TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Sevilmeyen Çocuklar Büyüyor

Görüntülenme 6896

0
Sevilmeyen Çocuklar Büyüyor

Hani soruyoruz ya doğal yetisiyle merak eden, sorgulayan, keşfe ilgi duyan çocuklar neden merak etmekten, sorgulamaktan keşfetmekten vazgeçiyorlar diye, yanıtını uzaklarda aramaya gerek yok, her gün susturulan, azarlanan, soruları havada bırakılan çocuklar yanıbaşımızdalar.

İş çıkışı eve gidene kadar üç çocuk görüyorum ve gördüğüm üç çocuğun anlarına tanıklık yapıyorum. Sadece bu üç çocuk değil sokaklarda gördüğüm yetişkin-çocuk iletişimlerini aklımdan geçiriyorum ve ardından düşünmeye başlıyorum acaba sevilmeyen çocuklar mı büyüyor?

Alışveriş merkezinin ortasında bir çocuk babasına heyecanla bir şey anlatmaya çalışıyor. Babanın elinde cep telefonu, dikkatinin çocuğun anlattıklarında değil, cep telefonunda olduğu kesin. Çocuk ısrarla bir yeri işaret ediyor ve muhtemelen almak isteği bir şey için babasını bir tarafa yönlendirme çalışıyor. Baba yine oralı değil, çocuk ısrarını babasının pantolonunu çekerek yinelediğinde baba cep telefonuyla olan bağını kesip çocuğun kolunu sıkıca kavrayıp, ateş fışkıran gözleriyle çocuğa bakıyor. Çocuğun başı öne eğiliyor, baba tek sözcük kullanmadan tekrar cep telefonuna bakarak yürümeye devam ediyor, derdini anlatamayan çocuk da peşinden.

Belediye otobüsündeki oturma yerinde ayağını yukarı aşağı sallayarak kendi uzay gemisini yöneten çocuğun yanındaki teyze durumdan rahatsız olup kendi bacağını çocuktan uzaklaştırıyor. Çocuğun annesi durumu farkedip, “yapma oğlum”u yapıştırıyor. Çocuk oyununa devam ederken anne, daha sinirli bir şekilde “kaç kere yapma dedim sana, otobüste oyun mu oynanır” cümlesi ile öfkesininin arttığını belli ediyor.

Hepimiz biliyoruz ki, otobüsteki teyze çocuğun uzay gemisi oyunana eşlik etmeyecek ve hepimiz biliyoruz ki çocuk otobüsten inince yeniden annesi tarafından azarlanacak. Otobüste oynanır mı, yolda oynanır mı, evde oynanır mı ile başlayan tümceler hiç bitmeyecek. O rahatsız olmasın, bu rahatsız olmasın, kendimiz rahatsız olmayalım diye kızıyoruz çocuklara.
Anne ATM’den para çekiyor, beş yaşındaki kızı yanında yere bakarak soruyor, “Anne uğur böceklerinin iğnesi var mıdır?” Belki de çocuğundan bir daha duyma şansı olmayacağı bir soruyla karşılaşıyor ama onu duymuyor. Anne yapamadığı banka işleminin gerginliğiyle yanıtlıyor: “Bir sus kızım, lütfen bir beş dakika sus.” Çocuk yerdeki uğur böceğine parmağını yaklaştırarak bir daha sesleniyor, “Anne avucuma alabilir miyim?” Anne, artık daha hiddetli, “Hala konuşuyorsun, susmayı beceremiyorsun, yok sana dondurma!” Kızın gözleri doluyor, dudağı düşüyor, ağlamaklı…

“Yok sana dondurma” cezalandırma yöntemi hemen devreye giriyor. Neden ceza? Susmadı diye, oysa beş dakika sussa ne güzel olurdu değil mi? Öyle olmayacağını hepimiz biliyoruz, çocukların koşacaklarını, susmayacaklarını, keşfetmek için elleriyle yaşama dokunacaklarının farkındayız. O zaman bu öfke, kızgınlık, sabırsızlık niye?

Çocuklarla yetişkinler arasında kurulan bu ilişki sistemi ne yazık ki çoğalıyor ve tamamen tehdite dayanıyor. Yetişkinin isteği yapılırsa ödül gelir, yetişkinin isteği yapılmazsa ceza hazırdır. Çocuklarına karşı sabrı olmayan, dinlemeyen, buyuran, yerli yersiz kızan yetişkinler o kadar fazla ki… Çevrenizi biraz inceleyin, itilen, acıtılan, susturulan çocuklar büyüttüğümüze tanık olacaksınız. Bitkileri sadece bitki olduğu için sulayan değil, çiçek açacağı için sulayanların sayısı düşündüğümüzden daha fazla.

Her şey bizim dediğimiz gibi olsun istiyoruz çünkü biz yetişkiniz bu tutum da çocukların, itaat eden anlayışa doğru yol almalarına neden oluyor. Okullar bu anlamda çok iyi çalışan, çocukları susturan fabrikalar, bir de bu fabrikaların yanına ev atölyeleri ile aileler katılıyor. Günün “distopyası” içinde itaat etmeye alışmış çocuklardan sorgulamalarını beklemek anlamlı olmayacaktır.

Kızmanın ve susturmanın ancak bastırmaya yol açacağını bilerek hareket etmeliyiz. Kendi kararlarını veren, onay beklemeyen , itaat etmekten çok düşünen ve sorgulayan çocuklar büyüsün istiyorsak, çocuklarla kurduğumuz iletişimi gözden geçirmeliyiz. Her nerede olursa olsun, önceliğin çocuğumuzda olduğunu bilerek dinlemeliyiz, bitmek bilmeyen bir konuşmanın içerisinde bulsak da kendimizi, konuşmayı yönlendirmeliyiz. Bir süre odaklanarak iş yapmaya gereksinim varsa bunu açıklamalıyız. “Bunu yaparsan, sana şunu veririm” ödül sisteminin içinden çıkmalıyız. Kızılan çocuklar değil sevilen çocuklar güzelleştirecek dünyayı.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!