TRENDLER
Recep Karataş
Recep Karataş Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik

1980 yılında Diyarbakır'da doğdu. Lisans ve yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünde tamamladı. Özel eğitim dâhil olmak üzere (MEB bünyesindeki) birçok kademede psikolojik danışman olarak görev yaptı. Öykü yazarlığıyla başlayan yazı serüveni, eğitim ve çocuk/ergen psikolojisi üzerine yazdığı yazılarla devam etti. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) gönüllüsü olarak yüzlerce anne-babaya "Etkili Ebeveynlik" üzerine eğitimler verdi.

Yüksek lisans sonrası Bilişsel Davranışçı Terapi, Pozitif Psikoterapi, Aile Danışmanlığı alanlarında uzun dönemli eğitimlere katıldı. Sürdürdüğü psikolojik danışmanlığın yanı sıra hayatına üç lisan ve üç enstrüman sığdıran yazarın ayrıca "Mutluluğu Anlamak" adında bir kitabı bulunmaktadır.

TÜM YAZILARI

Gençlerde Mutluluk ve PISA Raporu

Görüntülenme 2650

0
Gençlerde Mutluluk ve PISA Raporu

Malumunuz PISA raporu açıklandı ve mutsuzlukta ilk sıradayız! PISA’nın ‘Öğrenci memnuniyeti raporunda; 15 yaş düzeyindeki öğrencilerle yapılan yaşam memnuniyeti anketine göre Türkiye, öğrenci mutluluk düzeyinde OECD ülkeleri arasında son sırada yer aldı. Rapor sonuçları kamuoyunda da yankı buldu. Çünkü böylesi bir sonuç, ister istemez bu sonucu doğuran nedenlerin ne olabileceği sorusunu getiriyor akla. Köşe yazarları, eğitimciler ve uzmanlar bu durumu (haklı olarak) eğitimdeki genel sorunlarla, sınav sistemindeki çarpıklıklarla ve okullardaki sıkıntılarla ilişkilendirerek ele aldılar. Tüm bunlar doğrudur da. Fakat söz konusu şey mutluluk/memnuniyet olunca bu durum tek yönlü bir sebep sonuç ilişkisinden çok daha ötedir diye tahmin ediyorum.

Mutluluk Araştırmaları

PISA öğrenci memnuniyeti raporu sonuçlarına göz atarken, yayınlandığı günlerde PISA raporundan daha fazla gürültü koparak bir başka araştırmayı hatırladım. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Armağan tarafından gerçekleştirilen araştırmada, 15-25 yaş grubundaki gençlerin, mutluluk açısından önemli gördüğü olguların neler olduğu ele alınıyor. 1979 yılında 2600 kişiyle; 2001 yılındaysa 4160 kişiyle yürütülen çalışma; gençlerin mutluluk açısından değer verdiği olguların ne olduğunu ve yıllar içerisinde nasıl bir değişikliğe uğradığını gözler önüne seriyor. Zira çalışmada ortaya çıkan tablo hayli şaşırtıcı. Çünkü araştırma sonuçlarına göre gençler ciddi bir değer kaybına uğramışlardı. Sonuçlar şöyle:

Adsız
Adsız

1979 yılı gençliğinin, mutlu olmak için öncelikli değer olarak sevgiyi ve özgürlüğü ilk sıraya alırken, parayı son sıraya bıraktığını görüyoruz. 2001 yılı gençliğinin ise mutlu olmak için öncelikli değer olarak ilk sırada parayı gösterdiğini, eğitim ve özgürlüğü ise son sıraya attığını görüyoruz.

1979 yılı gençliği para kazanma/zengin olmanın yolunun, ancak iyi bir eğitimden geçtiğine inanırken; 2001 yılı gençliğinin ümidini miras, şans oyunları ve politikaya bağlamış olduğunu görmekteyiz. En çarpıcı sonuçsa kendinizi mutlu hissediyor musunuz sorusuna verilen yanıt. 1979 yılındaki gençliğin yüzde 65’i kendini mutlu olarak tanımlarken, 2001 yılındaki gençlikte bu oran yüzde 23’e gerilemiştir.

