TRENDLER

Çoklu Zeka Kuramının Yaratıcısı Howard Gardner'dan Eğitimcilere 3 Ders

Görüntülenme 5126

0
Çoklu Zeka Kuramının Yaratıcısı Howard Gardner'dan Eğitimcilere 3 Ders

Bugün dünyaca tanınan psikolog Howard Gardner, bundan 30 yıl önce Zihin Çerçeveleri: Çoklu Zeka Kuramı isimli kitabını yazdığında, psikoloji ve eğitim alanlarında ciddi bir devrim yaratmıştı. 1983 yılında yazdığı bu kitapta, standart testlerle ölçülebilecek tek bir insan zekası türü olduğunu savunan geleneksel anlayışın ötesine geçerek insan zekasının yepyeni bir modelinden bahsediyordu.

Gardner’ın kuramı ilk etapta, birlikte çalışan 7 tür zekayı sıraladı: Sözel dilsel zeka, mantıksal matematiksel zeka, müziksel ritmik zeka, bedensel kinestetik zeka, görsel uzamsal zeka, kişilerarası sosyal zeka ve içsel zeka. Daha sonra sekizinci bir zeka türü daha ekledi: Doğa zekası. Gardner daha başka zeka türleri daha olabileceğini söylüyor. Bu kuram, geleneksel yaklaşımlara cevap vermeyen öğrencilere ulaşmanın yollarını arayan tüm dünyadaki K-12 eğitimcileri arasında çok popülerleşti. Ancak zaman içinde “çoklu zekalar” bir şekilde “öğrenme stilleri” kavramıyla eş anlamlı hale gelmeye başladı. Bu durumdan çok şikayetçi olan Gardner, aşağıdaki yazısında neden bu ikisinin aynı şey olmadığını anlatıyor.

Howard Gardner

“Çoklu zeka” kuramını geliştirmemin üzerinden tam 30 yıl geçti. Bu fikre gösterilen ilgiden ve tüm dünyadaki okullarda, müzelerde ve iş hayatında kullanılma şeklinden dolayı büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ancak hiç beklemediğim bir sonuç beni rahatsız ediyor: Pek çok insanın – çok beğendiğim kişiler de dahil – “öğrenme stilleri” fikrini de bana mal etmeleri ya da “çoklu zekalar” kuramını “öğrenme stilleri” fikrine indirgemeleri. Sanırım artık konuya bir açıklık getirmemin ve rahatlamamın zamanı geldi.

Önce “çoklu zeka kuramı” hakkında bir şeyler söyleyeceğim. Farklı disiplinlere ait pek çok araştırmayı temel alarak, her birimizin birkaç tane, nispeten bağımsız zihinsel becerilerimiz olduğu fikrini geliştirdim ve bunlara “çoklu zeka” ismini verdim. Temel fikir, çok basit aslında. Tek bir zekaya inanmak, sadece bir tane merkezi ve çok amaçlı bir “bilgisayarımızın” olduğunu ve bunun yaşamın her alanında ne kadar iyi performans gösterdiğimizi belirlediğini var saymak demek oluyor. Çoklu zekalara inanmak ise tam tersi bir şekilde birkaç tane, nispeten özerk “bilgisayarımızın” olduğunu var sayıyor. İnsanoğlunun 7 ile 10 farklı zeka türünün olduğunu tahmin ediyorum.

Ben “çoklu zeka kuramı” hakkında yazmadan ve konuşmadan önce bile “öğrenme stilleri” terimi eğitim çevrelerinde dolaşıyordu. Ana fikir, tüm çocukların (aslında hepimizin) kendine özgü zihinleri ve kişilikleri olması. Bu yüzden, öğrencileri tanımak ve onları uygun, etkili ve onların değer verdiği şekilde eğitmek ve geliştirmek oldukça anlamlı.

Ancak burada iki problem ortaya çıkıyor. Birincisi, “öğrenme stilleri” fikri, kendi içinde tutarlı değil. Bu terimi kullananlar, ne bir öğrenme stilinin kriterlerini ne de stillerin nereden geldiğini yani nasıl tanındıklarını/değerlendirildiklerini/kullanıldıklarını tanımlıyor. Örneğin diyelim ki, bir öğrencinin ‘dürtüsel’ bir öğrenme stili var. Bu, bu öğrenci her şey hakkında ‘dürtüseldir’ anlamına mı geliyor? Bunu nasıl biliyoruz? Bu eğitim açısından ne anlama geliyor? ‘Dürtüsel’ mi öğretmemiz gerekiyor ya da “düşünsel” öğretip durumu dengelememiz mi gerekiyor? Peki ya “sağ beyin” ya da “görsel” ya da “dokunsal” öğrenme stillerine ne demeli? Aynı sorular onlar için de geçerli.

Gelelim ikinci probleme… Araştırmacılar öğrenme stillerini tanımlamaya, sürekli bu stillerle öğretmeye ve sonuçlarını incelemeye çalıştıklarında, öğrenme stillerinin “herkes için tek tip eğitim” anlayışından daha etkili sonuçlar ürettiğine dair ikna edici kanıtlar bulamadılar. Öğrenme stili analizleri eksik ya da yetersiz de olabilir elbette. Ya da tek bir analize bakarak öğrenme stilleri konseptini toptan çöpe atmamak gerekiyor. Sonuç olarak kanıt eksikliği, eğitim araştırmacılarını yeni araştırmalara çağırır.

