Çocuklar Aile Hikâyelerinden Ne Öğrenirler?

0
9490

“Baba, bana küçüklüğünden bir hikâye anlatsana. En iyi arkadaşın Chris’le okulda tanışmanızı anlat.” Kendisi de bu yıl okula yeni başlayan altı yaşındaki Alex, başını yastığa iyice gömüp, karanlıkta babasının elini tutuyor. Az önce akşam okumaları olan Tin Tin’i okudular ve şimdi, Alex uykuya dalmadan önce, “bir hikâye daha” aşamasındalar.

Pek çok anne baba küçük çocuklarına kitap okumalarının faydalı olduğunu biliyor. Çocuk doktorlarının muayenehanelerinden anaokullarına, televizyondan belediye otobüslerindeki ilanlara kadar pek çok kanal yoluyla bu mesaja maruz kalıyorlar. Çocuklara her gün kitap okumak onların dil becerilerini geliştiriyor, dünya hakkında daha çok şey öğrenmelerini sağlıyor ve daha sonra okula gittiklerinde rahat okumalarına yardımcı oluyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuğunuzla birlikte kitap okumanız onda yaşam boyu sürecek bir okuma sevgisi uyandırabiliyor. Science dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, edebi kurgusal metinler okumanın yetişkinlerin bile başkalarının duygularını anlama becerilerini geliştirdiğini ortaya koydu.

Çocuklarınızla kitap okumanız kesinlikle çok iyi bir fikir.

Size sokulmuş çocuğunuzla birlikte bir kitaba bakmanız çok hoş bir görüntü oluştursa da bazı anne babalarla çocukların gerçekliğine uymaz. Bazı anne babalar çocuklarıyla kitap okuma konusunda kendilerini çok rahat hissetmezler çünkü büyüme çağlarında kitaplar hayatlarının bir parçası olmamıştır. Bazı anne babalar içinse, okumayı öğrenirken yaşadıkları kötü deneyimler yüzünden, çocuklarıyla kitap okumak ürkütücü bir şeydir. Çok hareketli bazı çocuklar içinse oturup kitap okumak bir ceza gibidir, ödül değil. Neyse ki anne babalar, hem en huysuz müşterilerini hem de kendilerini eğlendirecek şekilde, kitap okumanın yeni yollarını bulabiliyorlar.

Yine de pek çok anne baba, o akşam Alex’in babasının anlattığı türden sıradan aile hikâyelerinin de kitap okumayla aynı faydalara hatta yepyeni faydalara sahip olabileceğini bilmiyor.

Son 25 yıl içinde, aile hikâyeleri anlatma üzerine yapılan küçük çaplı araştırmalar, aileler çocuklarıyla ne kadar çok hikâye paylaşırlarsa, özellikle de hikâyeleri ayrıntılı ve hevesli bir şekilde anlatırlarsa, çocukların bundan o kadar çok faydalandığını gösteriyor. Örneğin deneysel çalışmalar, anne babalar okul öncesi çocuklarıyla gün içinde neler yaptıklarını daha ayrıntılı şekilde konuşmayı öğrendikçe, çocuklarının da bir ya da iki yıl sonra, anne babalarıyla bu şekilde sohbet etmeyen çocuklara göre daha zengin ve tamamlanmış hikâyeler anlattığını gösteriyor. Gün içinde olup bitenleri konuşmak için yeni yollar keşfeden anne babaların çocukları aynı zamanda başkalarının düşüncelerini ve duygularını daha iyi anlıyorlar. Bu gelişmiş anlatı becerisiyle duygusal beceri çocuklara ileriki yıllarda daha karmaşık metinler okumalarında ve başkalarıyla geçinmelerinde fayda sağlıyor. Ergenlik öncesi yıllarda, aileleriyle karşılıklı olarak günlük olaylar hakkında konuşan ve aile tarihleri hakkında sohbet eden çocuklar genellikle daha yüksek öz saygıya ve daha güçlü benlik algısına sahip oluyorlar. Aile tarihçeleri hakkında daha çok şey bilen ergenler daha güçlü kimlikler geliştiriyor, daha iyi mücadele becerilerine sahip oluyor, depresyon ve kaygı oranları daha düşük seyrediyor. Aile hikâyeleri anlatmak bir çocuğun, hayatındaki en önemli insanlarla bir bağ kurduğunu hissederek ergenliğe adım atmasını sağlıyor.

Bunlardan da iyisi, kitaplardaki hikâyelerin tersine, aile hikâyeleri her zaman serbesttir ve hep yanınızdadır. Çocuğunuza gününüzün nasıl geçtiğini anlatırken ya da onun gününün nasıl geçtiğini dinlerken, çocukluğunuzla ya da büyükanneleriyle ilgili bir hikâye anlatırken ışığı açmanız gerekmez bile. Aile hikâyeleri anne babaların, artık uykudan önce masal dinleme yaşını çoktan geçmiş, ergenlik dönemine girmiş çocuklarıyla günlük etkileşimlerinin bir parçası olabilir.

