TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Dilinizle Oluşturduğunuz Dünya

Görüntülenme 2087

0
Dilinizle Oluşturduğunuz Dünya

Türk Dil Kurumu “dil”i tanımlarken Sait Faik’in şu tümcesini örnek veriyor: “Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu.” Gerçekten de birini konuşurken dinlediğimizde, seçtiği sözcüklerden onunla illgili az buçuk fikir sahibi oluruz. Özellikle ülkemizde, bir sessiz harfi “e” ile seslendirmek yerine “a” ile seslendirirseniz, sizi hemen bir politik söylemin içine yerleştirebilirler. Dil sadece sözcüklerden ibaret değildir. Anlatı dili, sanat dili, işaret dili, doğa dili, beden dili, politik dil, eleştirel dil ve daha fazlasını yazabileceğimiz dilleri kulllanarak karşımızdakilere kendimizi anlatmaya çalışırız.

Yaşar Kemal’in sözcüklerinde, görüntüsünde, konuşmalarında Toros esintisini hissedebileceğimiz bir dili vardır; Neşet Ertaş’ın türkülerinde aşkın en saf halinin dili ile karşılaşırız. David Lynch’in ya da Haneke’nin filmlerinde gerilimin dille nasıl oluşturulduğuna tanık oluruz. Lucas’ın Star Wars filmlerinde uzun uzun karakterleri tanımamıza gerek yoktur; siyah kostümlü karakterin kötü olduğunu biliriz, bu da anlatı dilinin özelliğidir. Filmlerde anlatı dilinin oluşması için sanat yönetmenleri bulunur. Sanat yönetmenleri seçtikleri kostümlerle, müziklerle, mekanlarla, dekorlarla bize yönetmenin istediği anlatı dilini oluştururlar. Bir filmin içinde yaşayan karakterler olmadığımız için, bize özel bir sanat yönetmenimiz yok ama yaşamın da tam içindeyiz. Kendi anlatı dilimizi, seçtiğimiz sözcüklerle, davranış şeklimizle, düzenlediğimiz mekanlarla, giydiklerimizle ve seçimlerimizle biz oluşturuyoruz.

Dili yaşamdan kopuk olarak düşünmemize ve çok uzaklarda aramamıza gerek yok. Trafikte, emniyet kemeri takmayan, herkes sağ şeritte dönüş için sırasını beklerken soldan gelip tüm bekleyenlerin önüne geçip sağa dönen bir sürücü düşünün. İşte bu kişinin sürdüğü arabanın arka koltuğunda oturan çocuk için, o an bir anlatı oluşuyor. “Önemli olan sensin, başkalarının hakkından önce kendini düşünmelisin, kurallar da çok önemli değil” diyor direksiyondaki baba, farkında olmadan oluşturduğu dille. Yaşamda oluşturduğumuz anlatı dili, rol model alarak öğrenen çocuklar için çok önemli. Anlatı dilimizle oluşturduğumuz dünyanın içinde nefes alarak büyüyor ve kendi dillerini bu şekilde oluşturuyor çocuklarımız. (Direksiyondaki baba ifadesi dikkatinizi çekmedi değil mi? Neden anne değil de baba kullanıldı? Bu da benim bilinçaltımın dili sanırım. Özenli olup “baba” yerine “yetişkin” yazmalıydım)

Bu yetişkin sürücünün, çocuğunu bu yolcuktan sonra okula bıraktığını düşünelim. Farklı kültürler içinde bambaşka anlatı dilleriyle yetişen çocuklar okulda bir araya geliyor. İşte tam bu nokta da öğretmenin oluşturacağı anlatı dili, yeni bir rol model olarak çocukların karşısına çıkıyor. Öğretmenler sınıfta, okul bahçesinde, seçtikleri sözcüklerle, sınıftaki sıra düzeniyle, öğrencilere yaklaşımlarıyla kendi dillerini oluşturuyorlar.

Teneffüste öğretmenler odasına bir şey konuşmak için gelen öğrenciye, “Ne var, bir on dakikam var zaten!” diyen öğretmeninin oluşturduğu dil, öğrencinin bir sonraki adımda öğretmenler odasından uzak olmasına neden oluyor.

Ortaokulda bir öğrencinin yaptığı olumsuz davranış sonrası okul müdürü tarafından odasına çağrıldığını düşünün ve aklınızda iki ayrı sahne canlandırın. Birincisinde öğrenci, müdür odasındaki masanın önünde hazırolda bekliyor ve okul müdürü makam sandalyesinde oturuyor. Bir diğer karede ise, okul müdürü masasının önündeki sandalyede oturuyor, yanında da odaya davet edilen öğrenci oturuyor. Her iki karede yaşayabileceğimiz anlardan oluşuyor. Peki hangi kare öğrenciye güven veren dili oluşturuyor? Boşverin güven oluşturmayı, Hatay’da bir lisede öpüştü diye okul müdürü tarafından aşağılan öğrencilerden H.İ’nin okulun balkonundan atlayıp felç olduğu haberini okuyun, ne demek istediğimiz daha net ortaya çıksın. (http://t24.com.tr/haber/hatayda-soke-eden-olay,325008) Hatay’daki okulun yönetim dilinin öğrencilere ne hissettirdiğini tahmin edebiliyorum.

Sadece yaklaşım ve sözcüklerle değil, seçeceğimiz eğitim materyalleri ile de öğrencilerimize mesaj veririz. Bir okuma metni kullanacaksınız, bu parçanın görselinde “babayı elindeki gazeteyi okuyor, anneyi de yemek masasını hazırlıyor” olarak görüyorsak, varolan erkek egemen dilin kanıksanmasına yol açıyoruz demektir. Bu yüzden seçimlerimiz de önemli.

Günümüzde hala, “sınıfta disiplin şart” sözcüklerini duyuyoruz. Hatta nasıl bir öğretmensiniz sorusuna, “tatlı sert” yanıtı sempati bile topluyor. “Sınıfın patronu öğretmendir, öğrencilerine hakim olmalıdır yoksa sınıfı yönetemez” gibi içten içe iktidar kokan cümleler her yerde karşımıza çıkıyor. Öğrenciler işçilerimiz, kölelerimiz, alt sınıfımız değildir. Biz hala otorite kurmak için öğretmen tarafından sınıfta oluşturulan dilin, faşizmin ayak izleri olduğunun farkında değiliz. Bu yargı sizi rahatsız ettiyse ironik bir anlatımla faşizmin sınıfta nasıl kök saldığını izleyelim.

 

Eğer lisede öğretmenlik yapıyorsanız, öğrencilerinizin dilini değiştirmek için geç kalmış olabilirsiniz. Ancak oluşuracağınız farklı dille öğrencilerinizi aydınlatabilirsiniz. Eğer ana sınıfı ya da ilkokul öğretmeniyseniz, kullanacağınız dille öğrencilenizin dünyasını değiştirme şansınız var demektir. Ülkemizde sıkça rastladığımız erkek egemen, yargılayan, ötekileştiren, küçümseyen, ezen dilini değiştirmek bizim elimizde. Farkında olmadan sınıfınızda faşizmin dilinin oluşmasına izin vermeyin. Sözcüklerden bağımsız barışın, eşitliğin, özgürlüğün, farklılıklara saygının dilini oluşturmak sizin elinizde.

Müjdat Ataman

[email protected]

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!