Çocukları Görmenin Başka Bir Yolu

3
2517

Küçük çocuklardan beklentimiz nedir? Çocuklar nasıl öğrenir ve gelişir? Çocuğun benliği kaynağını nereden alır? Çocuğun hedefleri, ihtiyaçları, arzuları ve hakları nelerdir? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar genellikle farkında olmadan bireysel ve toplumsal değerlerimizi, çocuk gelişimine dair inançlarımızı ve kültürümüzü yansıtır. Çocuklar için belirlediğimiz bu imaj, ebeveyn ve eğitimciler olarak onlara nasıl davrandığımızı belirleyen en önemli faktördür. Ülkemizde çocuklar için en iyisi olduğu düşünülen çeşitli yaklaşımlar, bakış açıları ve uygulamalar da aynı zamanda çocuğun imajını yansıtır. Çocuğun imajını oluşturan görüşler, akımlar ve felsefeler zaman içinde ve kültürden kültüre değişir ve çeşitlenir.

Türk eğitim sisteminde en yaygın çocuk algısı, çocuğun, ‘egosantrik’, kendine odaklı ve başkalarıyla ilişki kurma ve diğerlerinin sorunlarının farkında olma becerileri bakımından sınırlı olduğu yönündedir. Eğitimcilerin ve ebeveynlerin bu algısı ne yazık ki eğitim sistemimizin en büyük yanılgılarından biridir.

Çocuğa dair bu bakış açısına alternatif bir bakışı Reggio Emilia yaklaşımında buluyoruz. Reggio Emilia yaklaşımının olağanüstü felsefesinin kaynağını çocuğa dair güçlü bakış açısından aldığını farketmek zor değil. Reggio Emilia eğitimcileri sürekli ve ısrarla, bir okulun çevre (eğitim ortamı) ve müfredatının çocuğun imajı ile belirleneceğini vurgularlar. Geleneksel eğitim anlayışının akla takılan belirgin sınırlılıkları üzerinde Reggio Emilia yaklaşımında çocuğun imajını ele alalım:

Sosyal Bir Aktör Olarak Çocuğun İmajı

Reggio Emilia yaklaşımı çocuğa bir ‘protagonist’ rolü atfeder. Çocuk kendi gelişiminin başkahramanı olarak görülür. Bununla birlikte çocukların ilişki kurma ihtiyacı ve kültürün onlara sunduğu her şeyle temas etme arzusu da çocuk imajının çok önemli bir parçasıdır. Çocuk toplumdan bağımsız düşünülemez. Reggio Emilia’ya ev sahipliği yapan İtalya’nın Emilia Ramagna bölgesi sosyalist gelenekleriyle ön plana çıkar. Okulu bir ilişkiler sistemi olarak ele alan bu kültürde, bu anlayışı ifade eden özel bir deyiş mevcuttur: Io chi siamo (I am who we are). Türkçeye kabaca ‘biz kimsek ben oyum’ ya da ‘ben biz’im’ şeklinde çevrilebilecek olan bu deyiş, başkalarıyla etkileşim yoluyla bireyin ötesine ulaşma olasılığını ifade eder.

Bu üstün bakış açısıyla Reggio Emilia yaklaşımı bize kendi eğitim geleneğimizde değişim yaratma imkanı sunuyor. Reggio Emilia yaklaşımı birçok erken çocukluk eğitimi ortamındaki yaygın çocuk imajına meydan okuyan cinsten deneyimler sunar. Geleneksel eğitim anlayışımıza yönelik bazı sorulara Reggio Emilia perspektifinden yanıtlarla bu bakış açısını anlamamız kolaylaşacaktır:

Çocuklara bireysellik üzerinden sınırlar mı çiziyoruz?

Eğitim geleneğimize Amerikan eğitim kültüründen sirayet eden bireyselci yaklaşım, yetişkinlerin çocuğun çalışmalarını onun adına aktif şekilde korumaya çalışması örneği üzerinden ele alınabilir. Özellikle okulöncesi eğitim kurumlarında yapılan sanat çalışmaları üzerinden bu konuyu ele alabiliriz. Bu tip çalışmalarda özel bir grup çalışması söz konusu değilse ortaya çıkan ürün onu üreten çocuğun şahsi mülkiyeti olarak ele alınır. Okulöncesi sınıflarında sıkça karşılaşılan bir sahne: Ahşap bloklardan bir araba inşa etmeye çalışan öğrenci tek başına bir çalışma yürütürken başka bir arkadaşı gelip inşa edilen arabaya kendi fikirleri doğrultusunda bir müdahalede bulunursa, öğretmeninden o çalışmanın arkadaşının çalışması olduğu ve müdahale etmek için ondan izin alması gerektiğine dair bir uyarı alır. Çünkü öğretmen çocuklara, arkadaşlarının çalışmalarına karşı saygılı olmaları gerektiğini öğretmeye çalışmaktadır. Çalışma kime aitse onunla ilgili kararları o vermelidir. Öğretmenin bu müdahalesi kendi çerçevesinde makul ve oldukça haklıdır.

