Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Gerçek Problem Durumları

0
895

Ortaokulda yöneticilik yaptığım yıllarda öğrencilerin matematik alanında yaşadığı sıkıntıyı aşmaları için bir model önerilmişti. Bu modelde öğrencilerin çözdükleri problemleri aşamalandırmaları ve ardından çözüme başlamaları isteniyordu. Şöyle ki; problemi düşün, verilenleri yaz, istenileni yaz, ardından çözüme geç. Böylesi bir yaklaşım belirli bir yaşa gelmiş öğrenciler için kolaylaştırıcı olmuyor aksine bu şekilde çözüme gitmek öğrencilere göre angarya oluyor. Çözmeleri gereken problemlerle ilgili sistematik düşünmekten kaçınıyorlar. Küçük yaşlardan itibaren tüm problemleri yetişkinler tarafından çözülmeye alıştırılan, gerçek problem durumları ile karşılaştırılmayan öğrencilerin matematik dersindeki problemlerden kaçmaları da normal sanırım.

Okul öncesinden başlayarak, öğrencileri de ilgilendiren problem durumlarında, öğrencileri dışarda bırakıp çözümler üretiyoruz. Biz yetişkinler öğrenciler adına problem durumlarını tespit ediyoruz ya da öğrencilerden gelen problem durumlarını toplantılarımıza taşıyoruz. Uzun uzun tartışıp bu problemler için çözümler buluyoruz. Ne yazık ki bu çözüm yöntemlerinin hiçbir aşamasında öğrenciler olmuyor. Basit bir örnek, okul öncesinde sık sık oyuncaklar kırılıyor. Biz yetişkinler çocuklara dönüp “dikkatli oynayın” diyor ya da “bir daha oyuncak kırılırsa sizi bu oyuncaklardan mahrum bırakırız” diyerek gözlerini korkutuyoruz. Oyuncakların sık sık kırılması problem durumunu öğrencilerin kucağına bırakmıyoruz. Öyle ki oyuncaklara ihtiyacı olan çocuklar, oyuncakları kıran çocuklar ve bu probleme çözüm araması gereken çocuklarken, problem durumuna kafa yorması gerekenler çocuklar olmuyor.

Bir arkadaşımın çalıştığı anaokulundaki oyun parkında, kaydıraktan kayan çocukların yere değdikleri alanın bahçenin çitlerine çok yakın olmasından kaynaklı bir sorun vardı. Ne yaptınız diye sordum, çocuklar okuldan gittikten sonra oyun parkını kuran firmayı aramışlar onlar da hemen gelmiş ve kaydırak bölümünü biraz geriye almışlar. İşi hemencecik çözmüşler. Ne kadar da güzel, problem çocuğun problemi ama çözüm yetişkinin çözümü. Oysa kaydıraktan kayma ile ilgili problem yaşayan öğrencilere, bu problem durumu ile ilgili ne yapabiliriz diye sorulabilirdi. Çözüm yine aynı biçimde işlese bile oyun parkını kuran firmayı öğrenciler arayabilir, sorunlarını onlar anlatabilir ve öğrencilerin okulda oldukları zaman diliminde, firma kaydırak bölümünü biraz geri çekmek için okula gelebilirdi. Böylece öğrenciler de kendi çözümlerinin adımlarını izleme şansını yakalarlardı.

Yıllardır okullarda boşa akan su sorununa karşı tüm okullar suyu boşa akıtma yazılarının çıktısını alıp, PVC ile kaplayıp lavabolara asmak dışında bir çözüm üretmiyorlar. Asılan bu çıktıların ardından öğrencilere, ‘Sizce sorunumuz çözüldü mü?’ diye sormak hiçbirimizin aklına gelmiyor. Bu soruyu sorduğumuzda öğrenciler su sorunun çözülüp çözülmediği bulmak gibi bir problemle karşılaşmış olacaklar. Bu sorunun yanıtını bulduklarında öğrencilere yeni bir problem durumu ile gidilebilir. ‘Su sorunumuz çözülmedi, sizce ne yapabiliriz?’ Öğrencilerden gelen öneriler yine öğrencilerle tartışılarak tüm yıla yayılan bir çalışma başlatılabilir. Böylesi bir çalışma, öğrencilerin gerçek problem durumlarıyla karşılaşmalarına ve bu problem durumlarını uzun soluklu izlemelerinin ve yönetmelerinin önünü açabilir.

