TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Sıralaya Sıralaya Kaybediyoruz

Görüntülenme 3176

0
Sıralaya Sıralaya Kaybediyoruz

İstanbul’da bir devlet okulunun otuz dokuz öğrencili birinci sınıfında okuyan bir öğrencinin annesi sınıf öğretmeni tarafından okula çağrılır. Aralık ayının başında öğretmenden çağrı alan anne, okula gider. Sınıf öğretmeni anne ile görüşürken sınıfın yanından geçen iki öğrencisinden, defterlerini de alarak yanlarına gelmelerini ister. İki öğrenci bitişik eğik yazı defterlerini de alarak öğretmenlerinin yanına gider. Öğretmen, yanına çağırdığı öğrencilerden öğrenilen seslerden oluşturulmuş sözcükleri okumalarını ister. Çocuklar sular seller gibi okuduğunda okula çağırdığı anneye bakarak, “Bunlar da çocuk” der. Anne neye uğradığını şaşırır, hemen ardından sınıf öğretmeni yanlarına çağırdığı çocukların inci gibi yazılmış defterlerini anneye uzatır ve “Şunları inceleyin” der. Hemen üstüne de çağrılan öğrencinin kargacık burgacık yazılmış defterini anneye uzatır ve ekler, “Bu da sizin kızınızın defteri, şu aradaki farka bakın lütfen”. 

“Aradaki farka bakın lütfen!” Gerçekten de çocuklar arasındaki farkları yıllar yılı göstere göstere bitiremiyoruz. Bu farkları gösterirken hazır bulunuşluk düzeylerini, küçük kas becerilerini, okul öncesi eğitim geçmişlerini, sağ-sol el kullanımlarını, öğrenme istekliliklerini, duygusal durumlarını hiç ama hiç sorgulamıyoruz. Sonuçtan daha değerlisi olamayacağından beslenerek “A öğrencisi sular seller gibi okuyor, B öğrencisi damlamıyor bile” diyoruz. Damlamayan musluğun da haddi küçük yaşta bildirilmeli diye düşünerek başarısızlık etiketini yapıştırmak için sabırsızlanıyoruz. Sanırım başarısızlık duygusu ne kadar erken tattırılırsa o kadar derinlere yer ediyor, “ben başarısızım” algısıyla büyüyen çocuklar umutsuzluk büyütüyor. 

Sınıfların demirbaşı olan sıralar gibi okul yaşamının demirbaşı da sıralamalar oluyor. Birinci sınıfta bitişik eğik yazıyla ilk imtihanlarını geçenler alkışlanırken, evde bir sayfa ‘k’ sesi yazmak zorunda olan öğrenciler, sıraların arkalarına geçerek sıralamadaki yerlerini alıyor. Okumaya geçişteki yarış ile de sıralama başlıyor. Dakikada kaç sözcük okuduğunun açıklanmasından tutun da, çarpım tablosunun ezberlenmesindeki hıza kadar her yapılan eğitsel etkinlik çocukların üstten aşağıya doğru bir listede, kendilerinin nerede olduklarıyla karşılaşmalarını ve sıralamaya alışmalarını sağlıyor. Uzun soluklu öğrencilik yıllarında yavaş yavaş alıştırılan sıralama kültürü, lise giriş sınavları ile neden geçmişe doğru bu kültürün beslendiğinin kanıtı olarak karışımıza çıkıyor. Neredeyse her yıl adı değişen lise giriş sınavları (LGS, OKS, SBS, TEOG) ile öğrenciler neden sıralandıklarını aldıkları netlerle daha “net” anlıyor. Öğrenciliğe devam ettikçe de bu netlerin sıralamada yerlerini ve sıralamanın da yaşamlarını nasıl değiştireceklerini görmeye alışıyorlar. Üniversite sınavına doğru, sıralamaya dair cümleleri daha keskin bir hal alıyor. “Bir Türkçe neti daha yaparsan Türkiye genelinde binlerce öğrencinin üstüne çıkarsın…”

Bir şey başardığında, bu başarı ile bir başkasını aşağıya itmeye alıştırılan çocukların yaşamlarını gelin siz düşünün. Yok yok düşünmeyin, birbirini ezmeye çalışan insanların, bir başkasının başarısızlığını kendi başarısına giden yol olarak gören insanların, markette bir öndeki sıraya geçmeye çalışan insanların, listenin en üstündeki isimleri çağıran insanların, listenin en altındaki isimleri çizen insanların, hemşerisini sıralamada bir üste çıkarmak için SMS atan insanların yaşadığı ülkeye bakın yeter.        

“Yaşamın gerçeği sıralama, bu durum kaçınılmaz” diyerek “sıralama” kültürünü meşrulaştırmayacağım. Sıralama demek, kaybeden var demektir. Kaybedişler belirli zaman sonra alışkanlığa dönüşmeye, alışkanlıklar da yerini kanıksanmaya bırakıyor. “Bize sunulan bu” demek alternatif aramamaktır. Oysa sıralama yapmayarak başka bir kültür yaratabiliriz. Yaratacağımız kültür, eşitler ilişkisini besleyecek ve çocuklukta özgüvenin beslenmesini sağlayacaktır.  

Sınıflarda öğrencileri sıralamadan da öğrenme ortamı sağlayabilir, öğrenmelerle ilgili geri bildirim verebiliriz. Çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren yarıştırmak zorunda değiliz. Hayatın gerçeği sıkça duyduğumuz gibi yarış değil, kimseyi ezmeden, kimseyi altta bırakmadan da insanca yaşayabilmek.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
Cesaret

Müjdat Ataman
28 Ağustos 2016 Pazar

Siz Postacı Değilsiniz

Müjdat Ataman
28 Ağustos 2019 Çarşamba

Özet

Müjdat Ataman
28 Nisan 2019 Pazar

En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!