REKLAMI KAPAT
TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Sosyal Medya, Öğrenciler ve Eğitimciler

Görüntülenme 2635

0
Sosyal Medya, Öğrenciler ve Eğitimciler

Ortaokulda yöneticilik yaparken odama iPad’i ile bir öğrenci girdi. “Öğretmenim, şu yaptıklarına bakar mısınız?” diyerek, iPad’inin ekran fotoğrafını gösterdi. Ekranda, şikayetçi olan öğrencimin, el hareketi yaptığı kendi fotoğrafı vardı. Arkadaşları ona şaka yapmışlardı, gizlice iPad’ ini alarak ekran fotoğrafını değiştirmişlerdi. Kendilerince şaka yapan arkadaşları ile konuştuğumda onlara bu fotoğrafı nereden bulduklarını sordum. Şaka yapan çocuklar Vine isimli bir sosyal medya kanalındaki videodan ekran görüntüsü aldıklarını söylediler. Durumdan şikayet eden öğrenci ile tekrar görüştüm ve ekran görüntüsü alınan videoyu neden sosyal medyaya yüklediğini sordum. Yanıtı kısaydı, “komikti öğretmenim”.  Bu kısa videoda, bir yerden zıplıyor ve el hareketi yapıyordu. “Bu komik değil, bana hiç komik gelmiyor, çok ayıp,”  gibi anlamsız yönetici çıkışları yerine neden sosyal medyaya bu içerikte bir video yüklemek istediğini sordum. “Takipçi sayımı artırmak istiyorum” diyerek kendinden çok emin bir yanıt verdi.  İstemsizce sordum “Kaç takipçin var ki şu an?”  Aklımdan geçen sayı dört yüz beş yüzdü, 6K takipçim (altı bin) var öğretmenim dediği anda, öğrencinin gözlerindeki ışıltıyı, başarı ifadesini görmenizi isterdim. Sınıfında beş arkadaşı ile iletişim kurmakta güçlük çekerken, yayımladığı videoların altı bin kişi tarafından izleniyor olması onun için kesinlikle çok değerliydi. İzlenme sayısını artırırken çektiği videoların içeriğinin çok da önemi yoktu çünkü amacı farklıydı. Ergenliğin başlarında olan bir öğrenci için dijital izler bırakma kaygısı olmaması normaldi.

Sosyal medyada dijital izler bırakarak yaşıyoruz. Arama motoruna “dijital izler” yazdığımızda, “dijital iz nedir?”  sonucundan önce “dijital izinizi on adımda silin” haberi ile karşılaşıyoruz. Bana göre bu durum, dijital izlerin ne derece büyük bir sorun oluşturacağının habercisi olarak karşımızda duruyor.

Analog fotoğraf makinelerimizin olduğu günler geliyor aklıma. Otuz altılık filmimizi taktırıp tatile çıkardık. O günlerde şezlongda çekilen ayak fotoğraflarına rastlamazdık çünkü her kare bizim için çok değerliydi, boşa giden çekim yapmak istemezdik. Otuz altı çekimden sonra, acaba bir tane daha çeker mi diye merak edip, heyecanlanırdık. Fotoğraflar bizim anılarımızdı ve  geçmişimizdi. Her evde bulunan büyük boy fotoğraf albümleri özenle saklanır, o albümlere belirli aralıklarla mutlulukla bakılırdı. Dijital fotoğraf makineleri ve ardından çıkan akıllı telefonlardan sonra fotoğraf, geçmiş ve anı olma özelliği ile değil iletişim aracı olma özelliği ile ön plana çıktı. Yemek fotoğrafları, mekan fotoğrafları, ürün fotoğrafları, her şey fotoğraflanır oldu. Artık bir şeyler yazıp uzun uzun anlatmak yerine bir iki kare fotoğrafla farklı bir iletişim içinde buluyoruz kendimizi. Doğal gelişim bu ve biz teknolojinin bu doğal gelişimine karşı çıkamayız.