Öğretmenlik yaptığım yıllarda okul sonrası yaptığımız bir öğretmenler toplantısını hiç unutmuyorum. Toplam iki buçuk saat öğrenci çantalarının sınıfta yerlerde olması problemini tartışmış ve kendimizce çözümler önermiştik. Çalıştığım okul uluslararası bir okuldu ve toplantıda on farklı ülkeden öğretmen vardı. Hala aklıma geldikçe gülümsüyorum, dünyanın en büyük problemine çözüm arar gibi, sınıfta çantalar nerede durmalı sorunsalı üstüne konuşup duruyorduk ve çanta sahipleri öğrencilerin sorundan da toplantıdan da haberi yoktu.

Yöneticilik yaptığım bir okulda kayıp kutusundaki giysiler sorununu bir türlü aşamıyorduk. Her hafta okulda unutulan kayıp eşyalara yenileri ekleniyor ve kayıp kutusu, yanı başına eklenen yeni kutularla daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyordu. Biz yetişkinler farklı yöntemlerle kayıp eşyaların bulunması için mücadele ediyorduk. Bu problemi yaratan yani eşyalarını unutan öğrenciler, almayanlar yine öğrencilerdi ve derdi biz yetişkinlerin omuzlarındaydı.

Problemi öğrencilere çözdürme fikri ile işe koyulduk. Birinci sınıflarda “Paylaşım” temasını işliyorduk. İlk olarak öğrencilerin problem durumu ile karşılaşmaları hedefimizdi. Bir kurgu ile kat görevlimiz battal boy poşete yüklediği kayıp eşyalarla sınıfa girdi ve öğretmene seslenerek, “Hocam bu eşyalar başıma bela oldu, o kadar çoklar ki her gün taşırken çok yoruluyorum, sahiplerini de bulamıyoruz.“ Öğretmen bu büyük poşetin sınıfa bırakılmasını istedikten sonra problemi çocukların sahiplenmesi için “Çocuklar şimdi ne yapacağız?” sorusunu sordu. Öğrencilerden farklı fikirler gelmeye başladı. Ertesi hafta öğrencilerin fikriyle okul bahçesine ipler gerildi ve kayıp eşyalar tek tek mandallarla bahçeye asılmaya başlandı. Matematik dersinde de öğrenciler sınıfladıkları eşyalarla ilgili sayımlar ve toplamalar yapmaya başlamışlardı. Çözüm yolunda karşılarına çıkan yeni problem durumlarıyla ilgili de tartışıyorlar ve kararları onlar veriyorlardı. Örneğin bir grup öğrenciden gelen, “Vitrin mankeni bulalım ve okul girişine koyduğumuz mankene bu giysileri giydirelim,” önerisi karşısında çıkan, “Mankeni nereden bulacağız?” sorunu ile de kendileri uğraşıyordu. Kayıp eşyalar sahiplerini bulamadığında, “Bu eşyalar ihtiyaç sahiplerine, karşı tarafı incitmeden nasıl ulaştırılabilir?” yeni bir problem durumu olarak çocukların karşılaşacağı ve kendi çözümlerini bulacakları sorundu.

Ankara’da çalıştığım okulun yakınlarındaki bir mahallede bulunan güzelleştirme derneğini ziyaret etmiştik. Bu dernek, bulundukları semtte günden güne artan kirlilik ve çirkinlikten şikayetçiydi. Öğrencilerle kendi aramızda tartışarak bu problem durumu karşısında neler yapabileceğini konuştuk. Bir öğrenciden gelen, “sokağa çıkalım”, cümlesiyle harekete geçtik. Öncelikle A3 boyutunda turuncu renkli ünlem şeklinde çıkarmalar bastırdık. Gruplar fotoğraf makineleri ve çıkartmalarla semtte gezmeye başladı. Kendilerince semtte gördükleri sorunlu alanlara bu ünlemleri yapıştırıp farklı açılardan bu alanların fotoğraflarını çektiler. Ardından okula dönüldüğünde fotoğrafların çıktıları alındı. Gruplar bu fotoğrafların altına sorunun ne olduğunu ve ne yapılarak bu sorunun aşılabileceğine dair önerilerini yazdılar. Tüm gruplar işlerini bitirdiğinde ortaya çıkan ürün dosyalaştırılarak semtin bağlı bulunduğu belediyeye yine öğrenciler tarafından teslim edildi.

Öğrencilerin matematik kitaplarında karşılaştıkları problemleri derinlemesine düşünmelerini ve ardından çözüme geçmelerini istiyorsak sanırım öncelikle onların gerçek problemlerle karşılaşmalarını sağlamalıyız. Okullarda ve sınıflarda yaşanan tüm sorunların paydaşı öğrencilerdir ve çocukları yaşanan problemlerden uzak tutmak onları korumak değil eksiltmek olacaktır. Öğrenciler gerçek problemlerle ne kadar çok karşılaşıp ne kadar çok düşünce üretirlerse, o kadar iyi problem çözebilirler.

 

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here