Disleksi ve Ali

0
7.140 views

Merhaba Ali,

Bu yazdıklarımı bir zaman sonra bulduğunda tebessüm içinde okuyacağını biliyorum ama şimdisi için bu çok imkânsız.

Sana verilmiş olan Özel Öğrenme Güçlüğü Raporundan bu yana kendini çok kötü hissediyorsun ki önceden de her şey yolunda değildi zaten, zira yaşadığın bu bocalama daha önce resmi bir imza yememişti. Kendini bir vebalı gibi hissediyor; yakın çevrenden zihinsel engelli, huysuz, yaramaz muamelesi gördüğün için de kendi hayal dünyanda kazdığın kuyulara saklanıyor, oradan dışarılara taşlar atıyorsun. Davranış Bozuklukları (Davranış Sorunları) bir çeşit isyanındır senin ya da bunlar, seni anlamayan dünya için açtığın cepheler… Öncelikle şunu belirteyim Ali, sandığın gibi sende zihinsel yetersizlik yok, tam aksine sen fazlalıktan dolayı muzdaripsin:

‘Özel öğrenme güçlüğü, bir çocuğun zekâsı normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma-yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zekâsına oranla düşük başarı göstermesidir.’ 

Her insan derviş olarak doğar küçüğüm ama büyüdükçe dervişliğini yitirmeyen çok az insan kalır. Ey Ali’m, sevgili oğlum, muhakemesiz derviş; heyecanının gözlerinden öperim, dağıtma kendini.

Sınıfının arka sıralardaki unutulmuş vatandaşı,

etüd merkezlerinin haybeden ömrünü oyaladığı müşterisi..

Ailesinin bir kambur görüp sürekli ameliyat etmek istedikleri..

Ali, burada adın kod, rahat ol,

bu beyanın kahramanı olduğundan bir benim haberim var,

bir de yıllar sonra okuyacak olan senin…

İkinci sınıfa gidiyor, en olgun yaşını yaklaşık iki yıl önce ardında bırakmış bulunuyorsun. İlk okula başlamadan önce uzunca bir süre dil sorunu yaşamıştın, konuşmada gecikmiştin, üstelik annenlerin baskısıyla bu gecikme daha da uzamıştı ve şu an bile konuşma bozukluğu yaşamadığını söyleyemem. Sonrasında ise, yani ilkokula başladığında, asıl kâbus işte o zaman seni bir sınıf olarak bekleyecekti, orada seni bekleyen cehennemdeki yerin; sıran olacaktı.

Alaturka dayatmalar kıskacında kitaplarla az kapatılmadın, bir yandan harflerin saldırısına uğradın, öte yanın ise rakamların açtığı yara bereler ile doldu… Yazamıyorsun, sesleri tanımıyor, tanısan bile yanlış yazıyorsun. Tanıdığın sesleri bir araya getiremiyorsun, tıpkı sevdiğin arkadaşlarının arasında kendine yer bulamaman gibi. Hasbelkader bir kelime oluşturmuşsan da başka kelimelerden yoksun olduğun için onunla cümle kuramıyorsun. Baktığın harfler düzensiz, kalemden kâğıda döktüğün bu harfler uçuşan kuşlar misali…

Bir yaylanın çiçeği, yayladaki varlığı kadar saksıda tutsaktır. Ve sen hayatının çiçeğisin Ali; harfler ve rakamlar dünyası saksılı bir dünya geliyor sana. Harfler ve rakamların başını çektiği düzenli ordulara sözünü geçiremiyor, onları kudretinin altında nizama sokamıyorsun. Sonrasında sana kalan:

‘Çarpışan rakamlar,

pusulasız harfler…’ oluyor.

Ali, öğrenmede ve hatırlamada aşmamız gereken engeller var. Yönünü elbet bir gün bulacaksın: Kuzeye de çıkacaksın, sağına da dönecek, önüne de bakacaksın ve sen zamanı da öğrenip onun efendisi olacaksın! Bilinç altın yerçekimsiz hazineler dolusu, kısa süreli hafızanı toparlayacağız, devrim yapıp bilinçaltına yer çekimi yasasını getireceğiz. Sesleri tanımakta güçlük çektiğin bu günler bir gün bitecek, heceleri ve sayıları tersten okuduğun günler buhar olacak, inan bana.

Şimdilerde sıralamaları yapamıyorsun, ne birşeyleri uzunluklarına göre sıralayabiliyor ne de o şeyleri ağırlıklarına göre dizebiliyorsun. Günleri sıralayamıyorsun mesela ya da kar yağdırdıktan hemen sonraki mevsimde sonbaharı getirtip hepimizi zatürre ediyorsun. Ama bir gün gelecek ve sana acı çektiren bütün sesleri, sayıları bile cümle cümle, satır satır, paragraf paragraf, sayfa sayfa, kitap kitap sıraya dizeceksin, inan bana.

Ey Ali,

yürürken yolunu kaybeder gibi okurken kelime atlayan oğlum,

Konsanstrasyonu kaçak,

dikkati parçalanmış oğlum!

Yanlış algılamalar başını ağrıtır senin,

mideni bulandırır.

Şiddetli bunalımlardan oksijenli yaylalara değil…

Kitaplarla dolu tecritlere kapatılmışsın!

Ve sonra,

mesela zamanla kimin başı dertte değil ki Ali,

ama senin zamanla başın iki defa dertte!

Sonra ve sonra, hayatın akorduna ritim tutturamayan da sensin

mizahiye turist olan da!

Anlaşılmamışsın, insanlar içinde kendini çok yalnız hissediyorsun. Hesap cüzdanı şişkin olan birinin, metro ağızlarında tartıcılık yapan çocuğu anlayamaması gibi de değil bu. Ayrıca bir insanın dünüyle savaş halinde olmasından bile felaket güçlüklerin var senin. Uzun kelimelerin kendisini yendiği arkadaşım, bir gün gelecek ve sen telaffuzunla yenildiklerini yeneceksin.

Ali; küçük adam, dertli dağ..

İnsanların yaşayamadıkları yaşamları varken,

okunamayan yazılarını dert etme.

İnsanlar kendilerini ömürlerinde yaşatamaz iken,

ellerini kullanamamayı dert etme,

etme Ali,

mesela mücadele et,

bir şeyler et Ali,

ama pes etme.

Fikirsiz insanlarla dolu bir hayat var dışarıda,

var sen de fikirlerini kolayca ifade edeme şimdilerde, ne olacak?

Elbet bir gün gelecek ve fikirlerin söz olup, eylem olup senden içeri, senden dışarı uçuşacak.

Yeter ki inan, inanç her şeyin sermayesidir!

Eylemlerin yavaş da olsa,

sen ömrünün hantalı da olsan,

yapman gereken bir resim var Ali,

ve herkes kendi ömrünün ressamıdır.

Kalk ve fırçana dokun,

Güven bana, kısır ömürler ile dolu bu hayatta,

bir gün sen, ömrünün ustası olacaksın!

A.Vahap Işık

vahapisikoe@gmail.com

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER