TRENDLER

Ebeveynler Kaygılarını Çocuklarına Geçirmemek İçin Neler Yapabilir?

Görüntülenme 464

0
Ebeveynler Kaygılarını Çocuklarına Geçirmemek İçin Neler Yapabilir?

Kaygılı ailelerin çocukları, kaygı bozukluğu yaşama konusunda daha fazla risk taşıyorlar. Ancak kaygılı aileler için iyi haberler de var: Kaygıya giden yol değiştirilemez değil.

Amerikan Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre terapi ve ebeveynlik tarzlarındaki değişimler, çocuklardaki kaygı bozukluğu oluşumunu engelleyebiliyor.

UConn Health’de psikiyatri profesörü olan Golda Ginsberg’in de içinde bulunduğu araştırmacılar, 136 aileyi incelediler. Her ailede en az bir kaygı bozukluğu teşhisi konmuş ebeveyn ve henüz kaygı bozukluğu teşhisi konmamış 6 ve 13 yaş aralığından en az bir çocuk bulunuyordu.

Ailelerin yaklaşık yarısı sekiz haftalık aile terapi seanslarına katılırken, diğer yarısına ise sadece kaygı bozukluklarını anlatan ama kaygıyı azaltmanın belli başlı yöntemlerini içermeyen 30 sayfalık bir el broşürü verildi.

Bir yıl sonra, aile terapisi almış ebeveynlerin çocuklarının sadece yüzde beşine bir kaygı bozukluğu teşhisi konuldu. Kendilerine sadece el broşürü verilmiş olan ailelerin çocuklarında ise bu rakam yüzde otuz bire yükseldi.

“Kaygının aile içinde bulaşıcı olduğunu bildiğimiz için temel soru şu: Kaygı bozukluğuna sahip ailelerin çocuklarına kaygı bozukluklarını bulaştırmalarını engelleyebilir miyiz?” diyor Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile bu çalışmayı yürüten Ginsberg. Bu sorunun cevabı ise “Evet”.

Araştırmacılar şimdi aynı ailelerle çalışmaya devam edecekler. Terapi tedavisi alan ailelerin çocuklarının, ileriki ergenlik ve genç yetişkinlik yıllarında da kaygı bozukluğu yaşayıp yaşamadıklarını takip edecekler.

Ginsburg’a göre çalışmanın şimdiye kadarki bulguları, müdahaleden çok önlemeye geçişe odaklanılması gerektiği mesajını taşıyor. “Tıpta her altı ayda bir temizlik için gittiğimiz diş bakımı gibi başka önleme modelleri de var. Risk altında olan insanlar için önleyici bir model ya da bir zihin sağlığı kontrolü (check-up) gibi modelleri uyarlamanın bir sonraki adımımız olması gerektiğini düşünüyorum” diyor Ginsburg.

Bütün insanlar kaygı hisseder. Bu normaldir ve çoğu durumda da bu iyi bir şeydir. Örneğin kaygılanmamız, bize doğru yaklaşan bir ayıdan kaçmamızı veya ertesi gün gireceğimiz zorlu bir sınava çalışmamızı sağlar.

Fakat kaygı bozukluğu olan insanlarda bu sağlıklı kaygı dozu “çarpık” bir hal alır. Bu insanlar bazı durumlar karşısında orantısız kaygı düzeyine sahip olabilir veya hiç tehlike içermeyen durumlarda çok kaygılı olabilirler. Ginsburg bu durumu “yanlış zamanda çalan çalar saate” benzetiyor.

Çocuklardaki aşırı kaygı ise çeşitli yollarla kendini gösterebilir. Örneğin bazı çocuklar, aileleri yanlarında olmadan hiçbir yere gidememe korkusu yani ayrılık kaygısı yaşarlar.

Bazı çocuklar ise sınıfta söz almak için ellerini kaldırmaktan okul kantininde diğer insanların önünde yemek yemeye kadar çeşitli kaygılar yaşarlar. Ancak bazı çocuklar gerçekten aşırı ve yorucu kaygılarla mücadele eder. Bu çocuklar, “Eğer bu testten başarısız olursam, sınıfta kalacağım, lisede başarısız olacağım, asla üniversiteye gidemeyeceğim, asla bir mesleğim olmayacak ve evsiz olacağım” gibi şeyler düşünebilirler.

