Okulda Zorbalıkla Savaşmanın En İyi Yolunu Bulan Çocukla Tanışın!

0
10808

Soru: Zorbalığa uğrayan iki çocuk vardır. Çocuklardan biri gözyaşları içinde pes eder. Diğeri, tacizcinin kaval kemiğine bir tekme savurur. Sizce hangisi zorbalığa uğramaya devam edecektir?

İpucu: Yanıtı sandığınızdan da kolay.

 

“Sen bir hiçsin. Kendini öldürmelisin. Emin ol, herkes buna çok sevinecek.”

Bu birisinin bastırılmış iç sesi değil. Kimi gerçek çocukların, başka gerçek çocuklara ortaokullarda söyledikleri şeyler bunlar.

Böyle sözlere hedef olan biri nasıl tepki vermeli? Onları yumruklamalı mı? Bu sözlerin kaba, acımasızca olduğunu mu açıklamaya çalışmalı? Öğretmenine mi söylemeli? “Bunu bir denemeye ne dersin; sonra bana nasıl gittiğini anlatırsın,” mı demeli?

Ama ya sataşmalar bu kadar ileri gitmezse? Aynı çocuklar yalnızca “Senin hiçbir zaman arkadaşın olmayacak” derlerse?

Natalie Hampton, kimseyi tanımadığı yeni okulunda yedinci sınıfa başlarken yeni arkadaşlar edinmeyi ümit ediyordu. Dostça bir yaklaşımı vardı ve böyle olmak için çaba harcıyordu, ama bana anlattığı üzere, “Herkesin zaten arkadaşları vardı ve yenisini arayan yoktu.” Öğle yemeğini yalnız başına yemesinin “toplumdan dışlanmış biri” diye damgalanmasına yol açabileceğinin farkındaydı, ama ne zaman başka masalara oturmaya kalksa, hep aynı “Bizimle oturamazsın” nakaratıyla karşılanıyordu. Natalie çok geçmeden istikrarlı bir dışlanma, aşağılayıcı isimler takma, alay, tehdit ve “küçük şakalarla” yüz yüze geldi. Sekizinci sınıfta hâlâ arkadaşsız ve yapayalnızdı. Çocuklar onunla, “Hep arkadaşsız kalacaksın,” diye alay etmeyi sürdürüyordu.

Okul yönetimi, Natalie’nin, diğer çocukların ondan hoşlanmamasına yol açacak bir şeyler yaptığına inanıyordu. Yönetime göre Natalie, kendisine yönelik davranışları kuşkusuz abartıyordu. Kendisini sorgulayarak, neyi yanlış yaptığını ve sosyal sorunlarına nasıl yol açtığını anlamaya çalışan rehber öğretmenle, haftada iki kez hiç aksatmadan görüşmelere katıldı.

Okul yönetiminin Natalie hakkındaki algısı, okuldaki yetişkinlerin onun yaptığı her şeye mümkün olan en az hoşgörüyle yaklaşmalarına neden oldu. Natalie’nin büyüklerin destek ve korumasından yoksun kalmasıyla, zorbalar, onu hedef almalarına örtük bir onay verildiğini anladılar ve sosyal saldırganlık böylece fiziksel boyuta taşındı. Natalie’nin kaygıları büyüyordu. Daha sınıfa girerken, kaçış yolunu planlamaya başlamıştı. Süreğen baş ve mide ağrıları çekiyor, uykusunda karabasanlarla boğuşuyordu. Okuldaki herkesin haklı olduğuna inanmaya başladı; hata kendisinde olmalıydı. Hiçbir zaman arkadaşları olmayacaktı. “Çevrendeki birçok yetişkin hatanın sende olduğunu söyleyince,” diye anlatıyordu bana, “sen de öyle olduğunu içselleştirmeye başlıyorsun.” Yaşamının iyiye gideceğine ilişkin ümidini yitirdi – o derece ki, yüksekokuldan mezun olacak kadar yaşamayacağını düşünüyordu.

