Sanat Aracılığıyla Çocuklara Özgür İfade Alanları Açmak…

0
136

Bundan 4 yıl önce 1. sınıf öğrencilerimizden Umut, bir fikir attı ortaya. “Fırat, bu öğrendiğimiz harflerin heykelini yapalım mı? Harflerin heykellerine bakarız, hemen unutmayız,” dedi. “Dostum, bu süper bir fikir!” dedim. Bu, bizim için bir projenin başlangıcıydı.

Hemen atölyeye gidip heykel için malzeme bulmam gerekiyordu. Ağaç dalları, kartonlar, strafor, ip, bant, tel gibi malzemeleri tedarik ederek çocuklara heykel yapmaları için alan açtım. Çocuklar harf heykeller için malzemelerini aldılar ve süreç başladı. Umut, F harfini yapmak istedi. Ağaç dalları ile çalışıp F formunu oluşturdu. F’nin iki kısa parçasını beraber birleştirdik. Umut’tan, yaptığı F heykelini ayağı kaldırmasını istedim ve Umut heykelini kaldırınca F harfi düştü. Bana bakarak yardım istedi; “Fırat, sen biliyorsun ne olur söyle, neden ayakta durmuyor?” dedi. Ben de “Ben biliyorum ama söyleyemem, senin çözüm bulman lazım. Ben çözümü söylersem eğer, bu heykel benim olur,” dedim ve Umut yardım almaktan vazgeçti.

Aslında bilgiyi verirsem süreç boyunca keşfedeceği bütün öğrenmelerin önünü kapatmış olurdum. Umut bir iki gün uğraştı, arkadaşlarını izledi, akran paylaşımı gerçekleşti ve ne yapması gerektiğini buldu. F harfinden bir tane daha yapması gerekiyordu. Benden malzeme istedi, hemen atölyeye gidip ağaç dalları getirdim. Umut’un, daha önceden yaptığı F’den ölçü alması gerekiyordu. Yanında cetvel, mezura gibi ölçme aletleri vardı ama daha önce kullanmadığı için işlevlerini bilmiyordu. Başka basit yollar da vardı; elindeki ağaç dalını diğer F harfinin yanına getirip, ondan ölçü alabilirdi. Ama onu da yapmadı. Bizler de merakla bekliyorduk, nasıl bir yol izleyecek diye. “Buldum!” dedi ve yanındaki arkadaşını görevlendirdi. “Ben her parmağımı bıraktığımda, sen bu deftere çentik at,” dedi ve minik parmaklarıyla ölçmeye başladı. Bizim için ölçme birimleri ve matematik devreye girmişti.

Sınıf öğretmenimiz Bilgin, durumu fark edince ölçüler üzerinden alan açtı. Ön görmediğimiz 2. ve 3. sınıf kazanımları, ihtiyaçtan açığa çıktı. Harfler gittikçe çoğalıyordu. Heykelleri, bittikçe boş bir sınıfa alıyorduk. Projemiz üç ay sürdü. Bir gün çocukların gizli gizli heykellerin olduğu sınıfa girdiklerini gördüm. Ben de gizlice izledim onları. Harfleri bir araya getirerek kelimeler oluşturuyorlardı. Yanlarına gidip “Eveeet, sanırım stop-motion film yapma zamanı geldi,” dedim.

 

Çocuklarla konuştuk, çok heyecanlandılar. Onlardan, burada oynadıkları oyuna devam etmelerini istedim. Sonra da çıkan kelimeleri yazmalarını istedim. Böylelikle filmde oluşacak kelimeler hazırlanıyordu. Bir iki güne hazırladılar ve filmimizi çektik. Filmimizin adı “Yürüyen Harfler” oldu. Film dışında, Müzik öğretmeni Maral’in yardımıyla harflerin seslerini çıkardılar ve bu sesleri kaydettik. Sonra da harflerin üzerlerine okunuş seslerini yerleştirdik. Gidip dokunduğunuzda heykelden harfin sesi çıkıyordu. Sonraki süreçte heykelleri İstanbul Çocuk ve Gençlik Bienali’nde sergiledik. Yani kısacası sadece harflerden heykel yapmayı isterken, birçok öğrenme biçimini ve alanını da ihtiyaç duydukça, çocuğun keşfiyle ortaya çıkardık. İşte, Reggio Emilia Yaklaşımı’nı tüm teknik kelimelerden uzaklaşarak, Umut’un hikayesi ile ancak böyle anlatabilirdim sanırım.

Vygotsky ve Piaget’yi feyz alarak, çocukların merkezde olduğu bu yaklaşımda, Reggio Emilia öğretmenleri için önemli olan; ders konusu ya da bir beceri değil, çocuktur! Öğretmenler, pedagoglarla işbirliği yaparak, çocuk gelişimine uygun okul çalışmalarının konusunu yine çocukların ilgi, merak ve ihtiyaçlarından yola çıkarak keşfederler. Çocuk merkeze alınır. Güçlü bir çocuk imajı, çok rollü öğretmen, zengin ve eğitici bir çevre, güçlü ilişkiler, proje tabanlı öğrenme; bu yaklaşımın öne çıkan prensipleridir. Her bir prensibin tek tek incelenmesi, Reggio Emilia Yaklaşımı’nın anlaşılmasına yardım edecektir. Regio Emilia Yaklaşımı’nda, çevre üçüncü öğretmendir. Çevreyi oluşturduktan sonra, çocuğu çevreyle baş başa bırakırsak ve müdahale etmezsek, çevre koşullarından kaynaklı kendiliğinden öğrenmeler gerçekleşir.

Çocukların sadece konuşma diliyle değil, sözlü dil öncesi dillerle de kendilerini ifade etmeleri önemlidir. Malaguzzi’nin de dediği gibi; “çocuğun yüz dili var”. Yüz farklı yolu var, çocuğun kendisini ifade etmesi ve keşfetmesi için. Peki bu yüz dilden biri olan sanat dili neden önemli? Sanat dili, terapi etkisinin olması, rahatlatıcı bir etki yaratması, yaratıcı düşünme becerisi kazandırması, boyut farkındalığı yaratması ve boyutlar arasında bağlamlar kurabilmeyi oluşturması, farklı açılardan bakabilmeyi sağlaması, bireysel ifadenin dışında grup çalışmalarıyla grup olmayı ve kolektif yaşam bilincini oluşturması yönleriyle önemlidir. Çocuklar, resim – heykel üretimleri içindeyken karşılaştıkları sorunları çözebilmek için yaratıcı fikirler bulmak zorunda kalır ve çözüm odaklı olmaları sağlanır. Bu sayede çocuklar özgür bireyler olarak yaratıcı düşünme ve üretme yeteneğiyle donanırlar.

Bu donanım, çocukların gelecekte daha etkin ve özgür bireyler olarak yetişmelerini ve doğayla barışık kolektif yaşam biçimlerini çoğaltmalarını  sağlayacaktır…

 

Fırat Bingöl

https://www.instagram.com/firatbingo/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here