TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Duyarlı Çocuklar Yetiştirmek...

Görüntülenme 4004

0
Duyarlı Çocuklar Yetiştirmek...

Annemin balkonda gözü gibi baktığı menekşeleri vardır, her biri özeldir, her biri değerlidir. Yıllardır evdeki bitkilerin annemin sevgi sözcükleriyle nasıl da büyüdüklerine şahit olurum. Üniversiteye giderken minik bir tavşan almıştım, adı Macit. Yurt odasında bakabilecekmişim gibi sevinçle birkaç gün geçirdik. Bizim Macit, oda arkadaşımın pahalı spor ayakkabılarını kemirmeye başladığında çıkış biletini de hazırlamış oldu. Oda arkadaşlarım Macit’i istemediklerini belirttiler. Gözümün içine bakan minik tavşanı öylece salamazdım yurdun bahçesine, anneme sormadan memlekete götürdüm. Yıllardır özenle korunan yadigar mobilyaların kemirilmesi sorun olmamıştı. Annem kucağına alıp çubuk makarna yedirerek bakmaya başladı Macit’e. Yıllarca ev içinde yeni bir çocuk varmış gibi mutlulukla beraber yaşadılar. Annem köyde ilkokulu bitirmiş ardından anneannemin baskısı nedeniyle okula gönderilmemiş binlerce benzer öyküye sahip Anadolu kadınlarından biri. Yıllardır yaşadığı şehirde herkesin yardımına koşan annemi nasıl anlatırsınız deselerdi, tek sözcükle ‘hassas’ derdim. Herkesin duygu ve düşüncesine saygılıdır, ben insanlara kızıp öfkelenirken annem sakindir, ben kızgınlıkla yorum yaparken kendini onların yerine koyarak yaşananları karşı pencereden bakıp yorumlar. Annem yaşadığı çevreye sevgiyi bulaştırır, onun menekşeleri arasında olumsuz duyguların yeşermesi hiç kolay değildir.

Annemin köy okulunda 1950’li yıllarda IB (Uluslararası Bakalorya) programı yoktu ve doğal olarak IB’nin ilkokul programı olan PYP’de (İlk Yıllar Programı) yoktu. İlk Yıllar Programının öğrenci profilleri vardır: İlkeli, duyarlı, bilgili, araştıran-sorgulayan, dengeli… Amaç programda olan öğrencilerin bu öğrenen profillerine sahip olmalarıdır. PYP uygulayan okulların sınıflarında öğrenci profilleri isimleri duvarlarda asılıdır. Yıllardır yaptığımız gibi duvara astığımız kağıtlardaki mesajların çocuklara gökten inerek bulaşacağını düşünüyoruz, ama olmuyor. Bu durum sadece öğrenci profilleri için geçerli değil. Dünyanın başka neresinde, çöp kovasının üstünde “çöpü buraya at” yazısı görebilirsiniz. Daha da önemlisi, çöp kovası oradayken, üstünde çöpü buraya at yazarken, o çöp yola atılır. “Çevreyi temiz tut”, yazısıyla çevreyi temiz tutamadığımız gibi, dengeli, ilkeli, duyarlı gibi sözcükleri astığımızda da çocukların bu özelliklerle donanacağını düşünmek çok da anlamlı değil.

Okul öğrenmenin merkezi olarak görülüyor, oysa öğrenme okul dışında da gerçekleşiyor. Hala doğa en büyük öğretmen, çevremiz ise en güzel sınıf. Okul eşittir öğrenme algısından kurtulduğumuzda duvara asılan anlamsız kağıtların yerine gerçek yaşamı koyabiliriz. Uzun bir yaz tatilinin başlarındayız. Yaşama dokunarak öğrenmenin tam zamanı. Duyarlı ol, duyarlı ol, duyarlı ol diyerek, kırk kez tekrar ederek, “Duyarlı olmak neden önemlidir?” sorusuyla sınav yaparak çocuklarımızın duyarlı olmasını beklemek yerine, adım atabiliriz.

Evde bir canlının sorumluluğunu verin çocuklara, bir bitkiye su vermenin, onun büyümesini izlemenin, ona sevgi sözcükleri ile seslenmenin tadını çıkarsınlar. Bir fidan alın, ona bir isim verin, çevrede onu büyütebileceğiniz yerin arayışına başlayın, toprağa ekin, can suyunu anlatın, belirli aralıklarla sulamaya gidin. Bir canın nasıl inceliklerle yetiştiğine tanık olsunlar.

Sokakta yaşayan hayvanların yanından önünüze bakarak geçmeyin, konuşturun çocukları, sokak hayvanlarını gözlemlemelerini isteyin, onların yaşam koşullarını iyileştirmenin yollarını bulmalarını isteyin. Varsa olanağınız gidin bir barınağa, oradaki canlılarla zaman geçirin, yaşamı onlar için daha güzel yapmanın yollarını arayın beraber.

Bir küçük adımın dünyayı değiştirebilecek büyük bir adıma dönüşebileceğini asla unutmayın. Çocuğunuzla beraber Suriyeli mültecilerin yanından geçerken durun, sohbet edin. Onların aşkla anlatacakları güzelim şehirlerine olan özlemlerini dinleyin. Nerede, nasıl yaşadıklarını sorun, çocuğunuzun bir yaşama dokunmasına olanak verin. Yaşama dokunmak, sihirli bir değnekle her şeyi değiştirmek değildir. Yaşama dokunmanın bir mülteci ile aynı gülüşe ortak olmak olduğunu hissettirin çocuklarınıza.

Bu yaz günlerinde eve dadanan karıncaları öldürmeden onların misafirliklerine nasıl son vereceğinizi araştırın beraber, incitmeden yaşamı nasıl nefes alacağımızın arayışında olun. Büyük cümleler, büyük laflar etmeden de büyük adımlar atılabileceğinizi gösterin çocuklarınıza. Deniz kıyısındaysanız, kumsalda gece nöbete yatıp caretta carettaların denize ulaşmasına yardım edin. Karıncayı incitmeyecek çocukların, bir sardunyayı balkonda büyütecek çocukların, bir sokak kedisini düzenli besleyen çocukların, sorumluluk alan çocukların “duyarlı” olması için kartona proje yapmasına gerek olmadığını göreceksiniz.

Erich Fromm’un dediği gibi; “Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi vermektir, almak değildir.” Çocukların şimdi sevgi vermesine yol açacak alanlar bulabilirsek, onları sevgi ile besleyebiliriz.

Duyarlı ve hassas çocuklar büyüdüklerinde yaşanabilir bir dünya yaratacaklar, o dünyanın kapısına doğru yönelmek gerektiğini bilmek de değerlidir. Biz belki göremeyeceğiz, Nazım da göremedi ama güzel günler görsün artık çocuklar.

 

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!