Eğitim: Milli Ağlama Duvarımız

0
2262

Birkaç veri ile başlamak istiyorum.

1.Amerika Birleşik Devletleri’nin üniversitelerinin ününü bilmeyen yoktur. www.iee.org  sitesi, söz konusu ülkede 2017 yılında 1.094.792 uluslararası öğrencinin üniversite eğitimlerine devam ettiğini bildirdi. #OpenDoors hashtag’i ile de takip edebileceğiniz verilerin ilginç taraflarının olduğu kanısındayım. 

Aynı yıldaki öğrenci sayıları farklı ülkelerde şöyle:

Çin – 363.341

Hindistan – 196.271

Fransa – 8.802

İtalya – 5.789

Rusya – 5.518

İspanya – 7.489

Türkiye – 10.520

Bu verilerin anlamını değişik bakış açılarına göre değerlendirebilirsiniz.  

Bu  veriler, nüfusa göre Türk öğrencilerin Amerikan üniversitelerine girişte başarılı olduğunu gösteriyor. 

2.Uluslararası Matematik Olimpiyatları’nın verileri  www.imo-official.org  adresinde  paylaşılıyor. 2017 yılında yapılan olimpiyatlara 109 ülke katıldı ve ülkemizi temsil eden takım 39. oldu.

3.Uluslararası Fizik Olimpiyatları’nın verileri www.ipho.org adresinde  paylaşılıyor. 2014 yılında yapılan olimpiyatlara 100 ülke katıldı ve ülkemizi temsil eden takım 28. oldu.

Yukarıdaki veriler Amerikan övgüsü ya da olimpiyatlarda başarılı olma övgüsü değildir. Sadece veriler. Herkes kendi bilgi ve tecrübesine göre yorumlayabilir. Ben sadece verilerin sıradanlığını işaret ediyorum. Tabii ki kısa süreli bir araştırmayla benzer çok veriye de ulaşılabilir.

Ticaret, sanat, spor, bilim, edebiyat, sinema, tarım, inşaat, para birimi, siyasi itibar, turizm gibi alanlarda da dünya genelinde benzer yerlerdeyiz. Kim bilir belki de belirttiğim alanlar ile eğitim alanındaki başarılarımız arasındaki güçlü benzerliğin bir anlamı vardır. 

Bu verilerden sonra eğitim alanımızla ilgili hislerimi biraz paylaşmak istiyorum. Ülke genelinde eğitim sistemimizin tıkandığı herkes tarafından konuşuluyor.

Bu hafta 2023 Eğitim Vizyonu belgesine bir kere daha baktım. Açıkça söylemeliyim ki dünya standartlarında bir vesika.

Toplamda 44 alanda hedefler açık ve anlaşılır şekilde belirtilmiş. Daha önceki metinlerimiz de başarısız değildi zaten. Eğitim teorik olarak iyi durumda ise neden olmuyor? Peki, bu işin doğrudan sorumluları olan bizler olayın neresindeyiz?

Özellikle öğretmenler olarak eğitim sistemimiz mevzu bahis olduğunda neden ağıtlar yakıyoruz?

Bizler işimizi beceremeyen öğretmenler miyiz?

Öğretmenler odasında sadece dedikodu yapıp ödemekte olduğumuz kredileri mi konuşuyoruz?

Okul müdürlerinin atamalarındaki ispatlanamaz adam kayırma işleri aklımızı mı karıştırıyor?

Bakan bir köpeği sahiplendiği için “Her şey halloldu, bir bu mu kaldı?’’ demek çok mu kolay gerçekten?

Veliler ve öğretmenler çocuklara örnek olamıyor mu?

Toplum olarak sadece tükettiklerimizle mi övünür olduk?

Sosyalleşirken öğretmen olduğumuzu söylediğimizde, “Olsun’’ diyenler canımızı mı sıkıyor?

Değişmek ürkütücü bir şey mi?

Toplumsal olarak kamplara ayrışmış olmak en büyük gündemimiz mi?

İçimizden birisi çıkıp farklı bir şey yapmak istediğinde ‘’ Artist yeaağğ!’’ mı diyoruz?

Refahı geliştirmenin, insanca yaşamanın eğitimle olan alakasını tam olarak deşifre edemedik mi?

Gençlerimizin hazcı oluşu bizim için çözülemez bir problem mi?

Kendimiz dışında bir sorumlu bulup her defasında günahımız olmadığına inanarak yaşamak bize ne getirir?

1.000.000 kişilik bir öğretmen ordusunun bir parçası olduğumuzun farkında mıyız?

Öğretmenlik gerçekten kutsal bir meslek mi?

Hiçbir şey olamadığımız için öğretmen mi olduk?

Devlet okullarındaki öğretmenler kadrolu olmayı başarıp 30 yıllık iş sözleşmesi imzalayınca gelişimleri mi durdu?

Özel okul öğretmenleri şımarık; okul kurucuları, veli ve çocukların kölesi mi oldu?

Bunları konuşup durarak yarın da ağlamaya devam mı edeceğiz?

Çuvaldızı kendimize batırmak çok mu zor?

Hepimizin cenneti istediğine inancım tam ama hiçbirimiz ölmek  istemiyoruz. 

Bu aşamada çuvaldızı kendime batırmak istiyorum. Kendimize batırmak zorundayız. Bizim bu mesleğe, ülkeye, çocuklara ve dünyaya karşı sorumluluklarımız var. 

Eğer şu ana kadar yaptıklarımızı yapmaya devam edersek sonucun aynı olacağını kestirmek işten bile değil. Esasen aynı olacak demek biraz yanlış bana kalırsa, daha kötü olacak. Dünya hızla bir yerlere doğru gitmekte ve biz aynı şeyleri yapmaya devam edersek olduğumuz yerden daha kötü yerlerde olacağız. 

Severek takip ettiğim bir tarihçi olan Emrah Safa Gürkan’a bir tarih programında, “Osmanlı neden geri kaldı?’’ diye sorduklarında, “Osmanlı geri kalmadı, diğerleri çok hızlı gitti,’’ demişti. Benzer bir şeyden bahsetmeye çalışıyorum.

Yine aynı şey oluyor. Hızlı şekilde gidiyorlar.

Ağlama duvarının önünde yeterince vakit geçirdik bence ve işe yaramadığını net şekilde görmekteyiz. 

Bu yazıyı yazarken sağ omzum ağrıdı. Hikayemin içine acı enjekte etmeye çalışmıyorum, emin olabilirsiniz. 

Sadece hissimi paylaşmaya çalışıyorum.  

Kişisel olarak bayrağımı gördüğümde duygulanıyorum. Bu en büyük motivasyon kaynağım.

Geçimimi öğretmenlik yaparak sağlıyorum. 

Sevdiklerime hediye alırken ve  faturalarımı öderken de mesleğim sayesinde yapabiliyorum. Sadece bunların hatrına bile işimizi iyi yapmak için elimizden gelenin en iyisini yapmamız, ilkeli olmamız gerekir. 

Belki o zaman gerçekten bir tane şeyi daha iyi yapabiliriz. Bu yeterince güzel bir hayal.

Seyyah Öğretmen – Şahin Çevik

Okul Eğitim Lideri

@shncvk46


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here