Can Sıkıntısı Yaratıcılığı Artırıyor

0
4411

Trenle seyahat ettiğim bir gün insanları izlerken şunu fark ettim: Herkes elindeki teknolojik bir aletin içine dalmış durumdaydı. Oysa dışarıda yeni başlayan büyüleyici güzellikte bir bahar vardı. Yolcular ise burunlarına kadar laptop’larına, cep telefonlarına ya da her ikisine birden gömülmüştü.

Döngüye Takılıp Kalmak

Yanımda oturan adam, bu acıklı sahnenin en vahim durumdaki karakteri gibiydi. Önündeki servis masasından bile büyük olan devasa bir bilgisayarı vardı. Bilgisayarının dokunmatik ekranı vardı ve adam sürekli ekrana dokunuyordu. Bu dev bilgisayarın hemen yanında, yine büyük boy bir cep telefonu duruyordu. Ekranının rengi her değiştiğinde ya da cihaz her titrediğinde, adam telefonuna uzanıyordu. Bazen sadece saatin kaç olduğuna bakmak için eli telefonuna gidiyordu, ki bir önceki kontrolünde gördüğü saatin üzerine 30 saniye daha eklese zamanı kolaylıkla tahmin edebilirdi. Adam, bilgisayar ekranına dokunma ve cep telefonuna bakma arasında dönüp duran Pavlov’un köpeği vari bir döngüye takılıp kalmıştı.

Trende gözlem yaptığım gün bir Cuma akşamıydı. Yani, işten, haftadan ve dünyadan kopma zamanıydı. Ancak yanımdaki yolcuda gördüğüm şey, ne kopmaydı ne de rahatlama. Aksine adamın bir şeylerle uğraşmadan nasıl duracağı ve biraz sıkılmanın ona ne faydalar sağlayacağı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.

Çok Fazla Bilgi

Ben yazı yazarken, kablosuz interneti kapalı bir bilgisayarın başına otururum. Boş bir sayfaya bakmanın zor ve biraz da sıkıcı olduğunu gayet iyi biliyorum. Ancak dijital dünyadan koptuğum bu alan, bir şeyler yaratabilmek için tam da ihtiyacım olan alan aslında. İnternete bağlı olmamak, boş bir sayfaya ya da ekrana kelimelerin dökülmesi için yer açan şeyin ta kendisi.

Bir şeyler yaratmak için önce yaratacağımız şeye alan açmalıyız. Şöyle düşünün: Emily Dickinson sürekli kendisine gelen mesajlara bakmakla uğraşsaydı, belki de tek bir kelime bile yazamazdı. Thomas Edison zamanının çoğunu Facebook’ta geçiriyor olsaydı, büyük buluşu için yeterli zamanı bile olmayacaktı. Ancak biz böyle bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli ve aşırı derecede uyarılarak…

Teknolojinin üzerine atladık, ancak eğer ara sıra bağlantımızı kesmek gibi bireysel seçimler yapmazsak, her şey daha da kötüye gidecek gibi görünüyor. Ve bunu kendi irademizle yapmak zorundayız. Çünkü bunun için bir uygulama yok.

Beyin muhteşem bir bilgisayar ancak elimizin altındaki cihazlardan farklı olarak daha iyi çalışabilmek için dünyadan kopmaya ihtiyaç duyuyor. Ben büyürken televizyon, gece geç saatte yayını keserdi. Bugün televizyon kanalları 7/24 yayın yapıyor. Ve bu sürekli “çalışıyor olma” hali, çocuklarımızın beyinlerini dinlendirmeyi hiç öğrenemeyecekleri konusunda endişe duymama sebep oluyor. Oysa sıkılmanın ve boş zaman geçirmenin pek çok faydası var. Peki ama çocuklarımız bunu keşfedebilecek mi?

Can Sıkıntısı ve Yaratıcılığa Yer Açmak

Boş zamanlarımızı doldurmak, daha doğrusu hiç boş kalmamak için cep telefonlarımız, farklı teknolojik aletlerimiz, sosyal medyamız ve bolca uygulamamız var. Yani sıkılmaya hiç zamanımız yok. Yakın zamanda yapılan bir çalışma ise sıkılmanın faydalarını ortaya çıkarıyor: Biraz can sıkıntısı yaratıcılığı artırıyor.

Yapılan çalışmada, iki gruba ayrılan insanlardan bir grup 15 dakika boyunca telefon numaralarını bir sayfaya kopyalamak gibi oldukça sıkıcı bir iş yaparken diğer gruba bu iş verilmedi. Ardından her iki gruptan da yaratıcılıklarını gösterebilecekleri bir iş üzerinde çalışmaları istendi. Her seferinde “sıkılan grup” daha iyi bir performans gösterdi. Bu çalışmaya katılan araştırmacılardan Central Lancashire Üniversitesi psikoloji profesörü Dr. Sandi Mann şöyle diyor: “Can sıkıntısı her zaman, bir an önce kurtulmamız gereken bir şey olarak görülmüştür. Ancak belki de yaratıcılığımızı artırmak için sıkıntıyı yaşamayı kabullenmeliyiz.”

Teknoloji tarafından tüketilmediğiniz sürece beyninizin nefes almak ve yaratmak için gerekli olan alanı bulunur. Peki can sıkıntısına nasıl alan açmalıyız? Çocukları birkaç dakikalığına oturtun ve zihinlerinin dalıp gitmesine izin verin. Sonra neler düşündüklerini anlatmalarını isteyin. Bunu bir oyuna dönüştürün. Kısaca can sıkıntısını deneyimlemeleri için onlara fırsat verin. Emin olun, yaratıcı beyinleri size gelecekte teşekkür edecektir.

Kaynak: http://www.edutopia.org/blog/boredom-and-creativity-ainissa-ramirez?utm_source=facebook&utm_medium=post&utm_campaign=blog-boredom-and-creativity-link

Araştırmanın tamamı için: http://www.sciencedaily.com/releases/2013/01/130108201517.htm

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here