coşkuyla katılım sağlayan bir öğrencinin dışarıdan nasıl göründüğünü iyi bilirim. Ama Dr. Immordino-Yang bana aynı öğrencinin içeriden nasıl göründüğünü de gösterdi. Nasıl mı? Beyninin işleyişini gerçek zamanlı olarak ortaya seren bir MR çekimi yardımıyla.

“Öğrencilerin coşkulu katılımı sırasında,” diye anlatıyor, “beyin kabuğunun tüm yüzeyinde, hatta beyin sapı boyunca; kavrama, bellek ve anlamlandırma işlevlerinden sorumlu bölgelerde hareketlenmeler görüyoruz.”

Heyecanla katılmanın, yüksek nitelikli bir öğrenme sürecinde niçin büyük önem taşıdığını anlatmayı sürdürürken, Immordino-Yang’ın yanakları kızarıyor, gözleri ışıldıyor ve elleri de anlatıma katılıyordu. Sayfalarca alıntı, çeşitli çalışmalar ve resimlerle, bana öğretmek istediği her şeyi önüme sererek ofisinde geçirdiğim iki saat boyunca, onun konuya coşkulu yaklaşımı, söylediklerinin en güçlü kanıtı oldu.

İyi öğretmenler bilirler ki, öğrenilenlerin kalıcı olması; içeriğin ilgi uyandırması, çocuğun yaşamıyla bağlantılı olması ve öğrencinin ya konuyla ya da karşısındaki öğretmenle manevi bir bağ kurabilmesi durumunda mümkündür. Yarar sağlayan bir öğrenme ancak öğretmenin; aksi halde soyut kavramlar, düşünceler ve becerilerden ibaret kalacak şeylerle duygusal bir bağlantı yaratma becerisiyle gerçekleşir.

Bu duygusal bağı kurmak göz korkutucu bir iş gibi görünebilir. Ancak araştırmalar katlanılan zahmetin karşılığının, daha iyi öğrenme ve daha yüksek notlar biçiminde hatırı sayılır bir “kazanç” olarak geri alındığını gösteriyor. Ne zaman ki öğretmenler öğrencilerinin neleri beğenip neleri beğenmediğini, kişisel ilgi alanlarını – okulda içten içe mayalanan ırksal konular olsun, okul dışındaki uğraşları, düşleri veya hedefleri olsun – anlamak için zaman ayırırlar, öğrenme düzeyi o zaman daha iyiye gider.

 

Öğretmenlerin öğrenmeyi çocukların yaşamıyla doğrudan ilgili kılması sonucunda ortaya çıkabilecek duygusal bağ, konuların üstünkörü, ezbere ve anlık özümsemeye dayalı anlaşılması ile tam ve kalıcı öğrenme arasındaki farkı ortaya çıkarır. Eğitimi bir dokunuşta düzeltecek bir sihirli değneğimiz olmadığına göre; coşkulu katılım ve kişisel ilgi, her okuldaki her bir çocuğun eğitim sürecini iyileştirme gücü olan biricik unsurdur.

 

Çeviri: Mehmet Karakelle

Kaynak: https://well.blogs.nytimes.com/2016/05/04/to-help-students-learn-engage-the-emotions/?utm_campaign=crowdfire&utm_content=crowdfire&utm_medium=social&utm_source=social

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here