Çocukların Sıkılmasından Neden Korkuyoruz?

0
1774

Can sıkıntısı; merakın, yaratıcılığın ve kendini keşfetmenin habercisidir.

Bazı insanlar, derse girme mecburiyeti ya da zorunlu herhangi bir çalışma talep etmeyen; çocukların vakitlerini istedikleri gibi değerlendirebildikleri bir okul olduğunu duyduklarında bunun dünyanın en kolay okulu olduğunu düşünürler. Hayat zordur ve okul da öyle olmalıdır, değil mi?

Gerçek şu ki, dünyanın en iyi demokratik okullarından Sudbury Okulları oldukça zordur. Öğrencilere ne yapmaları gerektiğini söylemediğimiz için, vakitlerini nasıl harcayacaklarına kendileri karar vermek zorundalar. Çoğunlukla yapacak bir şey bulamayıp sıkılıyorlar. Aşırı kolay olan bir okuldan daha da kötü olmalı bu: Ne yapmaları gerektiğine karar veremedikleri için canları sıkılmış öğrencilerin olduğu çok zorlayıcı bir okul!  

Can sıkıntısını daha iyi anlamak

Can sıkıntısı kötü bir şey olabilir. İlgi çekici bulmadığınız belli bir işi yapmak durumunda kaldığınızda, sıkılırsınız. Özellikle de işi başınızdan atamadığınızda korkunç bir histir bu.

Beyinlerimiz teşvik edilmeye ihtiyaç duyar. Yeni, ilginç şeyler öğrenmeyi ve deneyimlemeyi severiz. Bu yüzden de yavan şeyler hakkında düşünmeye zorlandığımızda çileden çıkarız. Bu tür can sıkıntısı – “mecburi can sıkıntısı” diyelim buna – zorunlu dersleri ve ödevleri olan geleneksel okullarda yaygın olarak görülür.

Ancak başka türde bir can sıkıntısı daha var. İstediğiniz herhangi bir şeyi yapmakta özgür olup da ne yapmak istediğinizi bilemediğinizde yaşadığınız sıkıntı. Buna da “serbest can sıkıntısı” diyelim.   

The Open School’da (“açık okul”) bir öğrenci, adı Lila olsun, müzikal enstrümanlar çalmaktan okulda kendi dükkanını işletmeye ve okul toplantılarını yönetmeye kadar birçok aktiviteyle meşgul olurdu. Zaman geçtikçe bu meşguliyetlerine olan ilgisini kaybetti ve can sıkıntısından gitgide daha fazla şikayet etmeye başladı. “Yapacak hiçbir şey yok,” diyordu. Yapacak elbette çok şey vardı, dünya ayaklarının altındaydı Lila’nın. Matematik çalışabilir ya da makaleler yazabilirdi; bir YouTube kanalı açabilir, video oyunu tasarlayabilir ya da daha önce kimsenin yapmadığı hatta aklının ucundan dahi geçirmediği bir şey yapabilirdi.

Lila, “serbest can sıkıntısı”ndan muzdaripti. Bu haldeyken, normalde yaptığınız şeyler o an için yavan gözükür. Arkadaşlarınız ya da aileniz size önerilerde bulunsalar da hepsi eşit derecede sıkıcı gelir kulağınıza. Zorunlu görevleriniz sizi meşgul edebilir ancak can sıkıntısından kurtarmaz; “serbest can sıkıntısı”nı “mecburi”ye dönüştürmekle kalır sadece.  

İnsanlar bazen mecburi can sıkıntısını, serbest can sıkıntısına tercih ederler. Zorunluluk onları kapana kıstırsa da suçu başkalarına atabiliyor olurlar en azından. Bu sayede “Öğretmenimin bana ilham vermesi gerekirdi ama öyle olmadı, bu yüzden de mutsuzluğumun sebebi öğretmenim,” diyebilirler. Serbest can sıkıntısı, başarınızın olduğu gibi başarısızlığınızın da sorumluluğunu üstlenmenizi gerektirdiği için zordur.

