Eğitim ve Beyin

0
1053

İnsanın üç farklı beyin katmanına sahip olduğu söylenir. Buna göre evrimle birlikte insanda öncelikli olarak beyin sapı ve beyincikten oluşan ilkel beyin kısmının, yani sürüngen beynin şekillendiği öne sürülür. (Sürüngenlerin beyninin tamamı yalnızca bu yapıdan ibarettir. İnsan beyninin ise sadece yüzde onluk bir kısmı bu katmandan oluşur). Beynimizdeki bu en alt katman, vücut sıcaklığımızı, solunumu, kalp atım hızımızı, üreme ve denge gibi yaşamsal nitelikteki otomatik işlevleri kontrol eder. Organizmayı hayatta tutmak, bu beyin bölgesi için birincil amaçtır ve tehlike sezdiğinde beynin mantıklı düşünme yeteneğini devre dışı bırakarak kontrolü ele alır. Son derece dürtüsel bir yapıya sahip olan sürüngen beyin, haz temelli işleyen egoist bir özelliğe sahip olup istediğini elde edemeyince hırçınlaşma ve saldırganlaşma alametleri gösterebilir.

Sürüngen beynimizi saran ikinci katman ise limbik sistem, yani memeli beynimizdir. Duygulardan sorumlu olarak bizi acı verici şeylerden uzaklaştırıp iç açıcı şeylere yaklaştırma görevini yerine getiren bu katman, beynimizin yaklaşık yüzde yirmisini oluşturur. Nefret, hiddet ve saldırganlık duygularının yanı sıra mutluluk, sevgi ve şefkat gibi duygular da burada üretilir. Kendini korumak üzere gelişmiş olan sürüngen beynin aksine fedakârlığı, yakınlığı ve bağ kurmayı önemseyen memeli beyinde ebeveynlik duyguları sıklıkla izlenir. Bir sürüngen, yavrularını hiç umursamazken (şairin dediği gibi;timsah kısmı çünkü, yavrusunu yer) bir memelinin yavrusunu beslemesi ve büyütmesi bu iki beyin bölgesinin işlevsel farklılıklarından ileri gelir. Nasıl ki sürüngen beyin sürüngenlerle ortak beyin katmanımızsa; limbik, yani memeli beyin de kedi, köpek ve şempanze gibi memelilerle ortak olan beyin katmanımızdır.

Bizi İnsan Yapan Katman

Üçüncü ve en büyük bölüm ise memeli beynin çevresini saran ve beynimizin yaklaşık yüzde yetmişini oluşturan, evrimsel olarak da beynimizin en yeni kısmı olan neokortekstir. Bu bölümün gelişimi hayli uzun sürer ve son şeklini ergenliğin sonra ermesiyle birlikte alır. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, bireylerde mantıksal muhakemenin yeteri düzeyde gelişmemiş olması da neokorteksin ve onun daha özel bir kısmı olan prefrontal korteksin nihai gelişimini geç tamamlamasına bağlanır. Zaten dürtüsellik ve bunun sonucu olarak düşünmeden karar verme durumu da prefrontal korteksin yeterince mantık ve irade üretememesinden ileri gelir. O yüzden çocukluk ve ergenlik, dürtüsel hareket etme eğiliminin sık gözlendiği bir dönem olarak çıkar karşımıza.

Beynin ilkel bölümlerinin dürtüsel tepkilerini kontrol ederek, kendi hükmünü uygulayan en üst(ün) beyin bölümü olan neokorteks ve özelde prefrontal korteks, aynı zamanda bizi insan yapan beyin bölümüdür. Dil, soyut düşünce, hayal gücü ve bilinçten sorumlu olan bu kısım, karmaşık ve soyut düşünmemizi, hesap yapmamızı ve diğer kısımlardan (ilkel ve memeli beyinden) gelen kararları gözden geçirmemizi sağlaması bakımından önemlidir. Yeni şeyler öğrenme konusunda neredeyse sınırsız bir beceriye sahip olmasının yanı sıra, eylemlerimizin sonucu olarak ortaya çıkabilecek riskleri değerlendirerek o eylemi yapıp yapmama kararını almamızda da etkin rol oynar. 

