Öğretmenler Neden Yazmalı?

27
3286

Bir gün bloğuma yazdıklarımı kitap olarak bastırmayı düşünüp düşünmediğimi soran bir mail geldi.

Başta ne cevap vereceğimi bilemediğimden, sonrasında da unuttuğum için maile cevap veremedim. Bir süre sonra aynı kişiden bir mail daha geldi: “Yazdıklarınızı kitap olarak bastırmayı düşünüp düşünmediğinizi sormuştum ama cevap alamadım.”

Beyefendiyi daha fazla sinirlendirmeden “İlginiz için çok teşekkür ederim, ama düşünmedim.” diye bir cevap yazdım.

Sonrasında beklentim, Türk filmlerindeki gazinocular kralının genç ve ürkek yeni yeteneği keşfetme anını andıran, “Bu yayınevi kartım, ola ki düşünürseniz…” gibi bir cevapken bambaşka bir cevap geldi:

“İyi, tamam o zaman.”

Bu cümle, beni yazmaya daha da motive etti. O gün bugündür az sayıda kimse okusa ve hiç kimse yorum yazmasa da yazmaya devam ediyorum.

Yazmak bir alışkanlıktır…

Yazmanın bir alışkanlık olduğunu ilk kez üniversitede çok sevdiğim bir hocamdan duymuştum, bu durumu idrak etmem ise üç beş yıl öncesine dayanır. İdrak sonradan gelir, diye boşuna söylememişler.

Biz eğitimcilerin hayatı strateji geliştirmekle geçer. Geçmiş deneyimlerden süzülen stratejileri yaptığımız planlara dahil etmekle birlikte genelde en parlak stratejiler olayın yaşandığı an, yani sınıfta aklımıza gelir. İşte o anda alınan notlar, pek çok yeni ve işe yarar fikrin gün yüzüne çıkmasına olanak sağlar.  Bu nedenle öğretmenlerin, keşfettikleri stratejileri birbirleriyle paylaştıkları blogları çok değerli buluyorum.

Son zamanlarda ülkemizde de çok kaliteli eğitim blogları var. Öğretmen dosya paylaşım sitelerinin evrildiği bu nokta, elbette şaşırtıcı değil.  Ancak öğretmenlerin “Dosya indirme”konusunda gösterdikleri performansı, eğitimle ilgili bir yazıyı okumak ya da yorum yazmak konusunda görememek üzücü. Yabancı eğitim bloglarında ise bambaşka bir tablo var. (örneğin http://www.edutopia.org/) Bu gibi sitelerde bırakın okumayı, yalnızca bir yazıya eğitimciler tarafından yüzlerce yorum yapılabiliyor. Bizde ise yapılan çok az sayıda yorum, genelde yazının yayınladığı orijinal siteye değil de sosyal paylaşım sitelerine yapılıyor. Üstelik beğendiğimiz ve hatta paylaştığımız yazıları gerçekten okuyup okumadığımız da büyük bir soru işareti.

Geçenlerde yazdığım bir yazıyı sosyal medyada paylaşan iş arkadaşıma “Şu konudaki tespitimi nasıl buldun?” diye sorduğumda “A ben o yazıyı okumadım ki, sadece paylaştım” dedi. Tüketim alışkanlıklarımız, meslek hayatımızda işe yaraması muhtemel bilgiler üzerine bile bir an olsun durup düşünmeye, onları sindirmeye izin vermiyor ne yazık ki…

Neden yazmalıyız?

Hayatınızda hiç araba kullanmadan, kullanım kılavuzunu okuyarak ve bu bilgileri öğrencilerinize açıklayarak onların araba kullanmalarını sağlayabilir misiniz? Elbette ki hayır. Ancak bir beceride ustalaştığınızda, yani onu yaparken düşünüp düşünmediğinizin farkına varmayacak şekilde ustaca yapabildiğinizde öğretebilir hale gelirsiniz. Öğretmenler de öncelikli olarak kendi zihinsel becerilerini geliştirmeliler ki sonrasında öğrencilerin bu becerilerini geliştirme sürecine önderlik edebilsinler. Bunu geliştirmenin en iyi yollarından biri de yazmaktır.

Yazı yazmanın üst düzey zihinsel becerileri geliştirmekteki önemi yadsınamaz. Bir blog yazısını yazma sürecinin tamamını kameraya alıp sonra hızlandırarak izlesek bir yazı oluşana kadar ne kadar çok değişiklik yapıldığını, fazlalıkların nasıl atıldığı, paragraflar arası ilişkilerin nasıl kurulduğu, mesajın verilip verilmediğine dair derin sorgulamaların yaşandığı birçok zihinsel sürece tanıklık ederiz.