Reggio Emilia deneyiminde bireysellik konusundaki yaklaşıma baktığımızda odak hiçbir zaman mülkiyet üzerinde değildir. Bireyselliğin odağı daima bakış açılarını paylaşmaktadır. Reggio Emilia eğitimcileri çocukların birbirine yardım etme ve birbirinden öğrenme kapasitesine bundan çok daha fazla güvenirler. Reggio okullarında çocukların tek başlarına yaptıkları dosyalar dolusu çalışma elbette ki mevcuttur ancak çocuğun bireyselliğini ortaya koyabileceği en uygun ortam, herkesin bireysel bakış açısını paylaşmasına imkan sağlayan ortamdır. Reggio sınıflarında çocukların başka arkadaşlarının çalışmaları üzerinde çalıştığını gözlemlemek mümkündür. Bir diğerinin çalışmasına zarar verilmediği sürece bu tip müdahaleler fikir alışverişlerinin, etkileşimin ve akran öğrenmesinin bir sembolüdür. Etkileşime davettir. Öğretmenler elbette çocukların birbirinin çalışmasına müdahale edip bunu kötüye kullanmalarına izin vermemelidir ancak bireyselleşme yolunda eğitimin en temel hedeflerinden biri olan akran etkileşimi engellenmemelidir.  

Çatışma kaçınılması gereken bir şey midir?

Erken çocukluk eğitiminde hepimizin deneyimlediği üzere çocukların birbiriyle ‘iyi geçinme’yi öğrenmesi en çok arzulanan kazanımlardan biridir. Öğretmenler çocuklara birbiriyle işbirliği yapmak, paylaşmak, sırayla hareket etmek gibi konuları öğretmek için çabalarlar. Bu kazanımlar grup halinde hareket etmenin en önemli özelliklerinden sayılır. Ancak bunu yaparken çok önemli bir nokta gözden kaçar: ‘İyi geçinmek’ için çok fazla çaba harcamak her türlü ‘çatışma’dan kaçınmak gibi bir yan etki doğurabilir. Buradaki çatışmadan kasıt öfke, nefret ve şiddet davranışları değil fikir ayrılığı ya da paylaşılan bir anlayışın yeniden yapılandırılmasıdır.

Öğretmenler sınıf içerisinde bir çatışmaya müdahale ederken genellikle öğrencileri fikirlerini ve duygularını birbirlerine ifade etme konusunda teşvik ederler (‘kızgınım’, ‘üzgünüm’, ‘çok sinirliyim’, ‘onunla ben oynamak istiyordum’ gibi). Duygular ve düşünceler ifade edildikten sonra aniden problem çözme süreci sonlandırılır ve çocukların bu duygu ve düşünceler üzerinde tartışmasına izin verilmez. Çünkü bu tartışma sonunda bir kişinin galip geleceği ve bir diğerinin düşünce ya da davranışını değiştirmesi gerekeceği bilinir. Bir tartışma (etkileşim) sonucunda fikir ya da davranış değiştirmek zorunda kalmak yetişkinler tarafından kötü bir şey olarak algılanır. Öğretmenler de öğrencinin bireyselliğini korumak kaygısıyla bu süreçten kaçınırlar.

Reggio Emilia çalışmalarında bu tip entelektüel çatışmalar sosyal bir durum olarak ele alınır ve bu durumların mümkün olduğunca tadı çıkarılır. Reggio sınıflarında çocukları sıklıkla oyunların ne şekilde devam edeceği üzerine tartışırken görebilirsiniz. Bu tartışmalar ortak bir karara varana ya da bir taraf ikna olana kadar devam eder. Bu tartışmalarda çocuklar strateji geliştirmekten, kendini etkili şekilde ifade etmeye varan çok çeşitli deneyimler edinme imkanı bulurlar.

Çocukların bireysel özelliklerini görünmez mi kılıyoruz?

Erken çocukluk eğitiminde karşılaşılan en büyük ikilemlerden biri çocukların bireyselliğini ve biricikliklerini herhangi bir kıyaslama ortamı yaratmadan, rekabete neden olmadan nasıl ön planda tutulabileceğidir. Öğretmenler genellikle çocukların kırılgan kendilik algıları ve özgüvenleri üzerinde olumsuz bir etkiye sebep olmaktan çekinirler. Çocukların güçlü ve zayıf yanları bu tip kaygılarla vurgulanmaktan kaçınılırsa bireysel farklılıklar kolaylıkla gözden kaçabilir ve çocuklara ‘hepimiz aynıyız’ şeklinde gerçekdışı bir mesaj iletilebilir.