Araştırmayı yapan Prof. Armağan’a göre 1979’dan 2001’e mutluluk düzeylerindeki dramatik düşüşün baş müsebbibi gençlerin önceliklerinin maddi bir çizgiye kaymış olması. Peki gençlerin önceliklerinin maddi çizgiye kaymış olmasının nedeni ne olabilir? Kuşkusuz bunun bir değil birçok sebebi vardır ve bunu bir-iki nedene indirgemenin, konunun bütününü kavramamıza engel olacağı kanaatindeyim. O yüzden PISA raporunu da salt sınavlarla açıklamak doğru, fakat eksik bir yaklaşım olacaktır. Zaten bu yazının amacı da ortaya çıkan bu tablonun nedenleri ve bunlara yönelik çözüm önerilerinin ne olabileceği üzerinde durmaktan ziyade bu sonuçları çok yönlü olarak yani resmin bütününü görebilecek şekilde bir bakış açısı geliştirmek olacaktır.

Prof. Armağan’ın araştırması yayınlandığında bir lisede rehber öğretmen olarak görev yapmaktaydım. Kolları sıvayıp bu çalışmaya benzer fakat daha dar bir anket çalışmasını okulumdaki 467 öğrenciye uyguladım. Amacım öğrencileri sonuç kâğıtlarını tek tek inceleyerek mutluluk açısından değer verdikleri olgularla mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkiye yakından bakmaktı. Çalışmayı yürüttüğüm lisenin, sosyoekonomik düzeyi düşük bir çevreden öğrenci almakta olduğunu belirtmeden geçmek istemedim. Sonuçlar şöyle:

AdsızAdsız
Öğrencilerin mutlu olmak için öncelikli değer olarak sırayla aile, sağlık ve sevgiyi ilk üçe alırken, parayı yedinci sıraya bıraktığını görüyoruz. Para kazanma/zengin olmanın yolunun da eğitim ve ticaret gibi emek ve çaba gerektiren alanlardan geçtiğine inandıklarını görüyoruz. Öğrencilerin %46,25’i kendini mutlu, %30,62’sı ise mutsuz olarak tanımlıyor.

Sonuçları değerlendirirken dikkatimi en çok çekense şu oldu: Mutluluk açısından öncelikli değer olarak aile ve sevgi kavramlarını ilk sıralara alan gençler kendilerini mutlu olarak tanımlarken; mutluluk açısından öncelikli değer olarak parayı ilk sırada gösterenlerse kendilerini mutsuz olarak tanımlıyordu. Ayrıca para kazanma/zengin olmanın yolu olarak eğitim ve ticareti ilk sıralarda gösteren gençler yine kendilerini mutlu olarak tanımlarken para kazanma/zengin olmanın yolu olarak piyango/şans oyunları ve mirası ilk sıralarda gösteren gençlerinse kendilerini mutsuz olarak tanımladıkları görülüyor.

Ortaya çıkan sonuçlar, kişinin mutluluk düzeyinin, hayatta önem verdiği değerlerle yakından ilişkili olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Buradan yola çıkarak PISA raporunda 15 yaş lise gençlerimizin mutsuzluk sıralamasında OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer almasını, sınav sistemindeki sıkıntılardan ziyade, hayatta önem verdikleri değerlerle ilişkilendirmemiz daha makul görünüyor. Bu açıdan okullarda uygulamaya konan Değerler Eğitimini, (içeriğine ilişkin tartışma hakkı saklı kalmak kaydıyla) bir farkındalık oluşturması açısından doğru fakat eksik bulduğumu belirtmek isterim. Çünkü çocuğa değer kazandırmanın bir “ders konusu” olmaktan öte devletin samimi bir politikası olarak ailelerin bilinç, refah ve eğitim seviyelerinin yükseltilmesiyle mümkün olabileceği kanaatindeyim. Ayrıca toplumunun kültürel ikliminin de bu değerlerin oluşmasına elverişli olması hayati öneme sahip.  Neticesinde çocuk/genç, içinde bulunduğu toplumun ve ailenin sahip olduğu, önem verdiği değerleri içselleştirmeye daha fazla istekli olacak ve bu değerler çerçevesinde kendini mutlu yahut mutsuz hissedecektir.

 

Recep KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!