Bu zihinsel süreçlerde eski bilgileri çağırma, anlamlandırma, karşılaştırma, sıralama, yorumlama, çözümleme, birleştirme, ilişkilendirme,  değerlendirme, yeniden yaratma gibi pek çok zihinsel becerinin aktif olduğunu görürüz.

Yorum yazma sürecinde de okuduğunuz yazıyı doğru anlayıp anlamadığınızı sorgulamak adına birkaç sefer okumanız gerekir. Vermek istediğiniz mesaj doğru anlaşılıyor mu diye gönder tuşuna basmadan önce yorumunuzu da tekrar tekrar okursunuz. Sonra sayfanın moderatörü yorumunuzu onaylamış mı diye sayfaya girip yeniden bakarsınız. Ondan sonra sizin yorumunuza başka biri ya da yazarın kendisi tarafından yorum yapılmış mı diye bakarsınız. Böylece hem yazı hem de yorumlar tarafınızdan 7-8 kez okunmuş olur. Peki bu neyi sağlar?  Yaptığınız bu aralıklı tekrarlarla bilgiyi çağırmanız kolaylaşır ve bir öğretmen olarak okuduklarınızı sınıfınıza yansıtma, bir meslektaşınızla tartışırken okuduğunuz bu yazıdan bahsetme olasılığınız artar.

Bir eğitimci olarak katıldığınız bir eğitimin notlarını temize çekerek başlayabilirsiniz yazmaya. Bu, aldığınız eğitimin kalıcılığını artırmak için en iyi yollardan biridir. Ya da gerçekten beğendiğiniz yazılara bir iki cümle dahi olsa yorum yazarak eğitim camiasında geribildirim kültürünün oluşmasına katkıda bulunabilirsiniz. Böylece yazmaya çalışanları da içinde bulundukları bu derin sessizlikten kurtarabilir ve başka paylaşımlarda bulunmalarını teşvik etmiş olursunuz.                                    

Aysun Yağcı                                    

[email protected]

27 YORUMLAR

  1. Merhaba Aysun Yağcı,
    Yazını okuduğum için yorum yazmam gerektigini düşündüm. Okumak ve yazmak birbiriyle iç içe olan iki şey. Yazdığınız yazı arkadaşlarınız tarafında sizi kırmamak adına hatır için okunmadan beğenilir. Yazanda okunduğu içın beğenildiğini sanır ve sevinir.İlk paylaşımlarımda yazdiklarım beğeniliyor diye sevinirdim. Bir sohbet sırasında arkadşım gerçeği suratıma vurdu. O günden sonra yazdıklarımın beğenenlerin %5’i tarafından okunduğunu düşünüyorum belki bu tahmin bile çok iyimser. Okumak ve yazmak zevkli bir iştir, ikisine de zaman ayırmak gerek. Her neyse kalemine kelamına sağlık. İyiliker seninle olsun. Sevgiyle…

  2. Yazınızı okudum; fikirlerinize katılıyorum.. Kurumda yaptığımız işleri tutanaklamak; rapor yazmak vb. konularda bile son derece isteksiz bir eğitimci kültürü var.Sebebi galiba derinlerde.. biz sözlü kültür geleneği gelişkin bir toplumuz.. yaşananları bir yerlere yazmaktan ; çizmekten ; bir mimari yapıya dönüştürmektense hafızaya alıp kulaktan kulağa aktarmaya daha yatkınız..türküler, ağıtlar, masallar, destanlar açısından gelişkiniz mesela.. bu durum; bu coğrafyada yaşayan bizlerin atalarının çadırlarda göçebe olarak yaşamış olmasından kaynaklanıyor olabilir ama artık bir ulus devleti olan kentli yaşamı kurmuş olan bir insan topluluğu olarak tıpkı Avrupalılar gibi biriktirdiğiimiz her şeyi bir yerlere nakşetme konusunda daha fazla çaba içinde olmalıyız bence de.. bu bir metin de olabilir; bir çizim, bir heykel, bir kısa film, bir ses kaydı, bir nota , bir eskiz vb. vb. Ama bu da galiba yine öğrenim hayatlarımız içinde edinmemiz gereken , özendirilmesi gereken bir kültür..O zaman ;” Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol “sloganını paylaşarak bu yorumu buraya nakşedeyim.. noktalama işaretleri ve yazım kurallarını esnete esnete yazdığım bu metin ile de başka bir tartışma konusunun kapısını bilerek açık bırakarak.. :p

  3. İşin yapıldığının göstergesi sayılan fazlaca sulandırılmış bürokrasinin eğitim camiasını kağıt ve kalemden uzaklaştırdığını düşünüyorum , güzel yazınız için teşekkürler.

