Bir Okul Müdürü Anlatıyor: “Ebeveynlerin ve Çocukların Endişe Seviyesi Hiç Olmadığı Kadar Yüksek”

0
1706

John Marsden, hayatını çocuklar için okullar kurarak, onlara dersler vererek ve onlar hakkında yazılar yazarak geçirmiş bir okul müdürü ve yazar. Marsden son zamanlardaki durumun kendisini tedirgin ettiğini söylüyor. Hem de oldukça fazla.

Çocuklara karşı davranışlarımızı ve onlarla kurduğumuz ilişkiyi konu alan yeni kitabında Marsden, günümüz ebeveynliği hakkında pek de iyi şeyler söylemiyor. “Şu an her yere bir salgın hastalık gibi yayılmış olan, zarar verici bir ebeveynlik türü ile karşı karşıyayız,” diyor.  

The Art of Growing Up (Büyüme Sanatı) isimli kitabında Marsden, çocuklarını seven değil, onlara adeta aşık olan ebeveynleri ele alıyor. Çocuklarının belki de sandıkları kadar yetenekli veya dürüst olmadığını göremeyen ve onların koşulsuz bir şekilde avukatlığını yapan anne-babalardan bahsediyor. Çocuklarının önündeki her türlü engeli temizlemeye çalışan (kar küreyici) ebeveynlere serzenişte bulunuyor ve “Zehirli ebeveynliğin geri dönülmez etkileri var,” diye yazıyor.

Peki, bu “zehirli ebeveynlik” artık her yerde mi? Yoksa giderek daha kötüye giden birkaç ekstrem ebeveyn mi var sadece?

Marsden, “Hayır, bence bu bütün topluma yayılmış bir sorun,” diyor. “Zarar verici ebeveynlik, duygu istismarı ile aynı şey değil, daha çok duygulara kalıcı zararlar veren, hastalıklı ve yanlış bir ebeveynlik anlayışı.

“Daha çok orta gelir seviyesindeki ailelerden bahsediyorum. İnsanların bu zarar verici davranışları bilerek yaptıklarını söylemiyorum ancak mantıkları ve içgüdüleri, bazı farklı fikirlerin etkisinde kalmışa benziyor. Verdiği duygusal zarar, sıklıkla paniğe yakın bir endişe halinden kaynaklanıyor.”

İki okulun kuruculuğunu ve müdürlüğünü yapan Marsden’e göre, son beş yıl içerisinde bir okulu yönetmek daha da zorlaştı. Büyüme Sanatı’nda, artık bıkmış bir müdürün yazdıklarını okuyormuş hissine kapılıyorsunuz.

Marsden, günümüz gençlerinin akademik başarı, siyaset ve bir dizi diğer konuda eski nesilleri geride bıraktığını ancak sergiledikleri zihinsel sorunların giderek artmasından yola çıkarak duygusal sağlıklarının endişe verici bir duruma geldiğini söylüyor.

Marsden şöyle devam ediyor: “Bu sorunun çok büyük bir ölçeğe yayıldığını görüyoruz. Duygusal zarar meselesi, bulaşıcı bir hastalığa dönüşmüş durumda. Endişe seviyesi daha önce hiç görmediğim bir düzeyde ve bu durum nasıl düzeltilir bilmiyorum.”

Marsden’a göre ebeveyn ve çocuklardaki bu endişe, dünyanın tehlikeli bir yer haline geldiği ve eskiden “güvenilir” kabul ettiğimiz figürlerin artık güvenilemez olduğu fikrinden kaynaklanıyor. Çocukların saf, yardıma muhtaç canlılar olduğunu düşünen ebeveynler de onların üzerine çok fazla düşüyor, sürekli onlar hakkında endişe ediyor ve bağlı bulundukları eğitim kurumlarından da aynı şekilde davranmalarını bekliyorlar.

“Bu endişenin bir kısmını korku oluşturuyor, özellikle fiziksel yaralanma korkusu. Tabi ki aklı başında her ebeveyn çocuğunun fiziksel olarak yaralanmasından endişe eder ancak bu endişe eğer her şeyin ötesine geçiyorsa ortaya çıkan durum, duygusal yaralanma sonucu yavaş yavaş ölmeye benziyor. Bunu şahit olmak korkunç bir şey,” diyor Marsden.

Marsden, Avustralya’da geniş ormanlık alanlara kurulmuş iki adet özel okulun yöneticiliğini yapıyor. Öğrenciler ağaçlara tırmanıyor, bisiklet sürüyor ve okula serbest kıyafetle geliyorlar. Bunlar pahalı okullar ancak Marsden aslında her okulun günümüz çocuklarının ve gençlerinin “sıkıcı” ve “mikroplardan uzak” hayatları için bir şeyler yapabileceğine inanıyor. Yaşayarak öğrenme deneyiminden mahrum edilmiş, yaralı dizlerin eksikliğinin hissedildiği hayatlardan bahsediyor Marsden.

“Avustralya gibi dünyanın çoğu yerinden daha fazla boş alanı olan bir ülkede çocukların birkaç basketbol sahası büyüklüğünde oyun alanlarına sahip kampüslere tıkılması gerçekten çelişkili bir durum. Üstelik kurallar da var: Koşamazsınız, başka insanlara dokunamazsınız, yemeğinizi bir başkasıyla paylaşamazsınız… Elinize kesinlikle bir sopa alamazsınız ve ağaçlara kesinlikle tırmanamazsınız.”

Marsden, çocukların tehlikeye maruz kalma ihtimalini sınırlandırdığımızda, onların olgunlaşma, dayanıklılık ve bağımsızlık geliştirme ihtimallerini de zayıflattığımızı söylüyor. 4 yaşındaki bir çocuğun kendi portakalını soymasına izin vermeyen ebeveynlere sitem ediyor. “Onlar kendi işlerini kendileri yapabiliyorlar, bizim de kendimizi bir adım geriye çekmeyi öğrenmemiz gerekiyor.”

Toplum tarafından oldukça sevilen çocukluk döneminin güzelliğinden sonra ergenliğe giren genç insanlar, karşılarında sürekli kendilerine karışan ve parlak sallayan yetişkinleri buluyor. Bizler fazla şeker, fazla ekran saati veya siber zorbalara odaklanmışken, bu genç bireylerin hisleri ve deneyimleri önemsizmiş gibi gözardı ediliyor.

Marsden, günümüzdeki ebeveynlik ve çocukluk kültürünün geldiği noktaya kriz adını vermekten çekinmese de, şimdi olanların geçmişte olanlardan daha iyi mi, yoksa daha kötü mü olduğu konusuna girmiyor.

“Onları farklı yollarla yüzüstü bırakıyoruz,” diyor Marsden. Ve bunun, “yeterince iyi” olmadığını düşünüyor.

Kaynak: https://www.theguardian.com/society/2019/jul/23/john-marsden-on-the-toxic-parenting-pandemic-ive-never-seen-this-level-of-anxiety?CMP=fb_gu&utm_medium=Social&utm_source=Facebook&fbclid=IwAR2AnBQQk6Hfs9o5tJ9QdWoSBlxHZRrBl8tn2wHUJLPHwIC1qII9j56vHIo#Echobox=1564757610

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here