TRENDLER
Aydan Bayır
Aydan Bayır Boğaziçi Üniversitesi Felsefe ve East London Üniversitesi Uygulamalı Pozitif Psikoloji

Bireylerin ve toplumların mutluluk ve başarılarını optimum düzeye getirebilmek için bilimsel çalışmalar yürüten pozitif psikoloji alanında uzmanlaştı. Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden aldıktan sonra, East London Üniversitesi'nde Uygulamalı Pozitif Psikoloji alanında yüksek lisansını yüksek onur derecesi ile tamamladı. Ayrıca İsveç, Hollanda, İrlanda ve İngiltere'de şefkat odaklı terapi(CFT), öz-şefkat(self-compassion), bilinçli farkındalık(mindfulness) ve şefkatli liderlik (compassionate leadership) üzerine eğitimler aldı. Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi Rehberlik Birimi bünyesinde düzenlediği uzun dönemli atölyelerde öğrencilerle öz-şefkat ve farkındalık üzerine çalıştı. Şimdi ise çeşitli eğitim platformlardaki atölyeleri aracılığıyla yetişkinlerle buluşuyor.

TÜM YAZILARI

Eğitime Kalpten Bağlanmak için Öğrenci Merkezli Tasarım

Görüntülenme 480

0
Eğitime Kalpten Bağlanmak için Öğrenci Merkezli Tasarım

Çoğu kimse fillerin, dünyanın en sevimli canlılarından birisi olduğu yönünde hemfikirdir. Fakat bu durum onların hem şansı hem de bahtsızlığı olarak görülebilir. Zira birçok fil daha bebekken sirkler tarafından alınır ve ‘eğitim’ amacıyla minicik ayaklarına kalın zincirler bağlanır. Bebek fil, başlangıçta zamanının bir çoğunu bu zinciri koparmak ve böylelikle doğasının gereği gibi yaşayabilme amacına ulaşmak için harcar. Ama zamanla umudunu kaybeder ve öğrenilmiş çaresizliğin sonsuz boşluğunda kaybolur. Her gün ‘fil’ olmaktan uzaklaştığı ölçüde, mutsuzluğu da katmerlenir. Ona eğitim veren kimse, fil sirkin istediği hareketleri yapabilene dek acımasız cezalar uygulayabilir. Böylelikle zaman içinde ‘eğitilen’ fil, sirkin gözdesi olur ve insanlar tarafından alkışlanır. Oysa dışarıdan gözükenle, içeride olup bitenin ne kadar farklı olduğunu yalnızca bu hikayeyi bilenler, bir de filler anlayabilir.

Peki bu acıklı öykü bize tanıdık mı? Umut ediyorum ki, çoğumuz bu hikayenin günümüz eğitim yaklaşımı ile ilgisini anlayamayacak kadar güzel deneyimlere sahiptir. Fakat, bu yazı geride kalanlar; öğretmen-merkezli eğitimin kıskacında “iç sesini” kaybedenler, otonominin verilmediği bir sistemde pasif öğrenci olmaya mahkum bırakılanlar ve okul yaşamında zincirini koparamadığından yetişkinliğinde mutsuz olanlar için.

Avrupa Yükseköğrenim Kalite Güvencesi Standartları ve Yönergeleri’ne göre; “Kurumlar, öğrencilerin eğitim sürecinde aktif bir rol oynamasını teşvik edebilecek şekilde programlarını sunmalı ve öğrenci değerlendirmeleri bu yaklaşımı yansıtmalıdır.” (Zucconi, 2016). İşte, hümanistik eğitim anlayışı – diğer isimleriyle birey-odaklı veya öğrenci- odaklı eğitim sistemi- tam da bu yönergenin gerçeğe dönüşmesi için kapsamlı bir eğitim tasarımı sunar. Söz konusu anlayış, öğrencinin kendi içsel kaynaklarını keşfetmesi için ihtiyaç duyulan ortamı hazırlar ve sonrasında öğrencinin özgün yönleri baz alınarak oluşturulan eğitim haritasının izlenmesini öngörür. Böylelikle demokrasinin bir kelime olmaktan öteye geçemediği ‘zincirli’ bir eğitim anlayışı değil, pozitif eğitim yaklaşımı hüküm sürer. Dolayısıyla hümanistik eğitim anlayışına uygun olarak odağını öğrencisinin güçlü yönlerine ve akademik isteklerine yönelten bir eğitmen, ‘öğreten’ bir pozisyonda değil, öğrenilmesi için gerekli koşulları hazırlayan bir ‘kolaylaştırıcı’ rolündedir. Öz-disiplin, özgürlük, özgünlük ve başkalarının seçimlerine saygı temelleri üzerine kurulmuş pozitif eğitim sistemi ise mutlu bireylerin yetiştirilmesi için geç kalmış müdahalelerde bulunmak yerine zamanında çözümler sunar. Çünkü çaresiz ve yetişkin bir fili mutlu etmek, başlangıçta mutsuz etmemekten çok daha zordur.

Hümanistik psikolojinin kurucularından Carl Rogers yukarıda bahsedilen tasarımı şöyle özetler; “Eğitim; mantığı ve içgüdüyü, aklı ve duyguları, olguları ve deneyimleri, fikirleri ve anlamı bir potada eritme hali ve kişinin ‘bütün’ olmayı öğrenme yolculuğudur” (Rogers, 1983). Ve bu yolculuk, sürücü koltuğuna oturması için cesaretlendirilen bir öğrenci ve onun yanında oturup bilgilerini ve tecrübelerini aktaran ehil bir eğitmen ile yapıldığında hiç bitmesin istenir. Bu şartlar altında öğrenciyi eğitime bağlayan şey kalbidir. 

Ülkemizde işini sevgiyle yapan, yaşı kaç olursa olsun içindeki öğrenme aşkı hiç sönmeyen, öğrencisinin iyiliği için kendisine ne katabilirse kâr sayan nice öğretmenlerimiz olduğu için çok talihliyiz. Şanslı olduğumuz diğer konu ise globalde akademik verimliliği  ve mutluluğu artırmaya yönelik olarak yürütülen bilimsel çalışmaların günden güne artıyor olması. Fakat bu fırsatlara sahip olmaktan daha önemli olan şeyin, onları doğru değerlendirmek olduğu su götürmez bir gerçek. O halde işe öğrenci merkezli tasarım anlayışını daha yakından takip ederek başlayabilir ve yolumuza pozitif eğitim sistemini uygulamaya sokmaya çalışarak devam edebiliriz. Böylelikle ‘eğitim’ ile çaresizliği değil, umudu aşılayabiliriz.

Aydan Bayır-Toper

Pozitif  Psikoloji Uzmanı- Eğitmen

www.aydanbayir.com

Eğitmenler için bazı kaynaklar:

http://www.personcenteredplanning.org/
https://positivepsychologyprogram.com/what-is-positive-education/

Referanslar:

Rogers, C. R. (1983). Freedom to Learn for the 80’s. Columbus: Charles E. Merrill Publishing.

Zucconi, A. (2016). The Need for Person-Centered Education. Cadmus Journal, 3(1), 1–26.

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!