TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Yaşadığımız Günler ve Eğitimde Basitten Karmaşığa İlkesi

Görüntülenme 1788

0
Yaşadığımız Günler ve Eğitimde Basitten Karmaşığa İlkesi

Letonya’ya bir eğitim için gittiğimde arkadaşımla ayaküstü atıştırmak için başkent Riga’da bir yere girdik. İçeride bulunan bir grupta hareketlenme başladı, bu sırada içeri dört beş polis girdi ve bu gruba bir şeyler söylemek isterken ortalık karıştı. Polis gruba müdahale edip, etkisiz hale getirirken benim dikkatimi çeken şey, içerde bulunan çocukların gözlerinin aileleri tarafından kapatılmış olmasıydı. Hiç kimse bu yumruklaşma ve itişme sahnelerini çocuklarına izletmedi. Basit gibi görünen bu olay önemli bir koruma kalkanıydı. Şiddete dair söylenen, ‘her gün televizyonda, bilgisayar oyunlarında görüyorlar zaten’ anlamsız çıkışlarından uzak, doğal bir koruma içgüdüsü.

1980 darbesinde çocuktum. Karanlık günlere dair tek hatırladığım çevremdeki gerginlikti. Çocuk yaştaydık, olayları anlamıyor ve anlamlandıramıyorduk, o günlerin sisli havası üstümüze sinmişti, ne bir açıklama, ne bir özet vardı bize yapılan. Korku, o günlerin zihnimizde kalanıydı. Teknolojiden uzak, olaylardan uzakken bile korku sinmişse o günlerde üstümüze, şimdiki çocukların yaşadıkları karşısında daha çok etkilenmeleri doğaldır. Üstünden savaş uçakları geçen, yolda tank gören çocukların bizlerin bugünlerde yaşadığı gerilimle birlikte neler hissedeceklerini, hangi duyguları yaşayacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Türk Psikologlar Derneği yine sorumlu davranarak bu süreçte neler yapılması gerektiğini açıkladı. Bu açıklamalar çocukların duygusal durumunu yaşanan olaylarda korumak için önemli. Peki ya sonrası? Sonrasını kimse düşünmüyor, bu gerilimli günlerin geçmesi bekleniyor
sadece. Günlerin geçmesini beklerken herkes kendi politik görüşüne göre, kendi inancında bir şeylere tutunup yaşamın normale dönmesini bekliyor. Kendi pencerelerimizden olayları izliyoruz, karşı pencereden görünenlere dair bir fikrimiz yok. Herkesin kendi penceresinden
bakarken çocuklarına ilk göstermesi gereken şey, ilk  tutunmamız gereken şey “iyilik” olmalı. Tutunduğumuz ilk şey “iyilik” olduğunda belki gelecekte bu kadar gergin günler yaşanmasına engel olacağız. Belki o zaman pencerelerden farklı şeyler de görülse de kırıcı olunmayacak.

Eğitimpedia’nın kurucusu Ali Koç’un babaannesinin cümlelerinden derlediği paylaşımları ilgiyle takip ediyorum. Belki görmüşsünüzdür bu paylaşımların birinde “Kuş, yuvasında gördüğünü yapar” cümlesi vardı. Çocuklar içinde yetiştikleri ailenin tutumlarını örnek alırlar. Bugünlerden geçerken bir şeyleri değiştirerek yol almak istiyorsak odağı koymamız gereken ilk sözcük inovasyondan, girişimcilikten, teknolojiden önce iyilik kavramına yatırım yapmak olmalı. Yaşanan zor günlerde sosyal medyada yer alan onlarca görüntü kaydını izledik, kimi
acıttı, kimi kızdırdı, kimi üzdü. Sanırım bu kayıtlar arasında herkesin en çok etkilendiği ve kalbimize en çok dokunanını, bir polisin zor durumdaki bir  askeri, tanktan çıkarıp sarılma anıydı. O görüntüler başlı başına iyilik kokuyordu ve biz iyiliğe olan özlemimizle defalarca izledik o görüntüleri.

Toplum olarak daha çok iyiliğe ihtiyacımız var. Çocukların iyi beslenmelerini düşündüğümüz kadar iyilikle de beslenmelerini önemsemeliyiz. Günlük yaşamda, sokak hayvanları için dışarıya su bırakmak dışında çocuklara hangi iyilik örnekleri gösteriyoruz ki? Kendi yararını düşünen, başkasının haklarını önemsemeden hareket eden, kavga eden, küfreden, üstten bakan, ötekileştiren, ayrımcı davranan, alay eden, öfkeyle bakan, küçümseyen yaklaşımlara tanıklık ediyor çocuklar. Karşı pencerede gördüğü ile dalga geçip, nefret kusulan evlerde büyüyor çocuklar. O evlerin içinde açılan televizyonlardaki politikacılardan duydukları, “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu günlerde” cümleleri çocuklar için başlı başına anlamsızdır.
Basitten karmaşığa öğrenen çocuklar için toplumdaki birlik ve beraberlik kavramı anlamlı değildir. Çocuklar davranış modeli oluştururken anlamlandırabildikleri basit kavramları içselleştirirler. Parka giderken elinden tuttuğu yetişkin, tanımadığı başka bir yetişkine içtenlikle merhaba dediğinde, parkta oynayan çocuk da diğer çocukla hemen kaynaşıp oynayacaktır.

Geçenlerde okuduğum Kızılderili öyküsü olarak bilinen kısa bir anlatı;

Yaşlı Kızılderili kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlarmış. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahmış ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde dururmuş. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu iki iri köpekmiş bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu ve niye renklerinin siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyormuş ve merakla sormuş dedesine:

“Dede, bu iki köpeği niye hep kulübenin önünde tutuyorsun? Hem niye biri siyah, öteki beyaz?”

“Onlar” demiş, “benim için iki simgedir evlat.”

“Neyin simgesi” diye sormuş çocuk.

“İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün iki köpek gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”

Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşünüp, her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini daha eklemiş:

“Peki, hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

“Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o kazanır!”

Çocukların basitten karmaşığa öğrenme yolculuğuna açılan ilk pencerede görecekleri bizim davranışlarımız olacaktır. Daha güzel bir ülkeye uyanan çocuklarımız olsun istiyorsak, ülkenin geleceğini düşünüyorsak, yakından uzağa ilkesinden yola çıkarak, öncelikle kendi penceremizin
içinde iyiliğe yol almalıyız.

 

[email protected]

https://twitter.com/ataman_mujdat

Etiketler
Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!