Öğretmenler Neden Bu Kadar Yorgun?

4
72440

Derslerden sonra yorgun hissediyor musunuz?

Daha doğrusu, en son ne zaman derslerden sonra yorgun hissetmediniz?

Eğer tanıdığım çoğu öğretmen gibiyseniz, ben ve eşim dahil, günün sonunda yorgun hissetmek bir yaşam şekliniz haline gelir. Buna o kadar alıştık ki, nasıl daha farklı olacağını hayal etmek bile zor.

Öğretmen olmayan arkadaşlarımız nasıl bu kadar bitkin olduğumuza inanmakta zorlanıyorlar. Sonuçta taş taşımıyoruz ya da son teslim tarihi baskılarıyla çalışmıyoruz ya da en fazla ürünü satan olmak için iş arkadaşlarımızla rekabet etmiyoruz ya da ensemizde insafsız bir patronun nefesini hissettiğimiz aşırı rekabetçi bir ofiste çalışmıyoruz. Çocuklarla çalışıyoruz! Günde yedi saat çalışıyoruz! Kendi programlarımız üzerinde çok fazla kontrolümüz var. Yaz tatilimiz var! Bazı öğretmenlerin kafasında bu düşünceler var ve dertlerinin ne olduğunu merak edip duruyorlar. Nasıl bu kadar yorgun olabiliriz? Nasıl?

Üç sebebi var.

Karar Yorgunluğu ve İrade

Psikolog Roy Baumeister, insanların sınırlı bir irade gücü olduğunu bulduktan sonra “benlik kaynaklarının tükenmesi” adını verdiği bir kavram ortaya koydu. Baumeister irade gücünü, güçlenebilen ama aynı zamanda kullanılarak yıpratılan bir kasa benzetiyor. Benlik kaynaklarının tükenmesinin genel bir etkisi bulunuyor. Yani hayatınızın bir alanında öz-kontrol kullanmak, yaşamınızın diğer alanlarındaki öz-düzenleme (kendini regüle etme) becerinizi ciddi anlamda sarsıyor. Baumeister, öz-kontrol için çaba sarf etmenin kan şekeri düzeylerinde belirgin bir düşüşe sebep olduğunu buldu. Düşük kan şekeri ise fiziksel yorgunluğa sebep oluyordu. Bu da, taşıdığınız en ağır şey ders kitabı olsa bile kendinizi bu kadar bitkin hissetmenize sebep oluyordu.

Bir öğretmen olarak ne sık öz-kontrolünüzü kullandığınızı düşünün. Bütün gün kendi benliğimizi sansürlüyoruz aslında. Alaycı bir yorumu içimizde tutuyoruz, tek istediğimiz ona ders vermek olsa da tembel bir öğrencinin yanından uzaklaşıyoruz, müdürün en yeni fikirleriyle ilgili dürüst düşüncelerimizi kendimize saklıyoruz, bir ebeveynden gelen saygısız bir mail’e profesyonel bir şekilde cevap veriyoruz, bazen hiç istemesek de bir öğrenciyle çalışıyoruz, Facebook’u kontrol etmeyi yeğlediğimiz bir saatte ertesi günü planlıyoruz ve bazen neredeyse küfür edecek duruma gelsek bile kendimizi tutuyoruz. Öğretmenler öz-kontrollerini sürekli kullanan insanlardır.

Ama en büyük vurgunu yediğimiz şey başka: Karar vermek de irade gücünü kullanır. Araştırmacılar buna “karar yorgunluğu” diyor. Gün boyunca ne kadar çok karar alırsanız, o kadar fazla özgür irade kullanıyorsunuz. Araştırmalar, suçluların şartlı tahliye kurullarına günün erken saatlerinde gittiklerinde, günün sonuna yakın gittiklerinden çok daha iyi olduklarını söylüyor. Benzer bir şekilde, ilk sırada değerlendirilen bir öğrenci ödevinin en son değerlendirilenden daha adil bir not aldığını ortaya koyuyor araştırmalar. Koca bir günü kararlar vererek geçirdikten sonra iyi kararlar alacak enerjimiz kalmıyor.

Öğretmenlerin her okul gününde yaklaşık 1,500 karar verdiği tahmin ediliyor. Bütün bu kararlarla, çocuklara öğretmenlik yapmanın gerekliliği olan bütün öz-kontrolü birleştirirseniz, irade gücümüzün saat beşe kadar tükenmesi hiç de şaşırtıcı değil. Gerçekten bitkin oluyoruz.

Yoğun duygular

Öğretmenlerin yorgun olmalarının ikinci sebebi de yoğun duygular. Öfke, hayal kırıklığı, heyecan ve sevinç gibi yoğunluğu yüksek duygular fizyolojik olarak külfetlidir. Olumlu duygular, tıpkı olumsuz duygulara benzer fizyolojik tepkileri uyandırır: Nabzımız hızlanır, ter bezlerimiz harekete geçer ve kolayca tedirgin oluruz. İster olumlu olsun ister olumsuz, vücudumuzun stres tepkisini harekete geçirdiği için yoğun duygular bizi çok yorar.

Öğretmenlere, derslerinde coşkulu olmaları öğretilir. Pek çok öğretmen bunun en etkili yol olduğuna inanırlar. Enerjik olmalılardır. Bu doğru olabilir, ancak öfke, hayal kırıklığı ve hatta tedirginlik anlarıyla birleşen heyecan ve coşkunuz da sizi yoracaktır.