Bu, büyüme sürecinin en büyük sorunlarından biridir. 21. yüzyılda yaşayan insanlar olarak bizden, tutkularımızı keşfetmemiz ve nihayetinde bizim için anlam ifade eden işler bulmamız bekleniyor. Ne yazık ki, birçok insanın çocukluğu, vakitlerini gereksiz angarya ile dolduran okullarda geçiyor ve genelde üniversiteyi bitirip de yetişkin olana kadar kendi ilgi alanlarını bulmaya çalışmalarına izin verilmiyor. O zaman bile, faturaları ve öğrenci kredilerini ödemek zorunda oldukları için bunu yapma fırsatından yoksun kalıyorlar.

Sürekli meşgul olma “hastalığı”

Her birimiz eşsiziz ve hepimizin birbirinden farklı ilgi alanları, yetenekleri, eğilimleri ve tutkuları var. Ne yapacağınıza karar vermek ömür boyu süren ve tek başınıza üstesinden gelmeniz gereken bir iş. Kimse size neyin ilginizi çektiğini söyleyemez! Kimse bunu tahmin de edemez. Seçeneklerinizi matematik, dil bilgisi, fen ya da resim gibi bir avuç alana indiren hiçbir okula size ilham vermesi için güvenemezsiniz.  

Anlamsız da olsa herhangi bir şey yapmanın, hiçbir şey yapmamaktan iyi olduğu inanışı var kültürümüzde. Laura Grace Weldon’ın da dediği gibi:

“Çoğu yetişkin çocukları sürekli meşgul tutmak konusunda kararlı gözüküyor. İstemeyerek de olsa bu, çocuklara dinlenmenin istenmeyen bir şey olduğunu öğretiyor. Ancak hayal kurmak, düşünmek, hatta “can sıkıntısı” diye adlandırdığımız rahatsız edici durum bile, daha yüksek seviye öğrenime erişmek ve yeni fikirler üretmek için gereklidir.”

“Serbest can sıkıntısı” kötü bir şey değil. Nahoş bir his sadece, yoğun açlık hali gibi. Ancak kötü değil. Açlık gibi, serbest can sıkıntısı da bizi hareket etmeye yönlendiriyor. Bizi yeni şeyler denemeye, yeni sorular sormaya ve daha önce düşünmediğimiz konular hakkında düşünmeye zorluyor. Merak duygusunu ve yaratıcılığı teşvik ediyor.

Sudbury Okulları boş binalardan ibaret değil. İlginç şeylerle, kendi tutkuları için koşturan çeşit çeşit insanla dolu. Kitaplar, sanat malzemeleri, müzik aletleri ve bilgisayarlar var. Kendi işleriyle uğraşan ya da okul komitesinin işlerini yürüten; bağış toplamaktan paranın nasıl harcanacağına, kimin işe alınacağından okul kurallarının tartışılmasına kadar her şeyi yapan her yaştan insan var. Buradaki öğrenciler, geleneksel bir okulda herhangi bir insanın yapabileceği her şeyi ve daha da fazlasını yapabilirler.

Tüm bu cazip şeylere rağmen, çocukların çoğu zaman zaman sıkılıyor. Yapacak bu kadar çok şey varsa neden sıkılıyorlar? Kendi ilgi alanlarını henüz keşfedemedikleri için. 21. yüzyılda büyümenin en büyük gerekliliklerinden biri bu, ve çocuklarımızı bundan korursak onlara iyilik etmiş olmayız.

“[Umarım] içimizdeki canavarlarla temas kurmanın müsaade edilebilir -ve çekici-  olduğunu öğreniriz ve onları dikkatle incelemeye devam ederiz; o sıkıştırılmış, bastırılmış ve kapalı diyarda yaşam gücümüzün ateşli özü yatıyor. Çünkü eylem ve yaratıcılık; dehşetin, boşluğun ve can sıkıntısının kol gezdiği yerlerde açığa çıkar.” ~ Menachem Goren (Sudbury Okulları)

 

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: http://www.openschooloc.com/wp/2018/05/06/boredom/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here