TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Arayış

Görüntülenme 1533

0
Arayış

Her şeyin daha büyüğünü, her şeyin daha iddialısını, her şeyin en harikasını biz yapalım istiyoruz. Yeter ki “hava atabileceğimiz” bir alan olsun. Dünyanın en büyük üç boyutlu sahnesini kurmayı beceri olarak görüyoruz, yetmiyor yanına da lazer ışık gösterisi koyuyoruz, o da yetmiyor daha dikkat çekenini arıyoruz. Sayılarla, skorlarla, reytinglerle, tweet konu başlığının kaçıncı olduğu ile ilgileniyoruz. Herkesle her şeyle gurur duymaya bayılıyoruz, futbolcuları, politikacıları kapılarda karşılayıp havalara atıyoruz. Bu yaşam şeklinin odağında içerik değil tamamen gösteriş var. Komşuluk günlerinde, “bizim oğlan da tıbbı kazandı” derken de durum böyleydi. Konu gösteriş olduğunda allayıp pullamada üstümüze yok. Yerli arabamızı bu yüzyılda da üretememişken “doğan görünümlü şahinlerle” çığır açmış bir milletiz. Toplum olarak bu kadar sonuç odaklıyken eğitimde süreç odaklı olmamız beklenemez.

Bir arkadaşım Euro 2016 finalleri için ülkelerin sloganlarını inceleyerek çıkarımda bulunmuş.  Avusturya: “Tekrar ve Tekrar”, Belçika: “Bir Takım, Bir Tutku”, Hırvatistan: “Yeni Ateş, Eski Yer, Aynı Umut”, Çek Cumhuriyeti: “Bir Takım=Bir Hedef”, İngiltere: “Bir Takım, Bir Rüya”, Fransa: “Sizin Gücünüz Bizim Tutkumuz”, Kuzey İrlanda: “Rüyan İçin Cesaret Göster”, Portekiz: “Bir Takım, Bir Tutku”… Ülkelerin seçtikleri sözcükler bakış açılarını ortaya koyuyor. Tutku, rüya, çalışmak, hayal etmek, takım olmak, umut, bu sözcükler hem kulağa hem de kalbe güzel geliyor değil mi? Koskaca sanayi devi, spor alanında birçok başarısı bulunan Almanya’nın sloganı, “Başarabiliriz” sözcüğü, bir inancın yansıması. “Biz Bitti Demeden Bitmez” cümlesi ise bizim sloganımız. Bu üstten bakan, kompleksli, aşırı havalı tümce bize ait. Biz futbolun oyun olduğunu çoktan unutmuşken, Polonya’nın sloganı çok şey anlatıyor: “Futbol Birleştirir.” 

Bundan yıllar önce çalıştığım okul, “Binbir Çocuk Yazar” isimli bir projeye hevesle katıldı. Birkaç öğretmen, bu projeyi eleştirdik ve öğrencilerimizin bu çalışmada olmamaları gerektiğini  nedenleriyle açıkladık. Bu açıklama bir şey ifade etmedi. Proje ismi çekiciydi, okuldaki her öğrenci yazar olacaktı, hepsinin kitabı olacaktı, nasıl durdurulabilirdi bu aşırı havalı etkinlik… Öğrenciler üç-dört ders saatinde yazdıkları eksik kurgulu öykülerine resim çizdiler, ortaya çıkan ürünler de her bir öğrenci için ayrı basılarak kitap halinde yayımlandı.  Yazılar yetişsin diye çocuklarda zaten az olan yazma isteği de, yapılan baskıyla iyice dibe itildi. Okumayan, yazmayı sevmeyen öğrencilerimiz yazar olmuştu, daha ne istiyorduk? Büyük bir basın toplantısıyla, tarihi bir binada, binlerce öğrenciyi saatlerce bekleterek, anlamayacakları konuşmaları koca koca adamlardan dinleterek bu harika projeyi kutladık.

