TRENDLER
Recep Karataş
Recep Karataş Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik

1980 yılında Diyarbakır'da doğdu. Lisans ve yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünde tamamladı. Özel eğitim dâhil olmak üzere (MEB bünyesindeki) birçok kademede psikolojik danışman olarak görev yaptı. Öykü yazarlığıyla başlayan yazı serüveni, eğitim ve çocuk/ergen psikolojisi üzerine yazdığı yazılarla devam etti. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) gönüllüsü olarak yüzlerce anne-babaya "Etkili Ebeveynlik" üzerine eğitimler verdi.

Yüksek lisans sonrası Bilişsel Davranışçı Terapi, Pozitif Psikoterapi, Aile Danışmanlığı alanlarında uzun dönemli eğitimlere katıldı. Sürdürdüğü psikolojik danışmanlığın yanı sıra hayatına üç lisan ve üç enstrüman sığdıran yazarın ayrıca "Mutluluğu Anlamak" adında bir kitabı bulunmaktadır.

TÜM YAZILARI

Çocuklarda Dokunsal Sevgi İhtiyacı

Görüntülenme 2914

0
Çocuklarda Dokunsal Sevgi İhtiyacı

İkinci Dünya Savaşı yılları… Cepheye sürülen milyonlar, saldırılarda hayatını kaybeden anneler-babalar ve onlardan geriye kalan çocuklar… Yetimhaneler kimsesiz çocuklarla doludur. Bebek ölümlerinin yüksek olduğu yetimhanelerin birinde dikkatli bir çalışan, özellikle bir bölümde bu oranın oldukça düşük olduğunu fark eder. Bebek ölümlerinin çok az olduğu o bölümdeki bir hemşirenin, bebeklerin bakımını yerine getirirken onlarla konuştuğu, oynadığı; beslenme saatlerinde şarkılar söylediği, bebekleri kucaklayıp öptüğü ve onlara sarıldığı görülür. Bunun üzerine yapılan detaylı incelemelerde yetimhanelerdeki bebek ölümlerinin çoğunun hijyen veya gıda yoksunluğundan değil, sevgi yoksunluğundan mütevellit ruhsal kökenli hastalıklardan kaynaklandığı sonucuna varılır.

Hâlbuki batı ebeveynlik anlayışının şekillenmesinde önemli bir yeri olan ve davranış biliminin öncüsü kabul edilen psikolog John B. Watson, 1920’lerde anne babalara şöyle tembihliyordu: “Çocuklarınızı asla öpmeyin ve onlara sarılmayın. Kesinlikle kucağınıza almayın. Eğer zorundaysanız bir kez alnından öperek iyi geceler dileyin. Sabahları sadece tokalaşmayı tercih edin.” Watson’un öncüsü olduğu davranışbilimci ekoller, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkinin maddi alışverişten ibaret olduğunu; güvenlik, beslenme ve sağlık ihtiyaçlarını karşıladığı sürece çocukların ebeveynle bir şekilde bağ kuracağını iddia ediyordu. Sevgi, şefkat, kucaklamak ve öpülmek isteyen çocuklarınsa şımarık olduğunu bildiriyordu. Çocuk bakımı uzmanları da ebeveynleri tarafından kucaklanan ve öpülen çocukların yetişkinliklerinde muhtaç, egoist ve özgüvenden yoksun kişilikler olacağı konusunda anne babaları uyarıyordu. (1)

Acımasız Deneyler

Ancak 1950 ve 60’lara gelindiğinde davranışbilimcilerin katı teorileri üzerindeki fikir birliği yerini, duygusal ihtiyaçların temel önemini göz önünde bulunduran bakış açılarına bıraktı. 1970’lerdeyse Harry Harlow isminde bir psikolog, bu durumu bilimsel bir çerçeveye oturtma ihtiyacıyla bazı acımasız deneyler gerçekleştirdi. Bebek maymunlar üzerinde  gerçekleştirilen deneyde (yüreğiniz dayanırsa bu acımasız deneyi YouTube üzerinden izleyebilirsiniz) maymunlar doğumdan kısa bir süre sonra annelerinden koparılıp küçük kafeslerde yalnız bırakıldılar. Bebek maymunlara iki anne modeli sunuldu. Biri, dolu süt biberonu olan metal iskeletten yapılmış oyuncak anne, diğeri biberonu boş olan ama üzerine yumuşak kadife kıyafetler giydirilmiş oyuncak bir anne. Bebek maymunların çok acıkınca metal anneden sütünü içip çabucak kadife modelin kucağına koştuğu bazılarınınsa aç kalma pahasına bir parça beze sarılmayı tercih ettiği gözlenmişdi. Tensel temas mı yoksa yeme ve su ihtiyacının karşılanması mı daha önemli sorusundan yola çıkarak gerçekleştirilen deney anne sevgisinin, sarılmanın, temasın ve sıcaklığın ekmek su kadar önemli olduğu gerçeğini ortaya koydu.