  4. Merhaba. Yorum seçeneğini aşağıda arayıp bulamadığım için e-mail ile geri bildirimde bulunmuştum. Tarifiniz üzerine buraya tekrar döndüm 🙂

    Yazınızı tamamen okudum 🙂 Benim için çok isteklendirici oldu. Aslında yazmayı hep sevmiş, konuşmaktan çok yazmayı tercih eden biriyim ama tembelliğime son vermemi sağlayabilir bu yazı.

    Yukarıdaki yorumlarda da belirtilmiş. Gerçekten yazılı bir metin iletme konusunda çok zayıf ve isteksiz çalışma arkadaşlarım benim de. Çoğu zaman ad soyad kısmını değitirip kopyaladıkları raporları vermelerinden rahatsızım örneğin.

    Yazılarınızı bekliyor olcağım. Sevgiler.

  5. Yazınız yazmaya teşfik etme konusunda çok başarılı olmuş. Ben de uzun zamandır bu konu üzerinde çalışıyorum. Benim için çok faydalı oldu. Teşekkür ederim.

    • Size tamamen katılıyorum. Yeni nesil yazı yazmaya üşendiği için şaşırmaktayken, okumaya da üşenen bir güruha karşı mücadele etmemizi gerekli kılan ve bunu hatırlatan size teşekkür ediyorum. Söz uçar, yazı kalır!…😅

  6. Çok zor gibi gelsede, bazen defalarca yazılıp silinsede; bir fikri, bir olguyu yazarak sunmak, kiminde cesaretsizlik,kiminde ise ya yanlış anlaşılırsa ön yargısı taşıdığından yazılmaz/ yazılamaz. Ben bile yazarken nokta virgül vb işaretleri yanlış koydum yargısı taşıyorum fakat;yazma isteğimi engellemesine izin vermiyorum. Varsın yanlış olsun “çatlama cesaretini gösteren tohum”olayım sadece. bir çok yazınızı okudum ve okumaya da devam edeceğim elinize sağlık.

  7. Herkese Merhabalar ,
    Dünyanin en zor , zahmetli ve aykırı işidir yazmak lakin bir o kadar da iyilik , sevgi ve zevk dolu…

    Önemli olan kişinin yazma amacında olmasıdir. Okunmak için mi , yazmak için mi ,beğeni için mi yazar bir insan? Yazmanın bence iki amacı vardır: Kendin için veya toplum için .

    Sonuçta ne için yazarsa yazalım , okunmuş veya okunmamış hiç muhim değil yeter ki yazma karşı hevesimiz bitmesin.

    Yazmak

  8. Destekleyici ve faydalı bu yazınız için teşekkürler. Burada ve diğer platformlarda birçok yazı okumama rağmen bunlar üzerinde düşünüp yorum yazmayı da hep atladığımın farkına vardım. Önce okumak, sonra da yazmak… Teşekkürler 😊

  9. Bazen anlatmak istediğiniz karşınızdakinin ihtiyacı ya da algısı kadardır. Yazınızla birlikte kazandırdığınız eğitim ile ilgili blogları takip etme isteği için teşekkür ederim.

  10. Turkiyede alışılagelmiş bir bakış açısı var ve bu kültür haline gelmiş. ‘Salla başını al maaşını’ bu klişe o kadar etkili olmuş ve sizin de değindiğiniz yazi-material indirme o kadar yoğunlaşmış ki indirilen yazıları bırakın okumayı kontrol bile etmiyoruz. Bu öğretmenlerin büyük çoğunlukla bir çok becerilerini köreltiyor. Artık materyal hazırlamak yerine indirme seçeneğini düşünüyoruz. Ama sizin de bahsettiğiniz üzere keşke eskisi gibi hem materyal hazırlayabilsek hem de eğitim ile ilgili blogları siteleri takip edip okuyabilsek. Eğer yazı yazabilsek ne ala. Teşekkür ederim yazı için, emeğinize sağlık.

  11. Bu yorumlara ekleme yapayım; yazarken özen gösteren insan bir Türkçe sözlük ile deyimler ve atasözleri sözlüğünü de yamacında bulundurmalıdır. Sözlük yazıdaki tıkanıklıkları açar, sözcük dağarcığına eklemeler yapar, yazanı ve okuyanı dil zenginliğine kavuşturur. Bir yazarın iyi bir okur olma gereği de benzer bir durumdur. Okudukça zenginleşir yazar. Cebindeki kelimeler, düşünceler artar.

    Günlük yazarak başlamak gerekir. Her gün değil, iz bırakan günlerin yazılması hem iyi bir başlangıç, hem de ilerisi için kişisel tarih hazinesidir.

  12. Evet oldukça güzel ve ufuk açıcı bir yazı özelikle bir Türkçe öğretmeni olarak öğrencilere sadece yazın komutu vermemem gerektiğini bana hatırlattı 😃

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here