Çocuklar artık yazardı, onar adet basılan kitaplarını dedelerine, teyzelerine imzalayarak verebilirlerdi. Aileler de, okul yönetimi de mutluydu, bize ne oluyordu değil mi? Tüm proje boyunca çocuklara alt mesaj olarak; emek vermeden iş yapılabileceği, kitap yazmanın kolay olduğu, iki günde kitap çıkarılabileceği, yazmak için okumaya gerek olmadığı mesajını verdik. Çok merak ediyorum ileride bu projede yer alan bin çocuktan kaçı yazar olacak?

Analize yardımcı olacağını düşündüğüm haberlerden bazılarını paylaşmak istiyorum: “’Bin Minik El Bir Bayrak’ projesi kapsamında 81 ilden katılımıyla 1299 çocuk tarafından dokunan Türkiye’nin en büyük el dokuma bayrağı, 2000 çocukla oluşturulan Türkiye haritası koreografisinin ortasında sergilendi.” Haberin devamında bu etkinliğin mimarı olan politikacımız da şu cümleleriyle taçlandırmış yapılanı: “Bu çalışmanın içinde tarihe vefa duygusunun pekiştirilmesi var. Bu çalışmanın içinde vatan sevgisi, millet sevgisi, bayrak sevgisinin çocuklarımıza pekiştirilmesi var. En çok bu duygulara, bu sevgiye ihtiyacımız olan dönemde 81 ili temsilen çocuklarımızın bulunduğu bu çalışmayı yapmak çok anlamlı, çok güzel. İnşallah bu güzel çalışma cumhurbaşkanlığı makamınca da kabul görerek layık olduğu itibarı da görmüş olacaktır. Bununla ilgili de görüşmeler devam ediyor”. Görüşmeler devam ediyormuş, yani proje öncesi onay alınmamış bile. “En çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde” klişe ifadesi hemen yerleştirilmiş. Biliyoruz ki kimse sormayacak, yapılan bayrak dokuma işininin tarihe vefa ile, vatan sevgisi ile ne ilgisi var? En büyük bayrağı dokumak bizi bilim çağına taşımayacak, daha da önemlisi bu etkinlikle bayrak sevgisi de oluşturulamayacak, eğitim bilimcilerin bunu çok iyi bilmesi gerekiyor.

Dünya Çevre Gününde rekor denemesi yapılmış. Konu, “Güvenilir Gıda Eğitimi”. Konuyu okuyunca nasıl bir rekor denemesi yapıldığını merak ediyor insan. Kamuoyunda farkındalık oluşturmak amacıyla rekor denemesi planlanmış ve dört bin beş yüz öğrenciye eğitim verilmiş. Bizim yaşadığımız sürecin benzerinin yaşandığını ve rekor denemesinin, içeriğin önüne geçtiğini düşünüyorum. Kaç bin çocuğa eğitim verildiği mi önemli, planlanan eğitimin içeriği mi? Bir ilimizde yedi bin sekiz yüz yetmiş bir öğrenciyle aynı anda diş fırçalama rekoru kırılmış, başka bir ilimizde en çok öğrenciyle video davetiye gerçekleştirilmiş. Bu ve benzeri haberlerin örnekleri bu kadarla sınırlı da değil…

Arayış önemli, çocuğun yararına olanı, anlamlı olanı arama çabası. Sorgulayan eğitimcilerin sayısı arttıkça, “neden” soruları fazlalaştıkça bir şeyleri değiştirebiliriz. Belki o zaman hava atmanın, büyük cümleler kurmanın, şak şakçılığın bir işe yaramadığını, eğitimde atılan adımların “eğitim bilimine” uygun olması gerektiğini daha yüksek sesle söyleyebiliriz. İşte o zaman sonuçla değil gerçek anlamda süreçle ilgilenmeye başlarız.

 

Fotoğraf: “10,000 çocuk çevre için Guiness Rekoru kırdı” haberi (http://www.hurriyet.com.tr/10-bin-cocuk-cevre-icin-guinness-rekoru-kirdi-40111920)

 

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!