Reggio Emilia deneyiminde çocuklar birbirleri için bir öğrenme kaynağı teşkil ederler. Birbirinin güçlü yönleri, zayıf yönleri, sevdikleri, sevmedikleri önemli bir toplumsal bilgidir. Reggio sınıflarında sıkça belli bir konuda ‘uzman’ tayin edilmiş çocuklar olduğunu gözlemlemek mümkündür. Pastel boyaları en iyi kullanan, en hızlı koşan, kitaplardan bilgiyi en hızlı bulan gibi çeşitli uzmanlık alanları mümkündür. Birçok eğitimci diğer çocukların özgüvenini riske atacağı düşüncesiyle bu bireysel özellikleri ön plana çıkarmaktan kaçınacaktır. Reggio Emilia yaklaşımında bu tip deneyimler yaralayıcı olarak algılanmaz çünkü herkesin toplumda belli bir yeri ve değeri vardır. Herkes iyi olduğu konularda topluluğa fayda sağladığında fikir alışverişi ve etkileşim yolu açılmış olacaktır ve toplumu ilgilendiren bazı işlerin yapılması –işbölümü- yoluyla kolaylaşacaktır.

Çocuklar sadece ‘şimdi’de mi yaşar?

Bir toplulukla uzlaşma, bağlanma ve aidiyet gibi kavramlar uzun vadeli süreçlerdir. John Dewey’e göre insanlar birlikte yaşadıkça, birbirini tanır, ortak ilgiler edinir ve ortak bir gelecek için hayal kurmaya başlar. Topluluk kavramı, geçmişin anıların, günümüzdeki olayların ve geleceğe dair umutların karmaşık bir etkileşimini içerir.

Reggio Emilia eğitimcileri bu nedenle sürekliliğin önemine vurgu yaparlar. Süreklilik kavramını desteklemek için de pek çok uygulama yaparlar. Örneğin; çocukların tüm süreçlerinin belgelendiği dokümantasyonlar sınıf içerisindeki yaşantının eksiksiz olarak kaydedildiği bir hafıza gibidir. Sınıfın ve okul koridorlarının tüm duvarları öğrencilerin eserleri ve dokümantasyonlarıyla doludur. Bu da hem devam etmekte olan süreçlere (şimdiki zamana) hem de geçmişte yapılanlara ışık tutar. Böylece çocuklar geçmişi unutmadan, şimdiki zamanı verimli kullanarak gelecek için ortak planlar yaparlar.

Değişime nereden başlanır?

Buraya kadar Reggio Emilia’daki yaklaşımın, erken çocukluk dönemi eğitimcilerini, küçük çocukların zengin bir toplum yaşantısına katılma ve katkıda bulunma potansiyeli hakkındaki ana varsayımları yeniden gözden geçirmeye ittikleri bazı yolları sunduk. Reggio Emilia yaklaşımı öğrencilerle nasıl çalıştığımız hakkında düşüncelerimizi genişletmek için ne yaptığımızı yeniden gözden geçirmemiz ve cevaplardan ziyade bir sürü soru ortaya çıkarmamız gerekiyor. Bunları düşünmek için en önemli olduğuna inandığımız sorular şunlar:

  1. Küçük bir çocuğun imajı nedir?
  2. Sınıfta fikirlerin ve ürünlerin bireysel ve kolektif “mülkiyetini” nasıl tanımlar ve dengelersiniz?
  3. Sınıfta çatışmanın ve güçlü duyguların rolünü nasıl görüyorsunuz?
  4. Çocuğun kimliğini bir grup bağlamında nasıl açığa çıkarıyorsunuz?
  5. Çocuğu, sürekli genişleyen kamusal çevrelere nasıl bağlarsınız?
  6. Çocuğun kendilik algısı geçmişin ve geleceğin dahil edilmesi için şimdiki zamanın ötesine nasıl ulaşabilir?

Bu soruları yanıtlarken kendimiz ve parçası olduğumuz öğrenciler topluluğuyla başlamalıyız. Bu her zaman kolay değil. Perspektiflerin değişimi, çocukların potansiyeli hakkında daha karmaşık bir gerçeği keşfetmemizi sağlar; bakım ve eğitim, benzerlik ve farklılık, bireysel ve grup, geçmiş ve şimdiki zaman, ürün ve süreç arasında sık sık kurduğumuz yanlış ikilemlerin ötesine geçmemizi sağlar. Bu yanlış ikilemleri karmaşıklaştırmaya ve aşmaya başlayabilirsek, tüm çocukların potansiyelini gerçekleştirmede rolümüzü daha iyi oynayabileceğiz.

 

Melissa Azizli

Uzman Psikolog

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here