PISA’nın Düşündürdükleri

2
4.428 views

Eminim ki geçen haftalardan beri PISA sınavlarının sonuçlarını değerlendiren pek çok yazı okumuşsunuzdur. Kimisi vahim tabloyu gözler önüne seriyor, kimisi öğretmen yetiştirme politikamızın değişmesi gerektiğini savunuyor. Bir yandan da PISA sınavlarının ülkeleri sınav odaklı bir yarışın içine sokmasını eleştiren yaklaşımlar var.

Hatırlar mısınız bilmem, SBS’nin 6, 7 ve 8. sınıfta uygulanmaya başlanacağı ilk yıl OKS’nin formatı değiştirilmişti. Öğrencilerin “çıkarım” yapmalarını sağlamak gibi bir amaçla soruları direkt olarak sormaktan men edilmişti tüm öğretmenler.  Diyelim ki bir yazım yanlışı sorusu yazacaksınız, o soruyu bir tahta görselinin üstüne kopyalamanız ve seçeneklere de Ayşe, Fatma, Emel… diye çocuk kafaları yerleştirmeniz gerekiyordu. Soruyu da  “Ahmet öğretmen tahtaya bir soru yazmıştır. Bu soruya hangi çocuk doğru cevap vermiştir?” şeklinde öğretmenin ağzından sordunuz mu, yapılandırmacı yaklaşıma büyük katkıda bulunmuş oluyordunuz.

Benim favorim ise “Helikopter, doğru seçeneğin yazılı olduğu piste inecektir, hangi piste insin?” sorularıydı. Sorunun bizden ne istediğini karmaşıklaştırdıkça öğrencilerin “çıkarım” yapma becerilerini artırıyorduk. Soruları tren vagonlarına yazdık, bulutlara yazdık, doğru cevabı oltayla tuttuk… Gerçek hayatla ilişkilendirme konusunda üstümüze yoktu. Yaratıcılıkta sınır tanımıyorduk. Böyle trajikomik bir üç yılın ardından o kitapların hepsi geri dönüşüme yollandı. Bizse hemen yeni durumlara evrildik. Adaptasyon en gelişmiş becerimiz ne de olsa.

‘Dershanelere ne gerek var’ döneminde, Ağustos ayında getirdik çocukları okula, kamp kurduk, ateş yaktık. ‘Yerim seni TEOG’ partileri yaptık. Yedik, yuttuk da. Bol keseden notlar dağıttık. Binlerce birinci çıkardık. Sonuç: Şişirdiğimiz balonlar elimizde patladı.

Ben de diyorum ki ülkemizdeki sınavların hepsini PISA formatına dönüştürelim, sorun kalmasın! Biz bir ay içinde tüm test kitaplarını geri dönüşüme gönderip PISA sınavlarına göre güncellenmiş yeni kitaplarımızı basar, PISA hazırlık dershaneleri açar, okullarımızda PISA’ya hazırlık hafta sonu kursu başlatırız!

Şaka bir yana biz nerede hata yaptık sorusuna verilebilecek çok cevap var elbette, geç olmadan bazı şeyleri değiştirmek gerektiği konusunda tüm eğitimciler hemfikiriz. Ne zaman ki ölçtüğümüz şeylere değer vermeyi bırakıp değer verdiğimiz şeyleri ölçeceğiz, o zaman tünelin sonunda ışık görünecek.

Türkçe öğretmenliği yaptığım yıllarda okulda uyguladığımız sınavlardan sonra öğrenciler dilbilgisi konularında hata yaptıklarında ‘hiç üzülmeyin’ derdim öğrencilerime, ama paragrafta anlam ya da cümlede anlam sorularında hata yapıyorlarsa durup üzerine düşünmeleri gerekiyordu. Dilbilgisi konusundaki hataları ya da yanlış öğrenmeleri düzeltmek yalnızca birkaç saatinizi alırdı, okuduğunu anlamak ise bir süreçti, birikimdi. Okumak sağladığı faydayı öğretmezdi insana. Günden güne değiştirirdi sizi hiç farkına varmadan.

Sistem düşüncesinde “geri tepen düzeltmeler arketipi*” vardır. Yolunda gitmeyen bir şeyi düzeltmek için fazlaca düşünmeden bir önlem alırsınız, işte o önlem, durumu eskisinden de daha da kötü bir hale getirir. Bizde de çoğu zaman böyle olmuyor mu? Yeni sınav sektörleri yaratmayı bırakıp temel becerilere odaklandığımızda başarının kendiliğinden geleceğine inanıyorum.

Bunun için her şeyi Milli Eğitim bakanlığından beklemeden özel okullar, devlet okulları, sivil toplum örgütleri, akademisyenler ortak bir eylem planı oluşturmalı ve elimizi taşın altına daha çok koymalıyız. Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu duruma ah vah etmekten ve kurban rolü oynamaktan vazgeçip sahici bir değişim için kurtarılmış bölgelerimizden çıkmayı göze almamız gerekiyor.

Aysun Yağcı

aysunyagci@gmail.com

 

*Kelime anlamıyla kalıp, şablon, ilktip şeklinde ifade edilen arketipler gerçekte insan kültürünü oluşturan yapıtaşlarıdır. İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır.

2 YORUMLAR

  1. Öncelikle çok güzel bir konuya değinmişsiniz hocam.”Temel beceriler” aslında derslerin omurgasını oluşturmakta fakat biz (öğretmenler) öğrencilere dersi anlatıp, arkasından iki üç soru çözüp, dersi bitiriyoruz. İşlem tamam.Önde oturan iki üç öğrenci, sorumuza cevap veriyorsa bizden mutlusu yoktur.

    • Engin hocam, çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Sizin de söylediğiniz gibi genellikle sınıfta birkaç kişinin sorulara doğru cevap vermesi öğretmenlere yetiyor, ya da öğretmen konu tekrarı yapıyor ama yalnızca konuyu kendisi tekrar ediyor. Kendi beyninin içinde oluşmuş nöral yollarda seyahat ediyor, öğrenci de ise hiçbir zihinsel meşguliyet yok. Zihinsel meşguliyet olmadan da beyninde yeni bağlantılar oluşmuyor. Sonra da kendi kendimize yakınıyoruz: Defalarca anlattım, anlamadılar.

CEVAP VER