Çocukların ve gençlerin arkadaşa ihtiyacı vardır. Arkadaşları olması insana sosyal ve duygusal koruma sağlar. Arkadaşları olan bir çocuk, kendisine “asla arkadaşın olmayacak” diyenleri kolayca umursamazlıktan gelebilir – hatta bir arkadaşı ortaya atılıp, bunun doğru olmadığını oracıkta kanıtlayabilir. Oysa dışlanmış bir çocuk için bunun yanlış olduğunu gösterecek kimse yoktur, dolayısıyla, bu sözler onun üzerinde ölümcül bir etki bırakır. Arkadaşlarının sosyal korumasından yoksun, hiç arkadaşı olmayan bir çocuk, kolay bir hedeftir – aynı zamanda “kullanışlıdır”. Sosyal konumdan yoksun çocuklara karşı kaba bir tutum alanlar, bu tutumun konum farkını vurgulaması nedeniyle; sosyal varlık (*) ve yüksek konumla donatılarak ödüllendirilirler. Konum farkının bu öne çıkarılması, müdahale edecek kimsesi de olmayan kurban açısından, sosyal varlığının tükenip gitmesi ve sosyal konumunun iyice alçalmasıyla sonuçlanır. Düşük konumlu bir çocuğu savunmak, bitli bir kimseye dokunmak gibidir; bu yüzden, görgü tanıkları bu işe ender olarak kalkışırlar. Sosyal ortamda saldırgan ve yüksek konumlu çocuklarla müttefik olmaksa, tersine, hiçbir risk almadan sosyal varlık kazandırır – düşük konumdaki hedefin kendisini savunacak kimsesi olmadığı koşullarda, aşağılamaya seyirci kalanlar için herhangi bir olumsuz sonuç doğmayacaktır. Kaba tutuma seyirci kalanlar, hiçbir şey yapmadıklarında bile saldırganlığı cesaretlendirmiş olurlar; çünkü hiçbir şey yapmamaları kurbanın yanında kimsenin olmadığını bir kez daha kanıtlar.

Sonuçta, toplumsal merdivenin en alt basamağındaki bir çocuk “yanına yaklaşılmaz” biri olup çıkar. Sevimli bir kişiliği ve başka yerlerde dünya kadar arkadaşı olsa da, sosyal varlıktan yoksun kaldığı bir toplumsal sistemde, bu çocuğun arkadaş edinmesi çok zordur. Yanına yaklaşılmaz biriyle arkadaş olmak, yüksek konumlu bir çocuğa hiçbir sosyal varlık kazandırmaz. Bu son derece itici bir düşüncedir. Bir getiri beklentisi olmaksızın sosyal varlığa yatırım yapma riski alma isteksizliğini tanımlamak için, yazar Amy Alkon, “sosyal açgözlülük” terimini ortaya attı.

Belli bir sosyal konumu olan çocuklar, yanına yaklaşılmaz sayılanların konum yoksunluğunun kendi iticiliklerinden ileri geldiği yolunda bir yanlış inanç taşırlar; gerçekte durum bunun tam tersidir: Sosyal konum yoksunluğu, yanına yaklaşılmaz çocuğun itici görünmesine yol açar. İşte bu yüzden, zorbalığı saf dışı bırakabilmek için akranlarının yapabileceği tek ve en etkili müdahale, hedef alınan çocuklarla arkadaş olmaktır. Ancak, yanına yaklaşılmaz olanla saf tutmak kendisinin sosyal merdivende alt basamaklara düşmesiyle sonuçlanabileceğinden, çocuklar düşük konumlu akranlarından uzak durmak için gerekçeler üretir ve sosyal varlıklarını onlara yardım etme yolunda harcamayı reddetmelerini böylece haklı gösterirler.

Çocukluktaki bu sosyal konum oyunu yetişkinler arasında da varlığını sürdürür. Sinema endüstrisi hakkında bir kitabın yazarı olan Peter Biskind; Harvey Weinstein güçlü ve konumu olan biriyken, hakkında konuşmaya herkesin çekindiğini, “Teşekkürler, teşekkürler, Harvey,” deyip durduklarını anlatır. Weinstein hakkındaki taciz iddialarının ortaya serilmesinden sonra, yönetmen Quentin Tarantino, “Yaptığımdan fazlasını yapabilecek kadar çok şey biliyordum,” diye itirafta bulunmuştu. Ama bunun yerine, yıllarca, “Tarantino’nun en büyük gözdesi” diye adlandırılan Weinstein’la dostluk sürdürmenin nimetlerinden yararlandı. Sosyal varlığını yüksek bir konumu olmayanları savunma yolunda harcamamayı seçen tek kişi Tarantino değildir. Toplumsal hiyerarşinin tepesindeki kimselerle ters düşmek riskli bir tutumdur. İnsanlar her ne kadar gerçeği haykırmak, mağdurun yanında yer almak veya direnmeyi seçmek isteseler de, onlara genellikle bunu yapmamaları öğütlenir. Bu ancak pek ender durumlarda iyi bir fikir olarak görünür. Jane Fonda gibi yüksek konumda biri bile, her şeyi bilmesine karşın (Weinstein’la ilgili), “Açıklamak bana düşmezdi,” demişti.