Her ailenin, hangi kültürden ya da hangi koşullardan gelirse gelsin anlatacak hikâyeleri vardır. Elbette bu hikâyelerin hepsi cennet gibi değildir. Araştırmalar, yaş düzeyleri dikkate alınarak anlatıldığı ve hikâyede anlatılan şeyden iyi bir sonuç çıktığı sürece çocukların ve ergenlerin, hayatın zor anlarına dair hikâyelerden çok şey öğrenebildiklerini gösteriyor.

Bir yılbaşı ağacının kablo arızasından dolayı, altındaki hediyelerle birlikte yanıp gittiğini bile anlatabilirsiniz, ince bir hoşluk bulabildiğiniz sürece. Örneğin, yılbaşı süslerinin en güzellerini kurtarmayı başarmışsınızdır ve o akşamki Noel yemeğinde, daha sonra çok değerli bir aile dostunuz olacak olan Marion’la tanışmışsınızdır.

Kitaplarda anlatılar vardır ama sadece aile hikâyelerinde ailenizin özel anlatıları bulunur. Şanslı çocuklar her ikisine de sahip olur. Hem okudukları ya da onlara okunan kitaplar yoluyla başka insanların dünyalarının bir parçası olurlar hem de kim olduklarını ve nereden geldiklerini anlamak için ailelerinin hikâyelerini dinleyip anlatırlar.

Ursula Le Guin’in söylediği gibi, “Bazı toplumlar tekerleği kullanmamıştır ama her toplumda hikâye anlatılır.” Sözlü hikâye anlatımı binlerce yıldır insan varlığının bir parçasıdır. Çocuklar konuşmaya başladıkları andan itibaren, basit cümlelerle ilkel hikâyelerini anlatmaya başlarlar, örneğin, “Kurabiye gitmiş” derler. Yetişkinler hemen bu bebek hikâyelerinin üstüne yeni şeyler ekler, “Kurabiyene ne oldu? Yemişsin!” gibi. Böylece üç dört yaşındaki çocukların çoğu, daha önce yaşadıkları bir şeyi, onları dinleyen birisinin anlayabileceği ve mantıklı sayılabilir bir şekilde anlatabilir.

Okula başladıklarında çocuklar, bir futbol maçında gol atmak gibi önemli olayları iyice ayrıntılı hikâyelerle anlatabilir ama mesela takımlarının yine de kaybettiğini anlatmayabilir, yani hikâyenin özünü ıskalayabilirler. Ergenlik öncesi yıllarda çocuklar hayatlarındaki olaylar hakkında ustalıklı hikâyeler anlatırlar ama en yakın arkadaşlarının bir başkası için onları ekmesi gibi zor olayları anlayabilmek için yardıma ihtiyaç duyarlar. Ancak ergenliğin ortalarına doğru, olayların yaşamlarını ve kim olduklarını nasıl etkilediğini anlamaya başlarlar. Daha ileri yaşlardaki ergenler bile hayatın iniş çıkışlarını anlama konusunda hâlâ anne babalarının yardımına ihtiyaç duyarlar.

Tatiller aile hikâyeleri anlatmak için harika zamanlardır. Örneğin yılbaşı ağacınızı kurarken ya da yemeğinizi hazırlarken çocuklarınıza eski tatil zamanlarıyla ilgili bir şeyler anlatabilirsiniz. Hikâyelerinizi anlatırken eğlenceli ve üzücü kısımlarla dehşet uyandırıcı ve iğrenç sayılabilecek şeyleri ayırmayın, çocuklar bir hikâyenin onlar için sterilize edildiğini anlayabilirler. Gruptaki en genç ve en yaşlı hikâye anlatıcıları unutmayın. Onların hikâyeleri çok tutarlı olmayabilir ama hem en doğru hem de en çok şey anlatanlar onların hikâyeleri olabilir.

Aile hikâyeleri hemen hemen her yerde anlatılabilir. Sadece zaman ayırmamız, anılarımızı kurcalamamız ve yaratıcılığımızı kullanmamız gerekir. Bu hikâyeler bize ilham verebilir, bizi koruyabilir ve başkalarıyla bağ kurmamızı sağlayabilir. Bu yüzden hikâyeleriniz konusunda cömert olun, bol bol hikâye anlatın. Unutmayın, çocuklarınız anlattığınız bu hikâyeleri hayatları boyunca saklayabilir.

https://www.theatlantic.com/education/archive/2013/12/what-kids-learn-from-hearing-family-stories/282075/?utm_source=atlfb

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here