Bir Deney

Bu noktada fareler üzerinde yapılan bir deneyden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Deney düzeneği, farenin düğmeye basmasıyla birlikte beynindeki haz bölgesine elektrik sinyali gönderilmesi üzerine kuruludur. Deney düzeneğiyle kendi beynindeki haz bölgesini uyarmak, farenin öylesine hoşuna gider ki minik farecik soluksuz kalıp ölünceye dek düğmeye basmaya devam eder

Sorunsuz bir prefrontal kortekse sahip olan bir insanı aynı deney düzeneğinin içine bıraktığımızı hayal etmeye ne dersiniz? Evet, düğmeye basacaktır, hazzı tadacaktır fakat bir süre sonra (prefrontal korteksin devreye girmesiyle) bu durum üzerine şöyle düşünmeye başlayacaktır. “Ben ne yapıyorum? Neden bunu sürdürüyorum? Tamam, bundan keyif duyuyorum ama bunun sonu ne? Nereye kadar basmaya devam edeceğim? Benim bir hayatım var. Bağlantıda olduğum insanlar var. Hayatta gerçekleştirmek istediğim bundan daha önemli meseleler var.” Bu düşünceler eşliğinde bir sorgulama içerisine giren bu kişinin bir süre sonra düğmeye basmayı bırakabileceğini umut edebiliriz. Çünkü prefrontal korteksi yeteri düzeyde gelişmiş bu insan, hayatın yalnızca sürüngen beynin arzu ettiği hazlardan ibaret olmadığının farkındadır ve yerine getirmesi istenilen bu tür davranışlarda bir anlam arama ihtiyacı hisseder.

Dürtüden Anlama Giden Uzun İnce Bir Yol

Haz arayışındaki sürüngen beynin, en dipteki sefil arzuların dahi tatmin edilmesi yönünde baskı yapmasına papuç bırakmayacak gelişkin bir prefrontal korteks, davranışlarımızın toplumsal, rasyonel ve ahlaki boyutunu gözetir. Bütün davranışlarımızın olası sonuçlarını hesaplayarak çeşitli alternatifler üretir. Bu durum, insanda dürtüsel olan sürüngen beyinden, anlam yaratan prefrontal kortekse doğru bir tekâmülün varlığından söz edilmesini mümkün kılar. Hayatta karşılaştığımız bazı insanların son derece kibar, aklı başında ve ahlaki bir davranış repertuarına sahip olmasına karşın; bazılarının kaba, akılsız ve gayrı ahlaki bir anlayış içerisinde olmaları bile bu tekâmülün ne düzeyde gerçekleştiğiyle; yani prefrontal korteksin kalınlığı ve kalitesiyle ilgili bir durum olarak çıkar karşımıza. 

Bireysel ve toplumsal yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkili olan prefrontal korteksimizi ne tür etkinliklerle kaliteli hale getirip geliştirebileceğimize baktığımızda, önümüze açılan tek geçidin eğitim olduğunu görürüz. Tabi bu eğitimin salt akademik başarı odaklı ve meslek kazandırmaya yönelik bir eğitimden ibaret olmadığını söylemek gerek. Kastedilen şey kültürlenme yoluyla evreni, doğayı ve insana dair temel dinamikleri anlamaya dönük, prefrontal korteksteki nöronal ağ yapılanmasını geliştirecek bütünlüklü bir eğitim modelidir. Bu eğitim modelinin içerisinde kitap okumak, yazı yazmak, müzik dinlemek, çeşitli hobiler edinmek ve egzersiz yapmak gibi bir dolu sosyal, kültürel ve sanatsal aktivitelere katılmak vardır. Edindirdiği dünya görüşü içerisinde insana ve yaşama saygı vardır. Doğa ve hayvan sevgisiyle yetişmek vardır. Empati kurmak, ötekini anlamak vardır. Sosyalleşme süreciyle birlikte sevgi, hoşgörü, dürüstlük, merhamet, sabır, adalet gibi değerlerle beslenmek vardır. Üstelik tüm bu etkinlikler, prefrontal korteksimizi geliştirerek bizi gerçekten iyi bir insan yapacak olan temel yapılanmayı belirlemekle kalmayacaktır aynı zamanda dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirecek olanakları da yaratacaktır.

Kısacası gelişmiş bir prefrontal korteks, kendisinde dört başı mamur bir hayat yaratma derdinde olan bireylerin de, bu bireylerin mutlu, refah düzeyi yüksek ve güven dolu bir toplumda yaşama özlemlerinin de esas kaynağıdır. Biraz daha ileri gidersek şayet, tarih boyunca bütün dinlerin, ideolojilerin ve toplumsal ahlak öğretilerinin de, gelişmiş prefrontal kortekse sahip bireylerden oluşan bir dünya cenneti yaratma hayalinde olduklarını bile öne sürebiliriz.

Recep KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here