TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Ana Fikrimizin İnce Gülü

Görüntülenme 2543

0
Ana Fikrimizin İnce Gülü

Hafta sonu kızımla sinemaya gittik. İki kere denk gelemediğimiz “Leylekler” filmini izleme fırsatı bulabildik. Genel bir film eleştirisi yapmadan sadece eğlendiğimizi söyleyebilirim. Film bittiğinde Umay sordu, “Baba film sana ne düşündürdü?” Ne düşündürdü cümlesi ile ne demek istediğini anlayamadığımı, sorusunu yeniden açıklamasını istedim. “Yani bu filmden nasıl bir ders çıkardın?” dedi. Aman da aman kızım bildiğin ana fikir soruyordu. Bir öğretmenin kalbine giden yolu biliyor diye geçirdim içimden ve filmdeki olayları düşünerek yanıtladım.

Filmde aileye teslim etmek için bir bebeği taşıyorlardı. Filmin karakterleri bu taşıma sürecinin başında, bebeğin taşındığı kapsülün kapağını açmıyorlardı. Bebeği görmek ve bebekle duygusal bağ kurmak istemiyordu filmin kahramanlarından biri. Kapak açıldığında gerçekten de tatlı bebek hemen onları etkiledi. Filmin bu sahnesinin etkisiyle yanıtladım Umay’ı, “Biriyle duygusal bağ kurarsan ayrılmak zordur”. Harika bir ana fikir bulmuştum. Bu güzel ana fikrim öğretmen tarafından kutsansın ister gibi Umay’ın gözlerine bakıyordum. Hiç oralı olmayıp, “Benim düşüncem farklı” dedi. Filmde annesi ve babası devamlı meşgul olan bir çocuğun oyun oynayacak birini bulamaması nedeniyle leyleklerden kardeş isteme çabası ve heyecanı vardı.  Sanırım o bölümün etkisiyle ekledi, “Ailemiz bizimle oynamıyor diye farklı isteklerde bulunmamıza gerek yok. Onlara bizimle neden oynamaları gerektiğini açıklamalıyız.”   

Aynı film, iki ayrı ana fikir. Herkes kendi yaşanmışlıkları ile alımladığı eserin ana fikrini bulmuştu. Hangisi yanlıştı, hangisi daha iyiydi ya da hangisi daha kötüydü? Madem öyleydi ve iki ana fikir de doğruydu, neden yıllardır öğrencileri tek bir ana fikir bulmaları üstünden değerlendirdik?

Günışığı Yayınlarının Edebiyat Günlerinde yaptığım bir konuşmada “ana fikir” buldurma sevdamızın neden sorun olduğunu anlatmıştım. Kimi eğitimcilerin katılmadığı bu düşünceye bir destek, yazar Necdet Neydim’den geldi. Kendisi, ana fikre odaklanarak okuma yapmanın edebi eserden keyif alarak okumayı bitireceğini belirtmişti. Bu çok önemli bir görüş. Günümüzde neredeyse okumanın nedeni alttaki soruları çözmek. Paragraf soruları da olmasa okumayacağız diye düşünüyorum zaman zaman. Ne yazık ki birçok eğitimci için okuma-anlama denince akla ilk gelen olmazsa olmaz sorumuz ‘metnin ana fikri nedir?’ oluyor.

Okuduğunu anlama becerisini başlık, konu, ana düşünce üstüne kuruyoruz. Konuyu ve ana fikri bildin mi bitti! Bir de yanına milli felaketimiz 5N1K sorularını koyduğumuzda tüm sorun kökten çözülüyor zannediyoruz. Türkçe dersleri de bu sorular içinde yok olup gidiyor. Bu yaklaşım nedeniyle daha değerli olan yorumlama becerisini kaybediyoruz. Yorumlama becerisi denince akla “Kahramanın yerinde sen olsan ne yapardın?” sorusu gelmesin. Öğrenciler bu ve benzeri sorularda da surat ekşitiyorlar. Geçen gün gördüğüm bir öğrenci çalışmasında, “Kahramanın arkadaşı sen olsaydın ne yapardın?” sorusuna verilen iki çarpıcı öğrenci yanıtı okudum. “Onunla arkadaş olmazdım. Ben de aynısını yapardım.”

Öğrenciler küçük yaşlarda da büyük düşünebilirler. Onların büyük düşünebilme yetilerini bizim yok ettiğimizi düşünüyorum. “Kuşlar sonbaharda göç eder”  cümlesinin ardından sorulan “Kuşlar ne zaman göç eder?” sorusu ile sadece geleceğin boş beyinlerine yatırım yapmış oluyoruz.

Okuduğunu anlama becerisi alanında gelişime değer veriyorsak, küçük yaşlardan itibaren yorumlama becerisinin gelişimi için çaba göstermeliyiz. Soracak bir şey bulamıyorsak öğrencilerin alımladıkları eserle ilgili soru sormalarına olanak verelim. Çocuklara güvenelim. Emin olun kendisine güvenilen çocuklar 5N1K sorularından daha değerli sorular soracaklardır.

 

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!