Öte yandan Harvard Üniversitesinden nörobilimciler, Romanya’da Çavuşesku rejimi sırasında kurulmuş ve ihmallerin hüküm sürdüğü çocuk yetiştirme kurumlarında büyümüş yetimlerin kortizol (stres hormonu) seviyelerini inceledi. Bu çocuklarla en temel bakım hizmetleri sağlamanın dışında hemen hiç fiziksel temas kurulmuyordu. Çocuklar terk edilmiş küçük insan veya primatların tipik olarak sergilediği kendi kendine sarılma hareketleri ve depresif tavırlar göstermekteydiler. (2)

Artık biliyoruz ki temas yeni doğmuş bebeğin dünyadaki ilk deneyimidir. Sevgiyi en önce böyle alırız. Memeliler yavrularını her durumda dokunarak uyarırlar. Yeni doğmuş bebeğe ve küçük çocuğa her türlü dokunuş, sağlıklı fiziksel ve davranışsal gelişimleri açısından son derece yararlıdır. İnsanların sağlıklı duygusal ilişkiler veya sağlıklı sevgi ilişkileri geliştirebilmesi için dokunarak uyarım çok temel bir önem taşır. İnsanın sevgiyi öğretilerek değil sevilerek öğrenmesi daha muhtemel görünüyor. Keza hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden, fiziksel temasın büyüme hormonunu üretimini başlattığı, kilo alımını ve gelişimi teşvik ettiği biliniyor.

Deney ve araştırmalardan yola çıkılarak; son yirmi yıldır çocuk gelişimi ve sinirbilim (nörobilim) alanında yapılan çalışmalar, çocuğun gelişiminde sevginin vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu ebeveynle yaşanan besleyici duygusal etkileşimlerin insan beyni gelişimi için elzem bir gereklilik olduğunu ortaya koydu. Kucağa alınan ve öpülen bebeklerin duygusal hayatı, uzun süreli fiziksel temastan yoksun büyüyenlere kıyasla daha sağlıklı (zengin) olmaktadır. Fiziksel temas sevginin en güçlü seslerinden biridir, “Seni seviyorum” diye bağırır adeta. Çocuğunuzun birincil ihtiyacı niteliğindeki sevgi ihtiyacını karşılayarak duygu deposunu sevgiyle doldurmalısınız. Çünkü sevildiğini hisseden çocuğun disipline edilmesi, eğitilmesi daha kolaydır. Her çocuğun hayatta karşılaşacağı güçlüklere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak duygusal güce (olgunluğa) gereksinim duyduğu bir duygusal deposu vardır. Anne babalar olarak bizlerin de çocuklarımızın duygu depolarını tam kapasitelerini kullanabilecekleri biçimde doldurmamız gerekir. Çocukların dokunmaya olan gereksinimleri yaşamlarının ilk birkaç yılında daha fazladır. Bu yüzden anne babalar çocuklarının duygu depolarını ne kadar dolu tutarlarsa, çocukların özgüvenleri o kadar yüksek ve duygusal gelişim düzeyleri de o kadar ileri olur. Saçını okşamak, omzuna dokunmak, sırtına, dizine hafifçe vurmak, gelişmekte olan çocuğa yapılacak anlamlı sevgi gösterileri olacaktır. (3)

Dokunuşun, göz göze bakışın, gülümsemenin, konuşmanın, kucaklamanın, okşamanın, sarılmanın, öpmenin çocuğun duygusal gelişiminde yeri doldurulamayacak sevgi ifadeleri olduğunu; bunların yokluğundaysa çocuğun duygusal gelişiminde aksaklıklar meydana geldiğini artık biliyoruz. Çocukluğunda doya doya sevilmiş, anne-baba sevgisine doymuş bir çocuğun sakin, bilinçli, huzurlu ve güler yüzlü bir yetişkin olma ihtimalinin daha yüksek olacağı ileri sürülür. Dokunma, bir insana “sen benim için önemlisin seni yalnız bırakmayacağım,” mesajını verir. Hiçbir söz, bu mesajı dokunma kadar etkili olarak ifade edemez. (4)

 

(1) Harari, Y. N. (2017). Homo Deus. Kolektif Yayınları, İstanbul.

(2) Mate, G. (2014). Vücudunuz Hayır Diyorsa: Duygusal Stresin Bedelleri. İletişim Yayınları, İstanbul

(3) Cüceloğlu, D. (2016). Geliştiren Anne Baba. Remzi Kitabevi, İstanbul

(4) Chapman, G. (2003). Çocuklar İçin Beş Sevgi Dili. Sistem Yayıncılık, İstanbul.

 

Recep KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!