Endişe

Beklendiği üzere kaygılanmak da yorgunlukla ilişkilendiriliyor. Endişelendiğimizde negatif olayları hayal eder ve bekleriz. Stres seviyemiz artar ve vücudumuz savaş ya da kaç tepkisini harekete geçirir. Kalplerimiz daha hızlı atar, terleriz ve bağışıklık sistemimiz bir tepkiye hazırlanır. Bunun sonucu olarak bitkin düşeriz.

Öğretmenler çok çeşitli sebeplerle kaygılanırlar:

  • öğrenciler öğrenmiyor
  • davranış sorunları
  • bir ders fiyaskoya dönüşüyor
  • yarın bir yardımcı öğretmen geliyor
  • bir veli öfkeli
  • müdür gözlem yapmak için geliyor
  • fotokopi makinası bozuk ve ben şimdi ne yapacağım?
  • öğretmen arkadaşım bana çok kızgın
  • Sınıfta bir film gösterdim ve bir karakter “lanet olsun” dedi ve şimdi çocuklar eve gidip anne babalarına bunu söyleyebilir ve müdürü ararlar ve ben filmi izletmek için doldurmam gereken o aptal formu bile doldurmadım… (Eminim daha devam ettirebilirsiniz.)

Peki o zaman neden mi sürekli yorgunuz: Tonlarca karar veriyoruz, yoğun duygular arasında gidip geliyoruz ve çok fazla endişe ediyoruz.

Ama bu konuda yapabileceğiniz bir şeyler var. Bir sonraki yazım, her bir nedene yönelik stratejiler olacak. Ve böylece umarım günün sonunda hepimiz evimize daha fazla enerjiyle döneriz.

 

Kaynak: http://teacherhabits.com/why-teachers-are-so-tired-and-what-to-do-about-it/

4 YORUMLAR

  1. Bir öğretmen çocuğu olarak ne dediğinizi çok iyi anlıyorum. Özellikle Türkiye’de öğretmene verilen değer ve öğretmenin yaşam standartları ortada. Öğretmenlerin çoğu ailesine vakit ayıramıyor belki de, vakit yetmezliğinden değil, yorgunluktan.

    Ancak acı bir gerçeği de göz ardı edemeyiz; şu an Türkiye’de ataması yapılmayan bir bölümden mezun olmuş binlerce bireyden biriyim (Fransızca öğretmenliği). Sonunda üniversitede çalışmaya başladım. Bölümümden mezun arkadaşlardan resepsiyonluktan şoförlüğe kadar her işte çalışan var.

    Bunları uzun uzun neden anlatıyorum: Öğretmenlik ne kadar yorucu olsa da insana değer veren, adil (!) ülkemizde çalışılabilecek en iyi meslekler arasında. Özellikle “Öğretmenler neden kaygılanırlar” başlığında bahsettiğiniz kaygılar çoğu meslek dalındaki kaygıların yanında çok minör kalıyor, kusura bakmayın. Ayrıca öğretmenlerin çok azının bu kaygıları taşıdığını bizzat MEB çevresinden kendim gözlemleyebiliyorum.

    Umarım yetiştirdiğiniz öğrenciler değiştirirler bu ülkeyi.

    Saygılarımla

  2. Yorulmadan para kazanılan bir meslek var mı? Hani varsa söyleyin öyle bir ütopya. Öğretmene değer verilmiyormuş! Ne yapılması gerekiyor peki ? Devlet öğretmenleri tekrar sınava tabi tutsa yarısı geçemeyecek durumda. Bence dua edin ki atanmış öğretmenin ne yapıp yapılmadığı kontrol edilmiyor.
    Oysaki eminim öğretmenlerin sınıf sının başarı grafikleri bir ortaya çıkarılıp meslekten alınmaya başlansa harika bir öğretmen temizliği de olurdu.
    Ayrıca işsizliğin hat safhada olduğu bir dönemde, atanmayı bekleyen öğrermenlerin binlerce olduğu bir dönemde, atanmış bir öğretmenin ağzını açmaya bile hakkı yoktur.
    Atanana kadar devlete yalavarıp dua ederken, nedense atandıktan sonra bir anda nankörleşiyor öğretmenler.
    Bence kendinizin ne olduğunu bir gözden geçirin. Üniversite eğitiminin ne olduğunu iyi biliyoruz.

    • Dar bakıyorsunuz. Ben bir sınıf ogretmeniyim ve sürekli araştırma kendimi geliştirme cabasinda bir ogretmenim
      Evde okulda arabada aklim surekli öğrencilerime daha fazla faydalı olurum dusuncesinde. 1. Sinif okutuyorum, ogrenmenin yani sira onlat eglensin çocukluklarinida yasasinlar istiyorum. Kizimda 1. Sınıf ama eve döndüğümde ona yetecek en ufak bir enerjim kalmiyor. Öğretmen değer görse birazcık da taktir edilse daha bi şevkle istekle gidecek okuluna ama sizin gibi dar dusuncelerin elestirileri bizim gibi emekçi öğretmenleri yıpratıyor emin olun. Bizler sizlerin geleceğini yetistiriyoruz lütfen biraz değer verin. Siz 1 ders bile katanabilecek misiniz bilmiyorken ön yargilariizla hareket etmeyin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here