Çocuklar ve ergenlerdeki kaygı bozukluklarını tedavi eden klinik psikolog Lynne Siqueland’a göre kaygının hangi çeşidi olursa olsun, kaygılanma, tehlike riskini (ister utangaçlık ister bir köpek veya bir sınav formunda olsun) gözünde aşırı büyütmek ve bunlarla baş etme becerilerini ise aşırı azımsamaktır.

Ginsburg’a göre kaygı bozukluklarının tek bir sebebi yok. Kaygı bozuklukları, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimlerinin bir sonucu. Ancak bu bozuklukları aile bireyleri birbirlerine bulaştırabiliyor. Ailelerin, çocuklarının önünde aşırı kaygıyı modellemeleri gibi bazı ebeveyn davranışları kaygıyı tetikleyebiliyor. Model olma, bir fare gördüğünüzde mutfak masasının üzerine zıplamanız gibi direkt olabileceği gibi tehlikeli bir durum olmadığında dahi çocuklarınızı çok dikkatli olmaları konusunda aşırı uyarmanız gibi dolaylı yollardan da gerçekleşebiliyor.

Ginsburg şimdiye dek birçok klinik çalışma için katılımcı bulurken bu çalışmanın ebeveyn katılımcı bulma açısından en kolay çalışma olduğunu belirtiyor: “Çocukluklarından beri çeşitli kaygı bozuklukları yaşayan ebeveynler çocuklarının da kendilerinin yaşadıklarını yaşamalarını istemiyor.”

Çalışma süresinde ilk iki terapi seansı sadece ebeveynlerle birlikte yapıldı. Ebeveynlerle, kendi kaygı bozukluklarının tüm aileyi nasıl etkilediği ve ne sıklıkla farkında olmadan kendi çocuklarının da kaygı seviyelerini yükseltecek şeyler yaptıkları üzerine konuşuldu.

Kalan altı seans ise tüm aile üyeleri ile birlikte gerçekleştirildi. Terapist ve aileler, ailedeki her bir bireyin kaygıyı nasıl fark edebildiği ve kaygıyla baş etmek için hangi yöntemleri kullandığı üzerine çalıştılar.

Ginsberg’e göre temel strateji, çocuklarının kendi korkularıyla yüzleşmek zorunda olduklarını ebeveynlerin anlamasını sağlamak. Bazen ebeveynler çocuklarının kaygıyı tetikleyen durumlardan kaçınmasına yardımcı olurlar, çünkü bunun çocukları için çok fazla olduğu konusunda endişelenirler. Ginsberg’e göre aslında ebeveynlerin çocuklarının kaygılarını azaltmak için onların kendi korkularıyla yüzleşmelerine yardımcı olmaları gerekiyor.

Ebeveynlerin çocuklarının kaygıyla baş etmelerine nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda workshop’lar düzenleyen Siqueland de Ginsberg ile aynı görüşte. Siqueland’a göre doğru bilgilerle donatıldıklarında ebeveynler, çocuklarının kaygıyı engellemelerine yardımcı olabilir ya da kaygılandıklarında onlara rehberlik edebilirler. “Eğer çocuğunuz hiç kimseyi tanımadığı için ilk futbol antrenmanına tek başına katılmaktan korkuyorsa, arabayı geri vitese takıp hızla eve geri dönmeyin. Çocuğunuz içeri girmek için cesaretini toplarken onunla sakin bir şekilde oturun” tavsiyesinde bulunuyor Siqueland.

Siqueland’ın birlikte çalıştığı ailelere vermeye çalıştığı en önemli mesaj ise kaygıyı engellemeye çalışmak yerine çocuğun kaygıyla baş etme becerilerini geliştirmek ve desteklemek. “Eğer çocuğunuz arkadaşlarının evine gidip onlarla oyun oynamaktan hoşlanmıyorsa, aslında çocuğunuzun arkadaşlarının evine daha fazla gidip onlarla daha fazla oynamaya ihtiyacı vardır” diyor Siqueland.

“Bu tür konularda kaygılar yaşayan çocukların daha az değil daha çok pratiğe ihtiyacı olduğunu fark etmek, ailelerin workshop’larda yaşadığı en önemli ‘aydınlanma’ oluyor” diye devam ediyor Siqueland .

Siquelandîn ebeveynlere önemli bir mesajı daha var: Kaygı oldukça tedavi edilebilir bir şey. “Çocuklar asla endişeye mahkûm değiller.”

 

Çeviri: Arş. Gör. Merve Özgünlü

 

 

http://ww2.kqed.org/mindshift/2015/09/28/what-parents-can-do-to-avoid-passing-anxiety-on-to-their-kids/

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!