Eğitimpedia Yazarı – Vahap Işık: Disleksi ve Ses Avcısı

0
577

Herkes illaki bekler, yaşamak bir beklemeler yumağı değil midir zaten? Biz özel eğitim sınıf öğretmenleri de ”birçok gelecek” bekleriz, mesela çocukları… Biz; ev, mahalle ve okullarda sosyal-akademik uyum sağlayamayan çocukları bekleriz. Tam çare olabilir miyiz peki, bundan emin değilim işte.

Sınıftaydım, açıktı cam ve bir melodi şehir gürültüsünü yararak geliyordu: Hababam Sınıfı Müziği.

”mi re mi si la si sol fa sol fa mi

fa fa mi re re fa mii sol la sol la si”

Yıl yaşlanıyordu artık, sabah deli bir rüzgâr peyda olmuş -ta karşı parktan olsa gerek- nasıl becerdiyse artık, solmak istemeyen bir çiçeği falso yaptırıp penceremin önüne düşürmüştü. O sararmak istemeyen çiçeği kaldırıp su dolu kâğıt bir bardağa koyuverdim. Birazdan yedi yaşındaki ses avcısı gelecekti ve mevsimler konusuna tekrar dalacaktık. Bugünkü dersimiz yine mevsimler idi ve mevsimlerin sıralamasını bir türlü tutturamamıştık. Şayet tanırsanız onun çok yetenekli bir çocuk olduğunu hemen fark edebilirsiniz. Ve nasıl olur da bu küçük dâhi dört mevsimciğin sıralamasını hep karıştırır, diye hayret edebilirsiniz:

Disleksi var onda.

Ses Avcısını bekliyordum. Harfleri dans eden, rakamları takla atan, sosyal hayatı akademik hayatından daha da ”taklatik” çocuğu…

”Vahap!” diye bir ses duyuverdim. Gelmişti. Kurumun en alt katından başlayan bu ses, çatı tavanına çarpıyor, kurum içinde dolaşmaya çıkıyordu. Geçtiği her yeri bir opera salonuna, bir sahneye çevirebilen cadımız gelmişti. Her zamanki gibi olaylıydı gelişi, annesi ardında, o ise önde…

Onu yakalayamazsam işim zordu, muhtemelen kendisinden daha büyük bir nesnenin ardında saklanarak hayallere dalacaktı ve sonra da bul bulabilirsen… Kalktım yerimden, annesinden kaçıveren bu küçük hanımı yakalayıverdim.

”Merhaba Ilgın.”

”Merhaba Vahap, bugün randevumuz olduğu için geldim ve ben bekletilmekten hiç hoşlanmam! Nerelerdesin sen? Okuluma da gelmedin! Sana kaç kez söyleyeceğim daha, hani beni okulumda ziyaret edecektin?!”

Kafasında ne varsa boca etmişti; sel doğuran bir yağmur gibi, eklemleri bağlanmadan yükselen bir inşaat iskeleti gibi kafasındakileri ardı ardına sıralamıştı.

Haftada ancak iki saat devlet destekli özel eğitim dersi alabiliyor, bu onun için çok az. Ben ise yılın tüm aylarında, günde sekiz saat derse giriyorum. Yıllık iznim sadece iki hafta, koşullarımız berbat. Onunla yeterince ilgilenemediğim için mahcubum.

”İlk fırsatta okuluna geleceğim,” diyorum. Açıkçası o ilk fırsatın yakın zaman ufuklarında görünmediğinin de üzülerek farkındayım. ”Hem dersimize de daha beş dakika vardı Ilgın.”

”Ben henüz saatleri öğrenemedim, haklı olabilirsin.”

Saatleri tipik yöntemlerle öğrenmekte çok zorlandığını biliyorum, ki zorlandığı için de çok zeki savunma mekanizmaları kullanabiliyor.

Bir an sustuktan sonra devam etti.

”Zaten öğrenmeme de gerek yok, bir perinin yazılar ve sayılara asla ihtiyacı olmaz!”

”Hiç mi olmaz?”

”Olmaz! Periler sadece şarkı söyleyip dans ederek sihir yaparlar!”

Sınıfa girdik. Şehri yarıp sınıfa misafir olan melodi uzadıkça uzamıştı.

”mi re mi si la si sol fa sol fa mi,

mii sool sii mi mii mii sii do re do si laa”

”Aaa, Şabanların şarkısı bu,” deyip eşlik etmeye başladı.

“nı rı nırı nırı nı, nın nını nırı nırı nıın, cip cup!..”

Yazı tahtasına yazmaya başladım sonra, ben yazarken o hece ve seslere takla attıran gözleriyle yazdıklarımı takip ediyordu.

”Ne yazıyorsun Vahap?”

”Mevsimleri…”

”Perilerin mevsimleri de bilmeye ihtiyacı yok Vahap, anlamıyor musun? Onlar sadece şarkı söyleyip dans ederek sihir yaparlar!”

”Ama bu şarkılı mevsimler… Dansı da var.”

Uyandık ilkbaharda,

Çiçek açtık, eridi karlarlarımız.

Olgunlaştık yazda, büyüdük işte…

Doldu Hababam sınıflarımız.

Sonbahar geldi sonra;

Ah yorulduk biz; ıslandık, üşüdü burunlarımız.

Kış geldi şimdi de, uyumalıyız;

Bir daha uyanmak üzere vedalaşmalıyız.

Buraya kadar ağır ağır birkaç kez beraber söyledik, hemen ezberlemişti, ezberlemek de laf mı efendim, küçük hanım antik zaman sanatçılarını imrendirecek kadar ustalıkla dans da ediyordu. Sonrasında coştuk.

Dört mevsim vardır bir yılda,

İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış…

Bir yılda dört mevsim vardır, a canım,

Bunlar: ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış…

Çocukların öğrenmesi gereken ne varsa yeteneğine göre kanalize etmek gerekiyor. Mesela Ilgın… Sesler ve ritimlerle daha baskın düşünebiliyor, farklı sesleri algılamakta hiç zorlanmıyor, ritmik ve tonsal kavramları algılaması ve bunu pratikte kullanabilmesi, sesin her türlüsüne ise oldukça duyarlı olması çok ilgi çekici. Müziksel/Ritmik Zekâsı bir harika Küçük Hanım’ın öğrenebileceği ne varsa bir besteye yerleştirip ona sunun, o zaman öğrenebilir. Aksini denediğinizde karşılıklı bir ıstırap yaşarsınız. Gülümsemeyi ve yetenekleri es geçmeyin, karşılıklı mutlu kalın.

 

Vahap Işık

Özel Eğitim Sınıf Öğretmeni, Eğitim Koordinatörü

[email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here