Böyle düşünmeyi ebeveynler çocuklarına erkenden öğretirler. Bir çocuğun bir başkasına eziyet ettiğini görünce, “Başını çevirip işine bakmasını” öğütlerler onlara. “Başkalarının kavgasında dövüşme,” diye akıl verirler. “Gerginlik gördün mü kaç.” Kural olarak, çocuklarımıza, sosyal konumdan yoksun olanları gözetmeyi, savunmayı ve arkadaş edinmeyi öğretmeyiz – yani sosyal varlığımızı onlar için harcamayı. Görüştüğüm kimi anneler seyirci kalanların müdahalesinden yana görünse de, uygulamada hiçbir ebeveynin, çocuklarını, dışlanmış akranlarına destek olmaya veya onları arkadaş edinmeye etkin biçimde yüreklendirdiğini duymadım. Özellikle yüksek konumlu bir çocuğun (“pek gözde” bir kız) annesinin bana anlattığına göre; kızının kimseye “kabaca” davranmasını onaylamamakla birlikte, akran zorbalığına uğrayan çocukları arkadaş edinmesini ona söylemeyi de doğru bulmuyor, çünkü kızının kendi arkadaşlarını seçme hakkına kuvvetle inanıyor.

Okulda cehennem gibi iki yıl geçirdikten ve dört fiziksel saldırıya uğradıktan sonra, Natalie Hampton sonunda kimsenin kendisine arka çıkmadığı okuldan kaçıp gitti. Şimdi o coşku dolu, mutlu bir yüksekokul son sınıf öğrencisi. Çok sayıda arkadaşı var ve mezun olacağı günü iple çekiyor. Natalie’nin dönüşümü, tıpkı önceki gibi hiç kimseyi tanımadığı, yüksekokulun ilk gününde başladı. Bu kez, öncekinden farklı olarak, kederli görünümünden etkilenen bir başka öğrenci onu arkadaş edindi. “Bu benim hayatımı kurtardı,” diye içini döküyordu Natalie, yaptığı TED konuşmasında.

Gerekli olan, yalnızca tek bir kişiydi: Tek bir arkadaşla bile, yanına yaklaşılmaz biri olmaktan çıkmıştı. Artık yeni arkadaşlar edinebilirdi – edindi de. Eski okulunda Natalie Hampton iki yıl boyunca öğle yemeklerini yalnız başına yemişti. Bu yüzden, okulunu değiştirince, ne zaman tek başına yemek yiyen birini görse, arkadaşlarıyla birlikte oturduğu masaya davet ediyordu. Çünkü “yanımıza gelsene,” demekle, o çocukları yanına yaklaşılmaz konumuna düşmekten kurtardığının farkındaydı. “Her seferinde, yanımıza çağırdığım kişinin yüzü ışıyor, iç ferahlığıyla aydınlanıyordu,” diye anlatıyor bunu. “Onların kimileri benim en yakın arkadaşlarım oldular.” Natalie sosyal varlığından ümidi kesmek üzereydi, ama sosyal varlığını ondan yoksun olanlar için kullanmaktan çekinmeyen arkadaşları olunca, kimsenin cesareti kırılmadan, insanın ayağa kalkabileceğini gördü. Eğer “yanımıza gelsene” sözü ortaokullarda genel bir ahlaki ilke haline gelebilirse, akran zorbalığı geçmişte kalan bir şey olabilirdi.

Natalie bugün, çocukların okul yemekhanelerinde konuksever masalar bulmasına yardımcı olan, “Yanımıza Gelsene” adlı zorbalık-karşıtı akıllı telefon uygulamasıyla ünlenmiş bulunuyor. Okulda kimsenin arka çıkmadığı çocukları arkadaş edinmeleri için, diğer çocuklara bu yolla cesaret veriyor.

Sonradan en iyi arkadaşlarından olacak bir kızı masasına davet ettiğinde, o kızın canına kıymayı düşünecek denli yalnız ve ümitsiz hissettiğini Natalie’nin bilmesi mümkün değildi. Bir arkadaş kümesinin sıcak yaklaşımı onun hayatını kurtarmıştı.

Dünyayı değiştirmeye tek bir kişi yeter.

 

* İşte bilmecenin yanıtı: Zorbalık görmeye devam eden çocuk, kimsenin arkadaş olmadığı çocuktur.

 

 (*) Sosyal Varlık: Birlikte yaşayıp üreten insanlar arasındaki ilişkiler ve onların bilgi ve yeteneklerinin oluşturduğu toplumsal değer.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here