Bu kavram karmaşasına bir son verip kavramların sınırlarını netleştirmek için önerilerim şöyle:

Zeka: Hepimizin çoklu zekaları vardır. Ancak birini seçeriz. Güçlü bir zekayı, kayda değer işlem gücümüzün olduğu bir alanı seçeriz. Görsel uzamsal düşünmeyi gerektiren bir oyunda sürekli olarak kazanma beceriniz, güçlü bir görsel uzamsal zekanız olduğunu gösterir. Birkaç aylığına kaldığınız yabancı bir ülkenin dilini kısa zamanda iyi konuşma beceriniz, güçlü bir sözel zekanız olduğunun göstergesidir.

Stil ya da Öğrenme Stili: Stil, bir bireyin farklı çeşitteki konulara nasıl yaklaştığı üzerine bir varsayımdır. Eğer bir bireyin “düşünsel bir stili” varsa, tüm konular hakkında düşünsel olacağı varsayılır. Oysa bir kişinin yazı yazmadaki düşünselliği, o kişinin başkalarıyla olan ilişkisinde de düşünsel olacağı anlamına gelmez. Ama eğer düşünsellik çok ön plana çıkıyorsa, o zaman eğitimciler bu stili ciddiye almalıdır.

Duyular: İnsanlar bazen “görsel” öğrenci ya da “işitsel” öğrenciden bahsediyor. Bu şu demek: Bazı insanlar gözleri aracılığıyla öğreniyor, bazıları kulakları aracılığıyla. Ancak bu fikir tutarsızdır. Uzamsal bilgi ve okuma da gözlerle gerçekleşir, ancak tamamen farklı bilişsel becerileri kullanmamıza sebep olurlar. Aynı şekilde müzik ve konuşma da kulakları aktive eder, ama yine bunlar da tamamen farklı bilişsel becerilerdir. Sonuç olarak çoklu zekalar kuramı, sözel ya da uzamsal bilginin beyne nasıl ulaştığına – gözlerle, kulaklarla, ellerle olduğu hiç fark etmez – odaklanmaz. Önemli olan bir kez alındığında bu bilgiye tepki veren zihinsel “bilgisayarın”, zekanın gücüdür.

Amacım size ders vermek değil. Onun yerine kendimizi ve daha da önemlisi çocuklarımızı kandırmamamızı sağlamak. Eğer insanlar “dürtüsel bir stil”den ya da “görsel bir öğrenci”den konuşmak istiyorlarsa, bu onların bileceği iş. Ama bu etiketlerin işe yaramadığını ve daha da kötüsü yanlış olduğunu bilmeliler.

Buna rağmen insanoğlunun çok çeşitli zeka türlerinin olduğu ve tek bir zekadaki gücün (ya da zayıflığın) diğer zekalardaki gücün (ya da zayıflığı) göstergesi olmadığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Hepimiz zekalar konusunda inişli çıkışlı bir profil çiziyoruz. Kendi zekalarımızı değerlendirmemizin sağduyulu yolları bulunuyor ve eğer bizim için uygunsa daha resmi bir yol olan testleri de seçebiliriz. Ve sonra öğretmenler, aileler ya da kendi kendini değerlendirenler olarak bu bilgiyi en iyi nasıl kullanacağımıza karar verebiliriz.

Bir eğitimci olarak eğitimciler için 3 temel ders çıkarıyorum:

1.       Bireyselleştirin: Verdiğiniz eğitimi mümkün olduğu kadar bireyselleştirin. “Herkes için tek tip eğitim” anlayışı yerine her öğrenci hakkında öğrenebileceğiniz kadar çok şey öğrenin ve her öğrenciye kendini rahat hissettiği ve etkili öğrendiği şekilde öğretin. Elbette bunu küçük sınıflarda başarmak çok daha kolay. Ancak ‘app’ uygulamaları, herkes için bireyselleştirmeyi mümkün kılıyor.

2.        Çoğullaştırın: Verdiğiniz eğitimi çoğullaştırın. Önemli konuları tek bir yolla değil, farklı yollarla öğretin. Hikayelerle, sanat çalışmalarıyla, şemalarla, canlandırma yoluyla… Bu yolla, farklı şekillerde öğrenen öğrencilerinize ulaşabilirsiniz. Ayrıca konuları farklı şekillerde sunarak, bir şeyi çok iyi anlamanın ne demek olduğunu aktarmış olursunuz. Eğer sadece tek bir yolla öğretebiliyorsanız, kendi anlamanız da zayıf olabilir.

3.       “Stil” teriminden vazgeçin: Bu başkalarının da kafasını karıştıracağı gibi ne size ne de öğrencilerinize hiçbir yardımı dokunmayacaktır.

Kaynak: http://www.washingtonpost.com/blogs/answer-sheet/wp/2013/10/16/howard-gardner-multiple-intelligences-are-not-learning-styles/

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!