Hollanda’da sokaklarda dolaşırken sokak arasında bisikletini tamir eden bir adam dikkatimi çekmişti. Hemen biraz yaklaşarak fotoğrafını çektim. İzlendiğini fark eden adam bana döndü, elimde fotoğraf makinesine gözü ilişince sinirlenerek ne yaptığımı sordu. Yaptığı işin dikkatimi çektiğini, bu yüzden fotoğraf çektiğimi kibarca anlatmaya çalıştım. Adam bunun hiç etik olmadığını, kendi izni olmadan bunu yapamayacağımı ve özel alanına girdiğimi bana anlatarak hemen o fotoğrafı silmemi istedi. Kızarıp bozarıp özür dileyerek çektiğim fotoğrafı sildim. Adam haklıydı, izin almadan birinin fotoğrafını çekiyor olmak kabul edilemezdi. Sosyal medyanın bu denli yoğun kullanıldığı bir dönemde mutlaka fotoğraf, video, dijital iz konularında öğrencilerle çalışılmalı ve “etik”, “özel alan”, özel yaşamın gizliliği” konuları öğrencilerle çalışılmalı.

Arkadaşım geçenlerde, sosyal medyada bir milyon dört yüz bin kere izlenen bir videoyu benimle paylaşmak için izlememi istedi. Merak ettim, aklıma ilk gelen şey, komik bir anın video kaydı olacağıydı. Oysa bu oranda izlenen bir video, bir kadının arabanın içinde çalan şarkıya eşlik etmesiydi. Şaşırdım, bu kişiye ait, benzer kayıtlar da milyonlarca kez izlenmişti. Sosyolojinin alanına girerek, çıkarımda bulunmak istemiyorum ama günümüzde sosyal medya fenomeni olmak, kendinden marka yaratmak çok önemli bir hale geldi. İnternette çocuğunun videolarını, fotoğraflarını paylaşarak yoğun bir takipçi sayısına ulaşan sosyal medya hesapları var. Bu alanda okuduğum bir yazıda; anne baba olmanın çocuğun sahibi olmak anlamına gelmediği, çocuğunuza ait fotoğrafları istediğiniz gibi yayınlamanın hak ihlali olduğuna dair anlamlı bir yazı vardı. İlerde sizin bugün keyfinize göre yayınladığınız fotoğrafların çocuklarınızın utanacağı anlara dönüşebileceği anlatılıyordu. Kesinlikle katıldığım bu görüşte beni anne-babalardan çok ilgilendiren eğitimcilerin yaklaşımı oluyor.

Nerdeyse her yeni gün öğretmenler tarafından sosyal medyada öğrenci video kayıtları ya da fotoğrafları paylaşılıyor. Milli Eğitim Bakanlığınca da yasak olan bu paylaşımlar azalmak yerine artıyor. Bir öğretmenin sınıfından yaptığı video paylaşımını izlerken canım çok yandı. Öğretmen, sanırım  ilkokul birinci sınıftaki öğrencisini yerinden kaldırmak istiyor. “Git şu arkadaşının yanına otur”, diyor. Çocuk, “hayır öğretmenim ben Bünyamin’i seviyorum onun yanında oturmak istiyorum” diyor. Bunun üstüne öğretmen, “belki Bünyamin seninle oturmak istemiyordur”, diyerek, Bünyamin’e işaret ediyor. Tabi, Bünyamin’de öğretmenini kırmayarak “ben sevmiyorum onu” diyor. Çocuğun ağlaması artıyor. Öğretmen, çocuğun ağlamasından mutlu bir şekilde, “karşılıksız sevgi lan bu, sevmiyor seni işte”, diyerek devam ediyor.  Çocuk ağladıkça, öğretmenin gülmesi artıyor. Bu paylaşımı izlerken, kendimi, eğitim sistemimizi, öğretmenliği, geleceğimizi sorguladım. Küçük bir şaka uğruna, örselenen minicik bir kalbi düşündüm. Bunu herkes gülsün diye, sosyal medyada paylaşan zihniyeti anlayamıyorum.

Sosyal medya ve öğrenci paylaşımları konusunda her eğitim kurumunun bir ilke kararı olmalı, gülmekten öte düşünmeye, karar alıp eyleme geçmeye ihityacımız var.

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!