TRENDLER

"Burası Artık Bildiğiniz Anaokulu Değil!"

Görüntülenme 562

0

Angela Hanscom, bir çocuk terapisti (pediatrik iş ve uğraşı terapisti) ve aynı zamanda açık havada bağımsız oyun oynamayı teşvik etmek amacıyla tasarlanan bir doğa odaklı gelişim programı olan TimberNook’un kurucusu. Hanscom’un daha önce eğitimpedia’da yayınladığımız Sınıfta Hareketsiz Oturamayan Çocukların Sayısı Neden Artıyor? ve Okulda Daha Fazla Oyun Ve Hareket İçin Neden Zaman Yaratamıyoruz? isimli makaleleri hem Türkiye’de hem de Amerika’da büyük ilgi çekmişti. Hanscom yazılarına, günümüz anaokullarına yönelik eleştirilerine yer verdiği yeni bir makaleyle devam ediyor.

Angela Hanscom

Yıl 1984. 6 yaşındayım. Arkadaşlarım Cheryl ve Robin ile birlikte hayali canlandırma oyunlarına dalmışız. Ben prensesim, Robin kraliçe. Zavallı Cheryl ise oyundaki erkek rolünü üstlenerek kral olmuş. Oyun alanımız arkadaki ağaçlık alana kadar yayılıyor ve öğretmenlerin bizi görebildikleri yere kadar gitmemize izin var. İçeri girmeden önce oynamak için koca bir saatimiz var. Tekrar sınıfa girdiğimizde enerji doluyuz ve öğretmenimizle birlikte koro halinde “Bir küçücük aslancık varmış” şarkısını söylemekten büyük heyecan duyuyoruz. Sonra bir hikaye dinleyeceğiz ve belki de alfabeden bir harf öğreneceğiz.

Bu geçmişten bir hatıra. Bundan 30 yıl kadar öncesinden. Anaokulunu düşündüğümde hatırladığım şey bu: Bolca hikaye anlatıcılığı, saatlerce oyun, sınıfta yemek pişirmek, şarkılar söylemek ve alfabeyi öğrenmek. Hepsi de mutlu hatıralar. Şimdi filmi 30 yıl ileri sarın. Büyük kızım anaokuluna gidiyor. Sadece 5 yaşında. Bu unutulmaz hatıraları yaşadığım yaştan bir yaş daha küçük. Ama maalesef anaokulları büyük ölçüde değişti.

Kızımın anaokulunda düzenlenen bir ebeveyn tanışma toplantısını hiç unutamıyorum. Tecrübeli öğretmen, tüm ebeveynlerin ortasına oturdu. Biz etrafında bir çember oluşturduk. Bunun oldukça cesur bir hareket olduğunu düşünmüştüm. Yeni ebeveynlerle tanışacağı için çok heyecanlı olacağını bekliyordum ama hiç de öyle görünmüyordu. Tüm odayı gözleriyle taradı, hepimizin tek tek gözlerinin içine baktı ve şöyle dedi: “Çocuklarınıza yaptığımız şey aslında bizden beklenen bir hizmeti onlara vermemek.” Sonra kaşlarını çattı ve “Burası artık bildiğiniz anaokulu değil çünkü” dedi.

Derin bir nefes aldı ve neden böyle düşündüğünün nedenlerini önümüze serdi. “Çocuklarınıza daha çok birer birinci sınıf öğrencisi gibi davranacağız. Çoğunlukla matematiğe, okumaya ve yazmaya odaklanacağız. Geçmişte yaptığımız gibi, kesme ya da yazı yazma gibi beceriler için ellerindeki küçük parmakların gelişmesine ayıracak zamanımız olmayacak. Ya da ayakkabılarının bağcıklarını bağlamayı öğrenmelerine yardım etmeye zamanımız olmayacak. Artık bunları sizin yapmanız gerekiyor.” Sadece bizi hazırlamaya çalışıyor gibi değil, aynı zamanda bizi uyarıyor gibi hissettim.

Çocuklardaki sağlıklı küçük ve büyük motor becerilerin gelişiminin ve bağımsızlığın değerini öğrenerek yıllarını geçirmiş bir terapist olarak ürperdim. Bu iyi bir şey olamaz. Bu yanlış. Sürekli bunu düşünmeye başladım. O günden sonra her şey daha da kötüleşti.

