TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Cesaret Veren Deneyimler

Görüntülenme 1669

0
Cesaret Veren Deneyimler

Uluslararası bir okulda Türkçe öğretmeni olarak çalışırken iki üç sözcüklük İngilizce dağarcığımla kimseyle sosyalleşemeden işimi yapmaya çalışırdım. Yabancı uyruklu öğretmenler, İngilizce konusundaki yetersizliğime hiç aldırış etmeden bana sorular sorar ve sabırla benim bildiğim sözcükleri gramersiz sıralamamı dinlerlerdi. Bu tutumları beni cesaretlendirir ve başımı eğmeme gerek olmadığını farkettirirdi. Bu ortamlarda kolej mezunu harika İngilizce bilen Türk öğretmenler olduğunda işin rengi değişirdi. “Müjdatçığım o sözcük öyle telaffuz edilmez” diyerek başlayan cümleler, her kurduğum İngilizce cümlenin ardından kaçamak gülüşler… Utanırdım, konuşma anlamında biraz ilerlediğimi düşünürken başladığım noktaya geri dönerdim. Bizim eğitim sisteminde büyüyenlerin alışık olduğu bu cesaret kıran yaklaşım, ne yazık ki mezun olunca da değişmiyor.

Aşağılama, yerme, değersizleştirme, küçümseme, cesareti kırma, üstten bakma, önemsememe, yıpratıcı eleştirme… Bu yaklaşımlarla büyüyoruz ne yazık ki.  Takdir etme, beğenini dile getirme bizim alışkın olmadığımız bir dil. Aynı pozisyonda çalıştığınız iş arkadaşlarınız tarafından en son ne zaman takdir edildiniz? İşyerini de boşverin aileniz tarafından en son ne zaman “takdir” edildiniz? Biz toplum olarak takdir etmeyi de yermeyi de  ne yazık ki uçlarda yaşıyoruz. Bir teknik direktöre “imparator” yakıştırması yaparak onu ilahlaştırır, bunu da övgü sanırız ya da bir başka teknik direktör bir hata yaptığında onu yerin dibine sokarız.

“Biz babamızdan böyle gördük, o yüzden size sevgimizi gösteremedik oğlum” diyen bir kuşağın çocuklarıyız biz. Bu kuşak aynı zamanda biz büyürken bize eşlik eden öğretmenlerdi. Sevgilerini göstermek onlar için çok zordu, hele takdir etmek daha da zordu. Takdire değer davranışlarımızda verilecek geribildirimler de, ‘aman şımarmasın’ anlayışıyla hiç ortaya çıkmazdı. Bizden büyükler, babalarından öyle görmüş savıyla beğenilerini dile getirmezdi, peki yaşıtlarımız? İşte o öykü daha farklı. Bir kişiyi ne kadar aşağılarsan o kadar sen yükselirsin anlayışıyla geçti okul yıllarımız. ‘Düşene bir tekme de sen atacaksın’ deyişi durup dururken ortaya çıkmadı sanırım. Sevdiğim bir fıkra vardır: Cehennemde insanların yandığı kazanlar varmış, her kazanın başında da bir zebani varmış. Zebaniler, kazandan çıkmaya çalışanları içeri itermiş. Her ülkenin kazanının  başında bir zebani varken Türkiye’nin kazanının başında kimse yokmuş. Meraklısı sormuş, “Her ülkenin kazanında bir zebani var da Türk kazanında niye yok?” diye, görevli yanıtlamış, “Türk kazanında zebaniye gerek yok, o kazandan biri çıkmaya çalıştığı zaman alttan çekiyorlar zaten.”  İşte budur bizim vaziyetimiz. Dediğim gibi boşa çıkmıyor atasözleri ‘Meyve veren ağaç taşlanır’ da bize ait bir atasözü. Kimse demiyor ki arkadaş iyi hoş taşlıyoruz da, bu ağacın canı yanıyor, eskisi kadar güzel meyve vermiyor…

Çalıştığım bir özel okulda öğretmenlerin yoğun çalışma temposunda yorulduklarını gözlemliyordum. Bir öğretmen arkadaşım iş çıkışı yoğun temponun kendini hiç yormadığını ama bu yoğun tempodaki emeğin görülmemiş olmasının kendini çok kırdığını belirmişti. Gerçekten de yöneticiler eksik görmeye, gördükleri eksikliklerden dolayı eleştirmeye çok alışkınlar. Bu anlamda da en büyük sorun görülen eksiklik kadar görülmeyen emek oluyor. Eleştirmeye, eksik bulmaya ayırdığımız zamanın birazını güzel şeyleri görmeye, beğenilerimizi dile getirmeye ayırsak ne güzel olurdu.  Emeğin takdiri için büyük konuşmalara da gerek yok, omuza konacak bir el bazen en büyük destek olabiliyor. Senin yanındayım demek, sana değer veriyorum demek zor olmasa gerek. İçsel motivasyon kadar dışsal motivasyonun da değerli olduğu bilinmeli sanırım.

Sadece iş yerinde değil aile içinde de değer verme ve verdiğin değeri anlamlı şekilde gösterme önemli bir beceridir. Okulda futbol oynayan bir grup öğrenci, babaları tarafından izleniyordu. Babalardan biri çocuğuna devamlı olumsuz geri bildirim vermekle meşgüldü. “Topa öyle mi vurulur, çap bacak, gol olsa şaşardım, hay beceriksiz…“, bir diğer baba da oğluna, “Çok iyi bir koşuydu, bir daha denersin üzülme, iyi bir denemeydi…” diyordu. Bu iki öğrenciyi tanımanızı isterdim, babası tarafından anlamlı olumlu geri bildirimlerle beslenen öğrencim her zaman omuzları dik yürür ve yaşadığı problem durumlarında duygusal olarak hemen düşmezdi. Babası tarafından beğenilmeyen öğrencim ise omuzlar yerde, genelde mutsuz ve yaşadığı problem durumlarını çözmekte zorlanan bir yapıya sahipti. Tesadüf mü bilmiyorum ama anlamlı  beğeni sunulan çocukların daha özgüvenli olduklarına inanıyorum.  Anlamlı ‘takdir’ önemli, yersiz övgüye ise gerek yok, çocuğunun yaptığı her resme Mona Lisa tablosu değeri vererek övgüler düzmek beğeni dile getirmemek kadar tehlikeli olabilir.

Günümüzün rekabet dünyası, günümüzün bireysel yıldız dünyası olduğunu bilmeyen var mı? Bu kapitalist sistemi tanıyoruz ve belki de bu yüzden beğeni sunmak bu kadar zor hale geliyor. Ne yazık ki bu sistemde beğeni sunmak kendini değersizleştirme olarak gösteriliyor. Cesaret kıran, yaralayan, üzen deneyimlerle büyüdük, büyüyoruz. Bu yaşantıların yanına biraz da cesaret veren deneyimler eklemeli. Çemberin dışına çıkmalı, belki derin bir soluk alma şansı vardır orada…

 

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

.

 

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!