TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Kimin Geleceği?

Görüntülenme 1831

0
Kimin Geleceği?

Size anlamlı gelmeyebilir ama yeni doğan bir çocuğa isim seçmeyi önemli bir özgürlüğün elinden alınması olarak görüyorum. Örneğin annemle babamın bir gece, iki isim arasında kararsız kalarak, kağıda yazmış oldukları isimler arasında kura çekerek seçtikleri Müjdat’la kırk yıldır yaşıyorum. Sokakta arkamdan gelen “Müjdat Hocam!” seslenişini ben tercih etmedim ama bununla yaşamak bana düşüyor. İsmimi sevmiyorum ama sorun da etmiyorum, bu konuda takıntılı olsaydım mahkeme yoluyla değişiklik şansım olurdu. Ne yazık ki anne-babaların çocukları ile ilgili her tercihi, isim değişikliği gibi geri dönülebilir türden olmuyor. “Doğduğumuz yer kaderimizdir” sözünün bir alt cümlesi olarak, “anne-baba istekleri geleceğimizdir” dersek çok da yanılmış olmayız sanırım. 1970 Türkiye’si eşitliğin kol gezdiği bir yer değildi belki ama eğitimde bugün olduğu gibi büyük ayrışmalar yoktu. Neredeyse herkes gibi mahallenizdeki ilkokula gidiyordunuz ve yine herkes gibi sıralı okullara devam ederek yol ayrımına üniversite seçiminde geliyordunuz. O yılların Türkiye’sinde neredeyse hepimizin okulla ilgili kaderi aynıydı ve anne-baba tercihleri geleceği şekillendirmede çok da etkin değildi. Oysa şimdi?

Anaokulu seçiminde başlıyor her şey. İtalya’da faşizm direnişi sonrası kurulan ve günümüze kadar devam eden, çocuğun farklı dillerini ortaya çıkarmaya dönük uygulamalarıyla “Reggio emilia eğitimi”mi alsın, malzeme seçimi ile kendi öğrenmesini ön plana çıkaran “Montessori” eğitimi mi alsın, “sıbyan mektebi”ne gidip dini bir eğitim mi alsın, anasınıfında akademik yüklemeye başlayan x kolejine gidip okuma yazmaya anasınıfında mı başlasın, alternatif y okulunun yeni açılan şubesine gidip olabildiğince özgür bir programa mı girsin, tamamen sistem dışında kalıp homeschool yöntemi mi denensin, ‘İngilizce küçük yaşta öğrenilir’ deyip en iyisi tamamen İngilizce eğitim veren bir anaokuluna mı gitsin ya da en iyisi devlet okuludur deyip iyi bir öğretmen bulunup orası mı tercih edilsin, ama sınıf çok kalabalık olursa… Düşünce balonları kendini gösterirken, ana sınıfında ortaya çıkan bu okul seçimi önemli mi diye sorabilirsiniz. Evet, ne yazık ki önemli. Seçtiğimiz okullar çoçuğumuzun akademik ve sosyal gelişimini şekillendirecek ve ne yazık ki bu seçimlerin mahkeme kararıyla geri dönüşü de olmayacak.

Çocuğunu anasınıfına yazdıracak birçok veli, bütçesini zorlayarak çocuğu için iyi bir seçim yapabilmenin telaşında. Daha anasınıfı görüşmelerinde bile, düşünülen okulun TEOG sınav başarısı sorgulanıyor. Türkiye’de her iki yılda bir sistem değişiyorken, on yıl sonra çocukların gireceği sınavın ne olacağını kimse kestiremiyorken bu telaş neden diye sorulabilir ve velilerin yaklaşımı anlamsız bulunabilir. Oysa bu telaşın asıl sorumlusu eğitim sistemimizdeki değişken ve akıl almaz politikalardır. Sistemin ebeveynleri daha anaokulunda önemli bir seçim yapmak zorunda bırakmasının en büyük sonucu, çocukların kendi tutkularını keşfedemeden anne ve babaları tarafından seçilen sistemin içinde kendilerini bulacak olmalarıdır.

Anasınıfı seçiminde akademik başarıyı en önemli etken olarak gören birçok veli, kulaktan kulağa yayılan bilgi bombardımanı altında çocuklarını x kolejinin ana sınıfına yazdırarak ileride TEOG’da çocuklarının bütün soruları doğru yanıtlayarak hayalini kurdukları liseye girmesini istiyor. Birçok özel okul da reklam panolarına TEOG sınavlarında kaç birinci çıkardıklarını duyurarak bu zeminin oluşmasına altyapı hazırlıyor. Bu süreçte kimse TEOG’un bir seçme değil, yerleştirme sınavı olduğunu, soruların sadece 8.sınıf programını içerdiğini belirtmiyor. Örneğin sonbaharda yapılan TEOG sınavındaki birinci sayısı tüm ülkede 5000’e yakın, kimse bu bilgiyi paylaşmıyor ama “TEOG birincisi çıkardık” demeyi biliyor. Anasınıfında okuma yazma sürecini başlatan bu kolejleri tercih eden veliler, çocuklarını nasıl bir gelecek beklediğinin ne yazık ki farkında değiller. Anasınıfında başlayan okuma-yazma süreci ve matematik işlemleri birçok çocuğun okula karşı olumsuz tutum geliştirmesine neden olabiliyor. Bu süreçte okuldan soğuyan çocukların mutsuz ergenliğe yolculuklarına eşlik ediyoruz.

Çocuklarının yarış atı şeklinde yetişmesini istemeyen, akademik yüklemeyi anlamlı bulmayan velilerin sayısı da oldukça fazla. Bu veliler, sistemin dışında kalmak ve çocuklarını akademik baskıdan uzak tutmak için alternatif okullara yöneliyor. Alternatif okulların yaşadığı problemlerden biri de bu geniş özgürlük söyleminin bizim MEB programımızla birlikte yürüyemeyecek olması. Bu durum, esmeyen bir havada yelken açmaya benziyor. Ülkede herkes sonuç odaklı değil, süreç odaklı eğitim olması gerekliliğini savunuyor ve alternatif okullar tanıtımlarında bunu özellikle vurguluyor ama ne yazık ki sistem hepimizi sonuç odaklı sınavlarla bir üst öğrenime gönderiyor. Yine alternatif okulların yaşadığı bir başka problem de alternatif sistemden gelmeyen öğretmenlerle çalışılıyor olması. Siz ne kadar ‘alternatif eğitim yapıyoruz’ derseniz deyin, program yürütücüleriniz klasik eğitim sisteminden çıkıp beklenilen özgürlükçü programı uygulamakta zorlanacaktır.

Bu karmaşa ve karışıklık içinde de olsa ne yazık ki seçim yapmak zorundayız. Azmi Varan’ın bir sözü geliyor aklıma, “Her çocuk örselenmiştir, az ya da çok ama hepsi”. İsim seçimi yapan anne-babalar, okul seçimi yaparken çocuklarının en az örseleneceği okulları seçmeliler. Bırakın, TEOG başarısını, bırakın sabah kahvaltısını, bırakın yüzme havuzunu. Heyecanını yitirmemiş, çocuğunuza birey gibi davranacak, kalıplar içine almayacak ve ona değer verecek öğretmenler bulun. Unutmayın iyi okul yoktur iyi öğretmen vardır.

Tutkuyla işini yapan öğretmenlere…

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

Etiketler
Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!