Okul yılına, beş dakikalık atıştırma molası ve 20 dakikalık teneffüsle başladılar ki bu sırada bile çocukları sürekli acele ettiriyor gibiydiler. Kar yağmaya başladığında (benim yaşadığım yerde yaşasaydınız, yılın yaklaşık 4 ayında kesintisiz kar yağması hayatınızın bir parçası olurdu) teneffüsü tamamen ortadan kaldırdılar. “Bütün bu çocukları tek tek giydirecek zaman yok” diye bir açıklama yaptı öğretmen. Bir süre sonra teneffüs saatleri ortadan kalktığı gibi atıştırma molaları da sona erdi. Ayrıca okumaları için çocuklara o kadar fazla baskı yapmaya başladılar ki kızım eve “Okuldan nefret ediyorum. Okumaktan nefret ediyorum” diyerek gelmeye başladı. Onun için üzülmeye başlamıştım. Sonunda dayanamaz hale geldim ve kızımı anaokulundan aldım.

Ortada ciddi bir problem var. Çok küçük yaşlarda çocuklardan daha önce hiç olmadığı kadar fazla şey yapmaları bekleniyor. Bizim hatırladığımız ve çok değerli beceriler öğrendiğimiz oyun dolu anaokulu günleri artık mazide kaldı. Yaşamın erken evrelerinde, içinde oyuna çok az yer verilen bu kadar ağır bir akademik ortam yaratmak, gelişimsel olarak hiç uygun olmadığı gibi çocuklar için zarar verici bile olabilir. Üstelik bir de bunun üzerine çok fazla sayıda çocuğun açık havada yeterince oyun oynayarak zaman geçirmemesi ekleniyor. Bundan dolayı pek çok çocuk, açık havada saatlerce oyun oynamaktan ve bunun sağladığı duyu ve motor deneyimlerinden yoksun büyüyor. Oysa güçlü ve beceri sahibi çocuklara dönüşmeleri için buna ihtiyaçları var. Bunun yerine çocukların çoğu daha anaokuluna başlamadan çok önce denge, dikkat, koordinasyon ve güç ile ilgili problemler yaşıyorlar.

Burada büyük bir çelişki var: Çocuklardan erken yaşlarda çok daha fazla şey bekliyoruz, ama çocuklar öğrenmeye eskisine oranla çok daha az hazırlar. Belki de bu yüzden son yıllarda benim gibi terapistlere duyulan ihtiyaçta ciddi bir artış oldu. Bu çelişkinin sonuçları olacağı kesin. Çocuklardan henüz hazır olmadıkları şeyleri yapmalarını ne kadar çok beklerseniz, onların “problemli çocuk” ya da öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk (öyle olmadığı halde) olarak etiketlenmesini o kadar kolaylaştırırsınız. Ayrıca eğer sınıfın hızına yetişemiyorlarsa, özel müdahaleler için (mesela okuma ile ilgili) sınıftan bile alınabilirler. Daha okul hayatları başlamadan başarısız olduklarını düşünebilirler. Daha yolun başında öğrenmekten uzaklaşabilirler ve bütün okul yıllarını hayal kırıklığı ve öğrenmeye ilgi duymadan geçirebilirler. Gelişimsel olarak uygun olmayan bir müfredattan asla iyi bir sonuçlar elde edilmez.

Peki, anaokulu nasıl olmalı? Anaokulu “kuru” bilgileri ve verileri ezberleme yeri değildir. Bunun için çok erken. Akademik bilgilere derinlemesine girme yeri de değildir. Anaokulu duyuları geliştirme, motor becerileri ilerletme, değerli yaşam dersleri edinme ve hatta çocukların yeni yollarla düşünmesine yardım etme yeridir. Gelecekteki eğitime ve akademik öğrenmeye hazırlanma ve bunun güçlü temellerini atma yeridir.

Bunları yapabilmek için okulda ve evde daha fazla oyuna, daha uzun teneffüslere, kesme ve yapıştırma aktivitelerine, yaratıcılıklarını deneme fırsatlarına, keşfetmeye ve kafa yormaya, aceleye gelmeyen öğle yemeği ve atıştırma saatlerine ve hızlıca bir sonraki konuya geçmeden önce bir şeyleri tam olarak öğrenmeye izin vermeliyiz. Bütün bu acele neden? Çocuklarımıza kendi gerçek yeterliliklerine ulaşarak büyümeleri için bol zaman verelim.

Tıpkı bitkilerin büyümek için güneş ışığına, zaman ve alana ihtiyaç duydukları gibi. Çocuklarımızın da aynı şeye ihtiyacı var. Ve bunu hak ediyorlar!

 

Kaynak: http://www.washingtonpost.com/blogs/answer-sheet/wp/2015/05/04/this-really-isnt-kindergarten-anymore/

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!